AKPM Genel Kurulu’ndan Türkiye’ye sert mesaj: Ulusötesi baskı kınandı

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Pazartesi, Haziran 29 2026
Paylaş
X Post
Strazburg’da bulunan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), geçtiğimiz hafta düzenlenen yaz oturumunda, yurt dışındaki muhalifleri susturmak için ulusötesi baskı araçlarını kullanan devletleri kınayan bir karar kabul etti. AKPM Genel Kurulu’nda 52’ye karşı 4 oyla kabul edilen rapor ve kararda, Avrupa Konseyi üyesi Türkiye’nin Çin’in hemen ardından en çok “ulusötesi baskı” uygulayan ülke olduğuna dikkat çekildi.
AKPM Genel Kurulu’ndan Türkiye’ye sert mesaj: Ulusötesi baskı kınandı

Hukuki İşler ve İnsan Hakları Komisyonu üyesi Constantinos Efstathiou tarafından hazırlanan “Ulusötesi Baskıyla Mücadele” başlıklı raporda, Türkiye’nin başta Gülen Hareketi gönüllüleri olmak üzere yurt dışındaki muhalifleri hukuk dışı uygulamalarla hedef aldığı ve INTERPOL gibi uluslararası mekanizmaları kötüye kullandığı belirtildi. Rapor, siyasi muhalifler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının sürgüne gittikleri ülkelerde bile baskıdan kurtulamadığını vurguluyor.

Freedom House verilerine göre 2014’ten bu yana 54 ülke tarafından 107 ülkede toplam 1.375 ulusötesi fiziksel baskı vakası tespit edilirken, listenin üst sıralarında sırasıyla Çin, Türkiye, Rusya, Tacikistan, Mısır, Türkmenistan, Kamboçya, Özbekistan, İran ve Belarus yer alıyor. Bu ülkelerden sadece Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi olması ayrıca dikkat çekiyor.

Kararın görüşüldüğü Genel Kurul oturumunda söz alan İspanya milletvekili Laura Castel, “Listede yer alan tek Avrupa Konseyi üye devleti olan Türkiye’nin, Rusya Federasyonu, Tacikistan, Belarus ve İran’ın yer aldığı sıralamada Çin’in hemen ardından ikinci sırada yer alması bizi dehşete düşürüyor.” ifadelerini kullandı.

Oturumda söz alan İsviçre milletvekili Fabian Molina ise, baskıların büyük bir kısmının dışarıdan geldiğini ancak “içten” de baskılar olduğunu söyledi. Molina, “Avrupa Konseyi’nin üye devletleri, Türkiye ya da Azerbaycan, muhaliflerini sınırlarının ötesinde takip ediyor. Sözleşmemizi imzalayan ve ardından yurtdışındaki kendi vatandaşlarını avlayan bir devlet, savunduğumuz her şeye ihanet ediyor. Bu kabul edilemez ve bunu açıkça söylemeliyiz.” dedi.

Şiddet yoluyla baskı: Orhan İnandı, Ahmet Dönmez ve Erk Acarer örnekleri

Raporun “Korkunun Gücü – Taciz, Tehdit veya Şiddet Yoluyla Ulusötesi Baskı” başlıklı bölümünde yer alan Türkiye kısmında, Orhan İnandı’nın Kırgızistan’dan kaçırılması, gazeteciler Ahmet Dönmez ve Erk Acarer’in bulundukları ülkelerde fiziksel saldırıya uğramaları gibi bazı somut örneklere yer verildi.

Kırgızistan’daki Sapat okul ağının kurucusu ve yöneticisi olan eğitimci Orhan İnandı’nın, Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle MİT tarafından Kırgızistan’dan kaçırılarak Türkiye’ye getirildiği, “silahlı terör örgütü kurma” suçlamasıyla 21 yıl hapis cezasına çarptırıldığı aktarıldı. İnandı’nın işkence gördüğünü ve yeterli tıbbi bakımdan mahrum bırakıldığını belirten rapor, Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın operasyonun MİT tarafından gerçekleştirildiğini kamuoyuna açıkladığını hatırlattı.

Raporda, sürgündeki gazeteci Ahmet Dönmez’in İsveç’te yaşadığı dönemde 2022’de kimliği belirsiz kişilerce saldırıya uğradığı ve baş travması geçirdiğine dikkat çekildi. Almanya’da yaşayan gazeteci Erk Acarer’in de 2021’de Berlin’deki evinin önünde üç kişi tarafından bıçaklı saldırıya uğradığı ve yaralandığı vurgulandı.

