NYT yazdı: Trump'ın İran'a savaş kararını aldığı toplantılarda neler yaşandı, kim ne dedi?

Okuma Süresi 18 dkYayınlanma Perşembe, Nisan 9 2026
Paylaş
X Post
ABD merkezli The New York Times (NYT) gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik savaş kararını nasıl aldığına dair çarpıcı bir habere imza attı.
NYT yazdı: Trump'ın İran'a savaş kararını aldığı toplantılarda neler yaşandı, kim ne dedi?

Haberde 11 Şubat'ta Beyaz Saray'a giden İsrail Başbakanı Netanyahu'nun aylardır ABD'yi İran'a yönelik büyük bir saldırıyı kabul etmesi için bastırdığı ifade edilerek şöyle denildi: 

"İsrail lideri, uzun kariyerinin en yüksek riskli anlarından birine hazırlanmış halde, gazetecilerin gözünden uzak biçimde, fazla bir tören yapılmadan içeri alındı.

ABD ve İsrailli yetkililer ilk olarak Oval Ofis’in bitişiğindeki Kabine Odası’nda toplandı. Ardından Netanyahu ana etkinlik için aşağı kata indi: Donald Trump ve ekibine, yabancı liderlerle yüz yüze toplantılar için nadiren kullanılan Beyaz Saray Durum Odası’nda İran hakkında son derece gizli bir sunum yapılacaktı."

Odada kimler vardı?

Netanyahu'nun beraberinde İsrail istihbarat servisi Mossad'ın direktörü David Barnea'nın ve İsrailli askerî yetkililerin de olduğu ifade edilen haberde odada aynı zamanda Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanları Komitesi Başkanı Dan Caine ve CIA Direktörü John Ratcliffe de yer alıyordu. Odada bulunanlar arasında Trump'ın damadı Jared Kushner ve İranlılarla müzakereleri yürüten Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da bulunuyordu. 

JD Vance, Azerbaycan'daydı

Toplantı, sızıntıları önlemek amacıyla bilerek küçük tutulmuştu. Kabinedeki diğer üst düzey bakanların bundan haberi yoktu. Başkan yardımcısı da toplantıda yoktu. Habere göre ABD Başkan Yardımcısı JD Vance o sırada Azerbaycan’daydı ve toplantı o kadar kısa sürede planlanmıştı ki zamanında geri dönmesi mümkün olmadı.

NYT, "Netanyahu’nun önümüzdeki bir saat içinde yapacağı sunum, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’i dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde büyük bir silahlı çatışmaya sürükleyecek sürecin belirlenmesinde kritik rol oynayacaktı. Ayrıca, takip eden günler ve haftalarda Beyaz Saray içinde, daha önce kamuoyuna yansımamış bir dizi tartışmayı tetikleyecekti; bu tartışmalarda Donald Trump, İsrail’le birlikte İran’a saldırma kararı vermeden önce seçeneklerini ve riskleri tarttı." diye yazdı. 

Habere göre 11 Şubat’ta Durum Odası’ndaki bu toplantıda Netanyahu "son derece güçlü bir şekilde argümanlarını ortaya koydu"; İran’ın "rejim değişikliği için olgunlaştığını" öne sürdü ve ABD-İsrail ortak bir operasyonunun "İran İslam Cumhuriyeti’ne son verebileceği" inancını dile getirdi.

Ülkenin başına geçebilecek potansiyel liderlerin yer aldığı kısa video izletildi

Hatta İsrailliler, Donald Trump’a, sert çizgideki yönetimin devrilmesi halinde ülkenin başına geçebilecek potansiyel yeni liderlerin yer aldığı kısa bir video izlettirdi. Bu isimler arasında, İran’ın son şahının sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi de bulunuyordu. 

NYT'ye göre Netanyahu ve ekibi, neredeyse "kesin bir zaferi işaret ettiğini ileri sürdükleri koşulları" sıraladı: İran’ın balistik füze programı birkaç hafta içinde yok edilebilirdi. İran'da yönetim öylesine zayıflayacaktı ki Hürmüz Boğazı’nı kapatamayacak ve İran’ın komşu ülkelerdeki ABD çıkarlarına darbe vurma ihtimali asgari düzeyde kalacaktı.

Kürt grupların kara cephesi açması da gündeme getirildi

Ayrıca, Mossad’ın istihbaratına göre "İsrail istihbarat teşkilatının ayaklanma ve isyanları teşvik etmesiyle" İran içinde sokak protestoları yeniden başlayacaktı ve yoğun bir bombardıman,  İran muhalefetinin rejimi devirmesi için gerekli koşulları yaratabilirdi. İsrailliler ayrıca, İranlı Kürt grupların Irak’tan sınırı geçerek kuzeybatıda bir kara cephesi açma ihtimalini de gündeme getirdi; bunun rejim güçlerini daha da zorlayarak çöküşü hızlandıracağı savunuldu.

