Sıfır beş yaş grubu

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Pazartesi, Mayıs 4 2026
Paylaş
X Post
Sıfır beş yaş grubu


“Çocuklarda 0-5 yaş  grubu  önemlidir. Bu dönemde kazanılan ruhî  yapının daha sonra değişmesi oldukça zordur. Bu, müsbet mânâda da menfi mânâda da böyledir. Rahmetli Nâhid Dinçer’i ölüm yatağında ziyarete gitmiştim. Bana 0-5 yaş grubunun önemi ve mutlaka kreşlere el atılması gerektiği hususunda uzun uzun izahlarda bulunmuştu. Belki anlattıkları bilinen şeylerdi; ama ölüm yatağında bir  insanın herşeyi bırakıp bu mevzu üzerinde hassasiyet göstermesi cidden beni çok duygulandırmıştı. Zaaflar, insanda küçükken başlar. Mesela çocuk, 5 yaşında çalmaya alışır; 12-13 yaşında âşık olur; 25 yaşındayken de ona göre işler yapar. Ama hakikatı idrak ettiği anda doğru yola girerse, kısa zamanda veli olabilir. Zira, bunca yıldır üzerinde yaşadığı alışkanlıklarını ve zaaflarını bir anda terk etmiştir. Bir başka misal: Bazı insanlarda, kendisini uykusuz bırakacak derecede şehevî güç vardır. Böyle birisi, iffeti  ile yaşar ve harama hiç girmezse, bir anda dikey olarak veliliğe yükselebilir. Öyle zannediyorum ki, normal bir insan ancak 10 yıllık gece ibadetiyle o dereceye ulaşabilir. Çocuklarımıza şu dört şeyi telkinde katiyen kusur edilmemelidir: 1-İhlas, 2-Hizmet şuuru, 3-Yaşadıkları devrin idraki, 4-Engelleyicilere ve her türlü engele karşı başarılı olma yollarını bilmek.

“Yarınları kendilerine emanet edeceğimiz gençler, eğer iradeleriyle var olma yolunda ciddi bir terbiye almaz veya alamazlarsa, diğer canlılar gibi, hatta daha aşağı bir seviyede, şehvet, hiddet, hırs misilli alçaltıcı hislerin ve yetiştiği çevreden aldığı fena huyların baskısı altında kalır giderler. Kalır gider de, bir daha da bu mahkûmiyette kurtulamazlar. Şehvet, öfke, hırs ve veraset kanunlarının (genetiğin)  insan üzerindeki tesiri o kadar ciddi ve ağırlıklıdır ki; pedagojinin en yeni esaslarına göre, çok iyi terbiye görmek gençlerde bile az çok kendisini hissettirmekte ve onları yanlış yollara yönlendirmektedir.

“TERBİYE; insanın, hayvanî temâyülleri sebebiyle değişik çıkmazlara sapmasını engelleyen en önemli bir settir. İnsanların hareket ve faaliyetlerinin hududunu tayin ederek onun başıboş bırakılmasını ve dolayısıyla da yozlaşmasını önler. Aynı zamanda terbiye, insanın beraberinde dünyaya getirdiği kabiliyetleri de inkişaf ettirir; onun  ruhundaki meknî, potansiyel gücün ortaya çıkmasına yardımcı olur.

“Hedef ve gayesi belirlenememiş bir tâlim ve terbiye sistemi, nesilleri şaşkına çevireceği gibi, nelerin nasıl öğretileceği ve terbiyede takip edilecek usul ve metod bilinmeden, gençlerin kafa ve ruhlarına yerleştirilen şeyler de, onları sadece birer bilgi hammalı yapacaktır.