Raporda ayrıca Türkiye istihbaratının, Stockholm Büyükelçiliği üzerinden İsveç’teki gazetecileri izlediği, operasyonun büyükelçi tarafından denetlendiği ve MİT ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bilgi aktarıldığı bilgisi yer alıyor. Avrupa Gazeteciler Federasyonu’nun (EFJ) Türkiye hükümetinin sürgündeki gazetecilere yönelik bu baskısını kınadığı hatırlatılıyor. Ankara’nın Stockholm’deki faaliyetlerine ilişkin belgeleri Nordic Monitor ortaya çıkarmıştı.

Uluslararası mekanizmaların suistimali yoluyla baskı: İsmail Sezgin ve Mehmet Baltacı örnekleri

Raporun bir diğer önemli bölümünde, Türkiye’nin terörün finansmanıyla mücadele önlemlerini muhalifleri susturmak amacıyla nasıl kullandığı ele alınıyor. Bu yöntemle hedef alınan kişilerin banka hesaplarının kapatıldığı ve finansal dışlanmaya maruz bırakıldığı ifade ediliyor.

İlk olarak, Londra merkezli Hizmet Çalışmaları Merkezi Direktörü İsmail Sezgin‘in durumuna raporda yer veriliyor. Türkiye tarafından kara listeye alınan Sezgin’in adının finansal kuruluşların kullandığı World-Check veri tabanına “mahkum edilmemiş terörist” olarak eklendiği ve bunun Western Union işlemlerinin bloke edilmesinden bankaların hesap açmayı reddetmesine kadar olumsuz sonuçlar doğurduğu vurgulanıyor.

Bir diğer örnekte, Londra’da yaşayan iş adamı Mehmet Baltacı’nın benzer şekilde Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle 2020’de aynı veri tabanına eklenmesinin ardından üç ülkede ondan fazla banka hesabının kapatıldığı ve ticari faaliyetlerinin ağır darbe aldığı belirtiliyor.

Ayrıca, raporda Türk hükümetinin sadece ulusötesi baskı uygulamadığı aynı zamanda diğer ülkelerin yürüttüğü baskı politikalarına destek verdiği aktarılıyor. Türkiye hükümetinin menşe ülke hükümetleriyle ilişkilerini güçlendirmek amacıyla Azerbaycanlıların, Uygur Türklerinin ve bazı diğer Orta Asya’lı aktivistlerin hedef alınmasına yardımcı olduğunun altı çiziliyor.

Ulusötesi baskı faillerine yaptırım çağrısı

Kabul edilen karar metninde, AKPM Genel Kurulu tarafından tüm üye ve gözlemci devletlere yapılan çağrılardan bazıları şöyle:

    Ulusötesi baskıyla mücadele etmek için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak, bu yöntemleri suç sayan düzenlemeler getirmek ve ulusötesi baskıyı tanımlayan bir çerçeve oluşturmak,
    Ulusötesi baskı faillerini yasaların öngördüğü en ağır şekilde cezalandırmak, uluslararası suç niteliği taşıyan eylemlerde uluslararası ceza mekanizmalarını devreye sokmak,
    Bu tür suçlarda ulusötesi baskı unsurunu ağırlaştırıcı faktör olarak değerlendirmek,
    Magnitsky tipi yasalar veya benzer araçlarla ulusötesi baskıya karışan yabancı yetkililere, kişilere ve kurumlara hedefli yaptırımlar uygulamak,
    Ulusötesi baskıya karışan yabancı diplomat, konsolos ve yetkililere karşı persona non grata ilan etme ve vize kısıtlaması dahil tüm yasal önlemleri almak,
    İade taleplerinde ve adli yardımlaşmada ilgili devletin ulusötesi baskı sicilini dikkate almak,
    Özellikle terörle mücadele araçlarını siyasi muhaliflere karşı kötüye kullanan ülkelerden gelen sığınma başvurularında ulusötesi baskı ihtimalini titizlikle incelemek,
    Ulusötesi baskıya maruz kalan birey ve topluluklara güvenli dijital iletişim imkanı (uçtan uca şifreli hizmetler dahil) sunmak ve bu iletişimlerin güvenliğini zedeleyecek tedbirlerden kaçınmak.