NYT, "Netanyahu sunumunu kendinden emin, tekdüze bir tonla yaptı. Bu yaklaşımın odadaki en önemli kişi olan ABD başkanında karşılık bulduğu anlaşılıyordu." diye yazdı. Ardından Trump, Başbakan'a dönerek "Bana iyi geliyor" dedi. Bu, ortak bir İran operasyonu için bir yeşil ışık anlamına geliyordu. 

Toplantıdakiler operasyonun olası risklerini sorduğunda Netanyahu bunları kabul etti, ancak tek bir temel noktayı vurguladı. NYT'nin aktardığına göre Netanyahu, "hareketsizliğin riskleri, harekete geçmenin risklerinden daha büyük" diye düşünüyordu. Netanyahu; İran’a saldırının ertelenmesi ve ülkeye füze üretimini hızlandırma ve nükleer programı etrafında bir dokunulmazlık kalkanı oluşturma fırsatı tanınmasının, eylemin maliyetini daha da artıracağını savundu.

Netanyahu'nun sunumu ABD istihbaratını alarma geçirdi

Netanyahu’nun sunumları ve Trump’ın bunlara verdiği olumlu tepki, ABD istihbarat topluluğu için acil bir görev yarattı. Analistler gece boyunca çalışarak İsrail heyetinin başkana aktardıklarının ne kadar uygulanabilir olduğunu değerlendirmeye koyuldu.

ABD istihbarat analizinin sonuçları ertesi gün, 12 Şubat’ta, Durum Odası’nda yalnızca Amerikalı yetkililerin katıldığı başka bir toplantıda paylaşıldı. Donald Trump gelmeden önce iki üst düzey istihbarat yetkilisi başkanın yakın çevresine brifing verdi.

ABD istihbaratı hangi hedeflere "gerçeklikten kopuk" dedi? 

Bu istihbarat yetkilileri, ABD’nin askeri kapasitesi konusunda derin uzmanlığa sahipti ve İran sistemini ile içindeki aktörleri çok iyi tanıyordu. Netanyahu’nun sunumunu dört başlığa ayırdılar. İlki “baş kesme” (decapitation) yani Ayetullah Ali Hamaney'in öldürülmesi. İkincisi, İran’ın güç projeksiyonu kapasitesinin ve komşularına tehdit oluşturma kabiliyetinin felce uğratılmasıydı. Üçüncüsü, İran içinde bir halk ayaklanmasıydı. Dördüncüsü ise ülkeyi yönetmek üzere seküler bir liderin iş başına getirilmesiyle rejim değişikliğiydi.

ABD’li yetkililer, ilk iki hedefin Amerikan istihbaratı ve askeri gücüyle gerçekleştirilebilir olduğu değerlendirmesinde bulundu. Ancak Netanyahu’nun planının üçüncü ve dördüncü ayağının gerçeklikten kopuk olduğu sonucuna vardılar.

Trump toplantıya katıldığında, CIA Direktörü Ratcliffe bu değerlendirmeyi kendisine aktardı. CIA Direktörü, İsrail başbakanının rejim değişikliği senaryolarını tanımlamak için "Farsvari" anlamına da gelen "gülünç, ciddiye alınamaz" ifadesi. 

ABD Dışişleri Bakanı Rubio da “Yani başka bir deyişle, bu saçmalık,” diye ekledi. Aralarında Azerbaycan’dan yeni dönen JD Vance’in de bulunduğu birkaç kişi daha söze katıldı ve rejim değişikliği ihtimaline dair güçlü şüphelerini dile getirdi.

Bunun üzerine Trump, Genelkurmay Başkanları Komitesi Başkanı Caine’e döndü ve "General, siz ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. General Caine, “Efendim, bu benim tecrübeme göre İsraillilerin standart iş yapma biçimi. Abartırlar ve planları her zaman yeterince geliştirilmiş olmaz. Bize ihtiyaç duyduklarını biliyorlar, bu yüzden agresif biçimde pazarlıyorlar.” dedi. 

Trump, bu değerlendirmelere rejim değişikliğinin "onların sorunu" olacağını söylerek yanıt verdi. NYT'ye göre bununla İsraillileri mi yoksa İran halkını mı kastettiği net değildi. Ancak sonuç olarak, İran’a karşı savaşa girip girmeme kararının, Netanyahu’nun sunumunun 3. ve 4. bölümlerinin gerçekleştirilebilir olup olmamasına bağlı olmayacağı açıktı.

