ABD basını: 'Asıl savaş henüz başlamadı, İran ABD'ye karşı büyük çatışma hazırlğında'

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Pazartesi, Ağustos 17 2026
Paylaş
X Post
İran'ın, ABD ile haziran ayında imzaladığı mutabakata rağmen daha geniş çaplı bir çatışmaya hazırlandığı öne sürüldü. Wall Street Journal'ın (WSJ) İranlı ve Arap yetkililere dayandırdığı analize göre, Tahran son iki ayda füze ve insansız hava aracı (İHA) üretimini artırdı. Ayrıca, Devrim Muhafızları'nın düzenli ordu üzerindeki etkisini genişlettiği ve bölgedeki müttefik gruplarla saldırı planları üzerinde çalıştığı belirtildi.
ABD basını: 'Asıl savaş henüz başlamadı, İran ABD'ye karşı büyük çatışma hazırlğında'

WSJ'nin haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump ile İran arasında haziran ortasında imzalanan mutabakat, Washington tarafından Hürmüz Boğazı'nı yeniden deniz trafiğine açacak ve çatışmayı sona erdirecek bir sürecin başlangıcı olarak değerlendirildi. Ancak Tahran'daki yönetim, bu anlaşmayı ABD ve İsrail'in küresel ekonomi üzerindeki baskıyı hafifleterek daha büyük bir saldırıya hazırlanmak için zaman kazanma girişimi olarak yorumladı.


Bu farklı yaklaşımlar sonucunda Tahran'ın son iki ayı yeni bir çatışmaya hazırlanarak geçirdiği kaydedildi.


İran hükümetine yakın Tahran merkezli savunma analisti Mohammad Hassan Sangtarash, WSJ'ye yaptığı açıklamada, İran yönetiminde "asıl savaşın henüz başlamadığı" görüşünün yaygın olduğunu belirtti. Sangtarash, bugüne kadarki saldırıların, daha büyük bir çatışma öncesinde İran'ın kapasitesini aşamalı olarak zayıflatma stratejisinin bir parçası olarak yorumlandığını aktardı.


Bu yaklaşım, Washington ve Tahran'ın mevcut çatışma aşamasını tamamen farklı değerlendirdiğini ortaya koyuyor. ABD yönetimi çatışmaları azaltacak bir anlaşma arayışındayken, İran yönetiminin daha sert bir müzakere çizgisine yönelmesi ve savaşa hazırlığını sürdürmesi, iki taraf arasındaki güven krizini derinleştiriyor.


İran'ın çatışmaya hazırlıklarının merkezinde Devrim Muhafızları yer alıyor. WSJ'ye göre Tahran yönetimi, Devrim Muhafızları'nın ülkenin düzenli ordusu üzerindeki etkisini artırdı. İran-Irak Savaşı'nda görev yapmış ve iç protestoların bastırılmasında rol almış deneyimli isimler kritik güvenlik görevlerine getirildi.


Bu süreçte füze ve insansız hava aracı üretiminin de hızlandırıldığı belirtildi.


İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hossein Mohebbi, temmuz ayında yaptığı açıklamada, ateşkes döneminin askeri kapasiteyi geliştirmek için kullanıldığını doğrulamıştı. Mohebbi, "Ateşkes döneminden tamamen faydalandık. Kapasitemizi geliştirdik, füze üretim hızımızı artırdık ve füzelerin isabet oranını yükselttik" ifadelerini kullanmıştı.


WSJ'nin Arap istihbarat bilgilerine dayandırdığı haberine göre, İran yönetimi yalnızca kendi topraklarındaki savunma kapasitesini güçlendirmekle kalmadı. Devrim Muhafızları'nın Irak, Yemen ve Lübnan'daki müttefik gruplarla temaslarını artırdığı ve saldırıların genişletilmesi için hazırlık yaptığı iddia edildi.


İstihbarat kayıtları, İran ile Yemen ve Irak'taki müttefik gruplar arasındaki iletişimlerde savaşın genişletilmesine yönelik stratejik bir değişime işaret etti. İranlı askeri danışmanların Yemen, Irak ve Lübnan'a gönderildiği, Yemen'deki Husilerle Suudi Arabistan'a karşı olası operasyonlar üzerinde çalışıldığı belirtildi.


Haberde, Devrim Muhafızları'nın Yemen'deki Husilere Kızıldeniz'i gören bölgelerde füze, deniz silahları ve İHA sistemlerinin konuşlandırılması konusunda destek verdiği iddia edildi. Ayrıca, İran'ın Husilere Suudi limanları ve enerji tesislerini içeren hedef listeleri sağladığı öne sürüldü.


Temmuz sonuna doğru çatışmalar şiddetlendi; Husiler, Suudi Arabistan destekli Yemen hükümet güçlerine saldırdı ve Babülmendep Boğazı'nı Suudi gemilerine kapattığını ilan etti. Aynı dönemde Suudi Arabistan, Irak'taki İran destekli milisleri ülkenin petrol tesislerine İHA saldırıları düzenlemekle suçladı.


WSJ'nin aktardığı yetkililere göre, İran Körfez ülkelerine yönelik de tehditler yöneltti. Devrim Muhafızları'nın, ABD'nin İran'daki enerji tesislerini vurması durumunda Körfez ülkelerinin enerji altyapısının hedef alınacağını bildirdiği ve bazı Arap ülkelerine vurulabilecek tesislerin ayrıntılı listelerinin iletildiği iddia edildi.


İran'ın ABD askerlerine yönelik saldırılarını da artırdığı belirtildi. Tahran'ın, çatışmaların nispeten sakin olduğu bir dönemde Ürdün'e beş balistik füze gönderdiği, bu saldırıdan iki hafta önce düzenlenen başka bir İran saldırısında ise Ürdün'de üç ABD askerinin hayatını kaybettiği kaydedildi.