“Çocukluk dönemimize ait o hakikat ve rüya karışımı dünyalar, bugünkü hayatımız için âdetâ bir kanaviçe gibidir. İstikbaldeki bütün icadlarımız, keşiflerimiz, tesbitlerimiz bu kanaviçeye göre şekillenir ve ortaya çıkarlar. Ne var ki, imkân ve şartların müsaadesizliğinden, gelişme fırsatını bulamayan meyveler gibi, bizim, o ilk, basit ve sathî bilgilerimiz; yeşerip olgunlaşma imkanını elde edemeyince de sararır-solar ve hazan vurmuş gibi yaprak yaprak dökülürler. 

“Bizler, çocuklukta ŞUURALTI  olan şeylerin farkına varamayız. Daha sonra şuuraltına yerleşen bu şeylerin birden bire hissiyatımızla kaynaşıp bütünleştiğini ve benliğimizin bir parçası haline geldiğini görür ve duyarız. Sanki çocukluk ve gençliğimizde, kaderimizin rüyalarını görüyor, sonra olgunluk döneminde de onları temsil ediyor gibi oluruz. Gerçek insanî derinliklerin, duygu, düşünce ve karakter sağlamlığı hemen her yerde geçerli bir kredi kartı mesabesindedir. İman ve izanına, kâfirce vasıf ve düşünceler bulaştıran, karakterleriyle de çevresinde her zaman Hakkın te’yid ve inayetine mazhar olamayacağı gibi, halk nezdinde itibar ve güvenirliliğini de koruması mümkün değildir. Zira Hakk da, halk da insanları, insanî vasıfları, üstün karakterleriyle değerlendirir ve ona göre mükâfatlandırırlar. Bu açıdan da, insanî değerler itibariyle fakir, karakterleriyle de zayıf kimseler çok iyi birer mümin görünümünde olsalar da büyük başarılar elde etmeleri ve elde ettikleri başarıları koruyabilmeleri; aksine iyi bir Müslüman görünümünde olmadığı halde, sağlam karakteri ve üstün insanî vasıfları itibariyle birkaç kadem ileride olanların da, bütün bütün başarısız  kalmaları mümkün değildir. Evet, Hakk’ın takdir ve mükafatı sıfatlara göre olduğu gibi, insanların hüsn-ü kabulü de bir ölçüde yine buna bağlıdır.

“Ben yıllardan beri bu Hizmete sahip çıkacak insanların gençlerden teşekkül etmesi için Rabbime dua dua yalvarırdım, yakardım ve hâlen yalvarmaya devam ediyorum. Çünkü, Hz. Ömer’e isnat edilen bir söze göre ‘genç insanı olmayan bir dâvânın ayakta durması mümkün değildir.’  Sakın ola ki, bu düşüncenin mefhum-u muhalifini ele alarak ‘İhtiyarların bu Hizmette işi yok’  gibi bir anlayışa kapılmayın. Ben böyle bir saygısızlığı irtikap etmekten Allah’a sığınırım. Fakat şu da unutulmamalıdır ki, yaşlanmış, iki büklüm olmuş insanlarla böylesi uzun bir yola çıkılmaz. Bu Hizmet, başım, gözüm, dişim demeyecek, evlâd ve iyâl, şan, şeref, şöhret, makam, mansıp peşinde koşmayacak genç, dinamik insanlar ister. Gençlik heyecanını, dinamizmini davası uğrunda kullanacak insanlar. Fakat bütün bunlar şart-ı âdidir, esbab-ı âdîdir. Yani Allah, sizlere takdir buyurmuş olduğu lütuf ve ihsanları sunarken, bu gençleri vesile olarak kullanır. Onun için hepimiz ve hepiniz Cenab-ı Hakka yönelerek Hizmeti omuzlayacak ve sonuna kadar götürecek genç insanları ihsan buyurmasını istemeli ve dua dua yalvarmalıyız.”  (Muhterem M. Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbetlerinden derlenmiştir.) 

Anaokullarına, kreşlere ciddi şekilde sahip çıkmamız gerekiyor. Çünkü çocukların şuuraltı beslenmeleri çok önemli…  Zaten  Hocaefendi de bu hususa dikkat çekiyor.