Trump’ın 1. ve 2. hedeflere, yani ayetullahın ve İran’ın üst düzey liderlerinin öldürülmesi ile İran ordusunun dağıtılmasına, hâlâ büyük ilgi duyduğu görülüyordu.

Askerler uyarmış

Ayrıca Caine, Trump ve diğerlerine, İran’a karşı büyük çaplı bir harekâtın ABD’nin silah stoklarını ciddi biçimde tüketeceğine dair endişe verici askerî değerlendirmeler sundu. Bu stokların hızla yenilenmesine dair net bir yol görmüyordu.

Caine ayrıca Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanmasının son derece zor olduğunu ve İran’ın burayı kapatma riskine dikkat çekti. Trump ise rejimin bu noktaya gelmeden önce teslim olacağı varsayımıyla bu ihtimali küçümsemişti. NYT'ye göre Başkan, bunun çok hızlı bir savaş olacağını düşünüyor gibiydi. 

Savaşa giden süreçte General Caine’in rolü, askeri danışmanlık ile başkanlık karar alma mekanizması arasındaki klasik gerilimi yansıtıyordu. Başkanın ne yapması gerektiğini söylemenin kendi görevi olmadığını, bunun yerine seçenekleri ve bunların olası riskleri ile ikinci ve üçüncü derece sonuçlarını sunmakla yükümlü olduğunu sürekli yinelediği için, bazı dinleyenlere aynı anda tüm tarafları savunuyormuş gibi görünebiliyordu.

En yakınındaki isimler ne düşünüyordu? 

Kabine içinde, İran’a karşı askeri bir harekâtın en güçlü savunucusu Pete Hegseth idi.

Marco Rubio ise meslektaşlarına çok daha kararsız olduğunu ifade etti. İranlıların müzakere edilmiş bir anlaşmayı kabul edeceğine inanmıyordu, ancak tercihinin tam ölçekli bir savaşa başlamak yerine “maksimum baskı” kampanyasını sürdürmekten yana olduğunu belirtti. Bununla birlikte Rubio, Donald Trump’ı operasyondan vazgeçirmeye çalışmadı ve savaş başladıktan sonra yönetimin gerekçesini tam bir inançla savundu.

Susie Wiles, yurt dışında yeni bir çatışmanın ne gibi sonuçlar doğurabileceği konusunda endişeliydi; ancak büyük toplantılarda askeri konularda güçlü şekilde görüş bildirme eğiliminde değildi. Bunun yerine, bu ortamlarda danışmanları görüş ve kaygılarını başkanla paylaşmaya teşvik etti. Wiles, birçok başka konuda etkisini hissettirse de, Trump ve generallerle aynı odada bulunduğunda geri planda kalmayı tercih etti. 

Buna rağmen Susie Wiles, meslektaşlarına ABD’nin Orta Doğu’da yeni bir savaşa sürüklenmesinden endişe duyduğunu söylemişti. İran’a yönelik bir saldırı, ara seçimlerden aylar önce benzin fiyatlarının hızla yükselmesine yol açabilecek bir potansiyel taşıyordu; bu da Donald Trump’ın ikinci döneminin son iki yılının başarılarla mı yoksa Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların soruşturmalarıyla mı geçeceğini belirleyebilirdi. Ancak sonuçta Wiles operasyona destek verdi.

Şüpheci Vance

Trump’ın yakın çevresinde İran’la savaş ihtimalinden en fazla kaygı duyan ve bunu engellemek için en çok çaba harcayan kişi başkan yardımcısıydı.

JD Vance, siyasi kariyerini tam da o anda ciddi biçimde gündemde olan türden askeri maceracılığa karşı çıkarak inşa etmişti.

Vance, İran’a karşı rejim değişikliği hedefli bir savaşın felaket olacağını düşünüyordu. Tercihi hiç saldırı yapılmamasıydı. Ancak Trump’ın bir şekilde müdahale edeceğini bildiği için daha sınırlı bir eyleme yönlendirmeye çalıştı. Daha sonra başkanın büyük ölçekli bir harekâta kararlı olduğu netleştiğinde ise hedeflere hızlı ulaşma umuduyla bunun ezici güçle yapılması gerektiğini savundu.

Meslektaşlarının önünde Vance, İran’a karşı bir savaşın bölgesel kaosa ve sayısız can kaybına yol açabileceği uyarısında bulundu. Ayrıca bunun Trump’ın siyasi koalisyonunu parçalayabileceğini ve “yeni savaş yok” vaadine inanan seçmenler tarafından bir ihanet olarak görüleceğini söyledi.

