Baba oğluna dedi ki...

Delikanlı olmuş oğlunu parka götüren yaşlı baba, bir ağacı göstererek “Bu ne ?” diye sordu. O da “Ağaç” dedi. Yaşlı, tekrar tekrar “Oğlum bu neydi?” diye sorunca oğul: “Baba, of be… Yeter artık. Daha kaç defa soracaksın?” diye çıkışmış. Bu sefer baba: “Oğlum hatırlıyor musun, sen çocukken buraya gelmiştik de sen bana belki 30-40 defa “Baba bu nedir?” diye bu ağacı sormuştun, ben de hiç bıkmadan her seferinde “ağaç, ağaç” diye cevap vermiştim. Ama sen üç-dört defa sorunca hemen başladın “of be baba!” demeye…
Bu ikâzı alan genç, aslında anneye babaya “of!” denilmeyeceğini hatırlayıp, “Baba haklısın ama, ben o zaman çocuktum… Lâkin şimdi sen çocuk değilsin. Kusura bakma” demiş.
** * *
Demişti ki:
“Bir yere Allah için hicret eden, kendini kurtarır.
İki yere hicret eden akrabalarını kurtarır.
Üç yere hicret eden ise istediğini kurtarır.”
** * *
Çocuklar öze-köke bağlı olarak iyi şekilde yetiştirilip yaşadıkları ülkelerin kültürleri ile entegre edilmezlerse, asimile olurlar. Bilhassa Batı kültürünün eritici ve yok edici bir güce ve özelliğe sahip… Bu takdirde biz hem neslimize yazık ederiz, hem o toplumlara faydalı olamayız. Yani yeni bir güzellik ve zenginlik katmamış oluruz. O mozaikte kendi rengimizle çiçek açamazsak, neye yararız ki?.
Ayrıca cihan çapındaki insanlık âlemindeki başarısızlıklar da bir çıkış yolu aratacaktır. “Sizin de alternatif bir programınız var mı?” diye sorarlarsa, bizim de istişareler için bir sözümü olmalıdır.
Kestanepazarı dönemi arkadaşlarımız olan bir kardeşimiz anlatmıştı:
“Rüyamda Kestanepazarı Kur’an Kursundayız. Önümde büyük bir TIR duruyor. Uzun uzun demirler bu TIR’a yerleştiriliyor. Buradan Urla’daki gemi yapma yerine yani tersaneye gidecekmiş. Gemiler orada yapıldıktan sonra Hizmet Mensupları bu gemilerle bütün dünyaya gideceklermiş.”
** * *
Külü kim yakabilir ki? Kül yanıp bittiği için artık yakılacak yeri kalmaz.
Biz İzmir İmam Hatip Okulunun üçüncü sınıfında iken 1963’te şair Ümit Yaşar Oğuzcan okulumuza gelip kitap imzalamıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla bir şiirinde şöyle diyordu:
“Biraz kül, biraz duman
O, benim işte.
Ferhat gibi yanan
O, benim işte
Ben, ben değilim
Beni sevdiğin zaman
O, Benim işte.”
** * *
Demişti ki: (H.E.)
“Kulun, tevbe, istiğfar edip Cenab-ı Hakka dönüşü O’na (c.c.) öyle memnun ve hoşnut ediyor ki, şöyle bir temsille anlatılıyor: Mesela bir adam çölde giderken yiyeceği içeceği de bineğinin üzerinde iken onları kaybettikten sonra nasıl sevinsin ve o halde dili sürçerek bir şeyler söylerse, işte ona benzer bir memnuniyet duyar!..
“Tasavvufta şatahat tabiri vardır. Biraz ölçüsüz ifadelerdir. İç ihtisaslar. Bunlar ehl-i tasavvufun sekr (manevî sarhoşluk) ve istiğrak halindeki sözleridir. Eğer uyanık haldeyken ısrar etmezlerse, kurtulurlar…”
“İslamiyeti eğer şefkatli yaşarsak hemde hümanistlerden daha iyi ortaya koyabilirsek, o zaman bir mânâ ifade edebiliriz.
“Bedir’de esir alınan düşmanlar akrabaları olan Medineli Müslümanlara dağıtılarak kalbleri yumuşatıldı. Çünkü kendileri yemedi, o esirlere ellerindekileri yedirdiler.
** * *
Arûs-ı Kur’an (Kur’an’ın Gelini Rahman Suresidir.)
Kur’an’ın Kalbi, Yasin Suresidir.
“Kim Vâkıa Suresini her gece okursa ona ebediyyen fakirlik isabet etmez (Feyzü’l-Kadir)
“Vakıa Suresini çocuklarımıza ve kadınlarınıza öğretiniz. O, bolluk ve zenginlik suresidir.”
** * *
(H.E.) “Derdini anlatmak için gelenleri, dinlemek lazım. Mücadele Suresinde Cenab-ı Hak buyuruyor ki: ‘Kocası hakkında Hz. Peygamberle mücadele eden kadını dinledi.’ Bu hususta bu âyet bize yol gösteriyor. Bilhassa zayıfları dinleyip insaf ve merhamet dairesinde haklarının yerine getirilmesi lâzım.”
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ

KADİR GÜRCAN