Körfez ülkelerindeki yetkililerin, İran'ın saldırılarının kapsamının genişlemesinden giderek daha fazla endişe duyduğu belirtiliyor. İran füzelerinin bazı ABD hava savunma sistemlerini aşarak Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn'deki hedefleri daha yüksek hassasiyetle vurabilmesinin dikkat çektiği ifade edildi.


Ağustos ayında da çatışmalar devam ederken, İran'ın son iki haftada Hürmüz Boğazı'ndan geçmeye çalışan Birleşik Arap Emirlikleri'ne ait altı gemiyi vurduğu aktarıldı.


İran yönetimi aynı dönemde güvenlik ve askeri yapısında kapsamlı bir kadro değişikliğine gitti. WSJ'ye göre, askeri komuta zincirini sıkılaştırmak, iç istihbarat kapasitesini artırmak ve saldırı doktrinini güçlendirmek amacıyla yedi kritik güvenlik görevine yeni isimler atandı.


İran-Irak Savaşı döneminde Devrim Muhafızları'nı yöneten Mohsen Rezaei, ülkenin önemli karar mekanizmalarından Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterliğine getirildi. 2009'daki protestoların bastırılmasında rol oynayan Hossein Taeb ise Besic güçlerinin başına yeniden atanarak teşkilatı ülke çapında bir "halk istihbarat ağına" dönüştürmekle görevlendirildi.


İran yönetiminin önemli hamlelerinden biri de Devrim Muhafızları ile düzenli ordunun komuta yapısını birbirine yaklaştırmak oldu. Haberlere göre, iki askeri yapının kontrolü Tuğgeneral Ali Abdollahi altında birleştirildi. Abdollahi'nin geçmişte Körfez'de Amerikan üslerine ev sahipliği yapan Arap ülkelerine saldırı düzenlenmesini savunan isimlerden olduğu biliniyor.


Ahmad Vahidi, Devrim Muhafızları Genel Komutanı olarak atandı ve görevlendirme kararnamesinde kendisinden "düşmana karşı güçlü taarruz operasyonları" yürütmesi istendi. Vahidi'nin danışmanlarından General Mohammad Reza Naghdi, bir gün sonra yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızları'nın operasyonları "düşman topraklarına taşıyabilecek şekilde" hazırlanması gerektiğini belirtti.


Yaklaşık 200 bin personele sahip olduğu belirtilen Devrim Muhafızları'nın, savaşın genişlemesi halinde uygulanabilecek yeni seçenekler üzerinde çalıştığı ileri sürüldü. WSJ'nin İranlı yetkililere ve kamuoyuna yapılan açıklamalara dayandırdığı habere göre, bu seçenekler arasında önleyici saldırılar, Basra Körfezi'ndeki internet kablolarına sabotaj, Kuveyt ve Bahreyn gibi Şii nüfusun bulunduğu ülkelerde siyasi karışıklığı körükleme ve Kuveyt'e yönelik olası kara operasyonları yer alıyor.


Bu iddiaların İran tarafından resmi bir savaş planı olarak doğrulanmadığının altı çizildi.


Kuveyt yönetiminin, İran kaynaklı olası tehditleri ciddiye aldığı belirtiliyor. Mayıs başında Kuveyt güvenlik güçlerinin, kiralanmış bir balıkçı teknesiyle Kuveyt'e ait bir adaya çıktığı öne sürülen altı Devrim Muhafızları mensubunu yakaladığı aktarıldı.


Bazı İranlı siyasi figürlerin, ABD'nin İran topraklarında stratejik hedeflere saldırması halinde güney Irak üzerinden Körfez ülkelerine kara baskınları yapılabileceğini dile getirdiği de kaydedildi.


Körfez ülkelerindeki yetkililere göre, ABD ve İsrail saldırılarının İran'ın askeri kapasitesine ne kadar zarar verdiğini tam olarak belirlemek henüz mümkün değil. Ancak Devrim Muhafızları'nın yenilgiye uğratılmadığı ve İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün Tahran'ın bölgesel pazarlık gücünü artırdığı değerlendiriliyor.


Bu durumun, Körfez ülkelerini, İran'ın boğaz üzerindeki belirli bir denetimini kabul edecek olumsuz şartlara sahip bir anlaşmaya dahi razı olmaya ittiği belirtildi.


Ağustos başında İranlı diplomatların Umman ile Hürmüz Boğazı'nın kademeli olarak açılmasını sağlayacak güzergahlar konusunda anlaşmaya vardığı aktarıldı. Ancak arabuluculara göre, bu süreç Devrim Muhafızları tarafından engellendi ve İran yeniden gemilere saldırmaya başladı.


Müzakerelerde ilerleme sağlanamamasının ardından Trump yönetiminin ekonomik yaptırımlara ve ABD Donanması'nın uyguladığı baskıya ağırlık verdiği belirtildi. Washington'ın, ekonomik şartların kötüleşmesinin Tahran'ı taleplerini yumuşatmaya zorlayacağını hesapladığı ifade edildi.


Ancak, İran yönetimine yakın isimlerden gelen açıklamalar farklı bir tablo çiziyor. İran'ın baş müzakerecisi Muhammed Bagher Kalibaf'ın stratejik danışmanı Mehdi Mohammadi, mevcut durumu "fırtına öncesi sessizlik" olarak nitelendirdi.


Mohammadi, devam eden çatışmanın nedenleri arasında, savaşın ilk saldırılarında İran lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından ortaya çıkan "kuşaklar sürecek kan intikamı" düşüncesinin de bulunduğunu belirtti.