Vance, yakın çevresine, rejimin varlığı söz konusu olduğunda İran’ın nasıl karşılık vereceğini hiçbir askeri öngörünün tam anlamıyla hesaplayamayacağını söyledi. Böyle bir savaşın kolaylıkla öngörülemez yönlere savrulabileceğini vurguladı. Ayrıca sonrasında barışçıl bir İran inşa etme ihtimalinin düşük göründüğünü düşünüyordu.

Tüm bunların ötesinde belki de en büyük risk şuydu: Hürmüz Boğazı konusunda avantaj İran’daydı. Büyük miktarda petrol ve doğalgaz taşıyan bu dar su yolu kapanırsa, ABD içinde başta benzin fiyatlarının yükselmesi olmak üzere ciddi sonuçlar doğurabilirdi.

"Ayetullah gündüz vakti, yer üstünde toplantı yapacaktı"

Şubat ayının son günlerinde Amerikalılar ve İsrailliler zaman çizelgesini önemli ölçüde hızlandıracak yeni bir istihbaratı değerlendirdi. Ayetullah, rejimin diğer üst düzey isimleriyle birlikte yer üstünde, gündüz vakti, hava saldırısına açık bir konumda bir araya gelecekti. NYT'ye göre bu, "İran liderliğinin kalbine yönelik bir darbe için kısa süreli bir fırsattı; bir daha ele geçmeyebilecek türden bir hedef".

Trump, İran’a nükleer silah yolunu kapatacak bir anlaşmaya varması için "bir şans daha verdi". Bu diplomasi süreci aynı zamanda ABD’ye Orta Doğu’ya askeri varlıklarını kaydırmak için ek zaman sağladı.

26 Şubat'taki o toplantı

26 Şubat Perşembe günü son Durum Odası toplantısı başladı. Bu zamana kadar odadaki herkesin pozisyonları netleşmişti. Her şey önceki toplantılarda tartışılmıştı; herkes diğerlerinin duruşunu biliyordu. Tartışma yaklaşık bir buçuk saat sürecekti.

Trump her zamanki gibi masanın başında oturuyordu. Sağında başkan yardımcısı; Vance'in yanında  Wiles, ardından Ratcliffe, sonra Beyaz Saray hukuk müşaviri David Warrington, ardından Beyaz Saray iletişim direktörü Steven Cheung oturuyordu. Cheung'un karşısında Beyaz Saray basın sözcüsü Karoline Leavitt; onun sağında Caine, ardından Hegseth ve Rubio vardı.

Savaş planlama grubu o kadar dar tutulmuştu ki küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintisini yönetmesi gereken iki kilit yetkili, Hazine Bakanı Scott Bessent ve Enerji Bakanı Chris Wright, ulusal istihbarat direktörü Tulsi Gabbard grubun dışında bırakılmıştı.

Başkan toplantıyı açarken, "Peki, elimizde ne var?" diye sordu.

Hegseth ve Caine, saldırıların sırasını detaylı bir şekilde anlattılar. Ardından Bay Trump, masanın etrafında herkesin görüşlerini dinlemek istediğini söyledi. Planlara karşıtlığı açıkça bilinen Vance, başkana "Bunun kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum, ama eğer bunu yapmak istiyorsanız, sizi desteklerim." dedi. 

Wiles, Trump'a, eğer Amerika'nın ulusal güvenliği için ilerlemesi gerektiğini düşünüyorsa, bunu yapması gerektiğini söyledi.

CIA Direktörü Ratcliffe de "Eğer sadece yüce lideri öldürmeyi kastediyorsak, bunu muhtemelen yapabiliriz," dedi.

Hegseth dar bir bakış açısı benimseyerek İranlılarla eninde sonunda ilgilenmek zorunda kalacaklarını ve o yüzden bunu şimdi yapmalarının daha iyi olacağını söyledi. 

Daha sonra Dışişleri Bakanı Rubio, "Eğer amacımız rejim değişikliği veya ayaklanma ise, bunu yapmamalıyız. Ancak amacımız İran'ın füze programını yok etmek ise, bu başarabileceğimiz bir hedeftir." diyerek çok daha açık konuştu. 

"İptal yok, iyi şanslar"

Başkan salondakilere, "Bence bunu yapmalıyız," dedi; İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağından emin olmaları ve İran'ın İsrail'e veya bölgeye füze fırlatamayacağından emin olmaları gerektiğini söyledi.

General Caine, Trump'a biraz zamanı olduğunu, ertesi gün saat 16.00'ya kadar onay vermesine gerek olmadığını söyledi.

Ertesi gün öğleden sonra, General Caine'in belirlediği süre dolmadan 22 dakika önce, Air Force One uçağında Trump, "Destansı Öfke Operasyonu onaylandı. İptal yok. İyi şanslar." emrini verdi.