Birbirimize karşı kalp istikametini koruma

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Cuma, Mayıs 22 2026
Paylaş
X Post
Birbirimize karşı kalp istikametini koruma

Önceki yazılarda, insanlarla uyum içinde yaşama ve birlikte yaşama ahlâkının geliştirilmesi, imtihanın varlığını kabul etme ve sorgulama ve gıybet dengesi konularını bir toplumda veya toplulukta birlik ve beraberliğin sağlanması açısından değerlendirmiştik. Aynı konuya devam ediyoruz…

Fethullah Gülen Hocaefendi insanların birbirine karşı kalb istikametini korumaları gerektiğine vurgu yaparak, özellikle de gönüllüler hareketi için bunun bir vazife ve vecibe olduğunun altını çizmektedir. Buna ulaşabilmek için dikkat edilmesi gereken önemli bir husus başkalarının düşüncelerine saygı göstermektir.

Bir insan bazı meseleleri başkalarından daha iyi kavrayabilir ve görebilir ve bu olayın da farkında olabilir. Bundan dolayı, onun durduğu yerden bakmayan insanların fikirleri ve düşüncelerini kabulde ve onlara saygı göstermede zorlanabilir. Eğer bu durumda, kendi fikirlerini ısrar ile kabul ettirmeye çalışırsa, bu diğer insanların gelişimlerini bloke edebilecek ve daha başka zararlara yol açabilecektir. 

En doğruyu ve en iyisini yapmaya çalışmaktan, en doğru fikirleri ortaya koymaktan ve bunları insanlara kabul ettirmekten daha önemli bir husus, insanların idrak (anlayış) seviyesine inebilmek, onların anlayışlarını hesaba katarak hareket edebilmek ve hazır değillerse, onları tenkit edip eleştirmek değil, onların hazır hale gelmeleri için çalışmak ve bu hususta aceleciliğe düşmemektir. 

Hocaefendi’nin hayatında çok görülmüştür, O çok iyi idrak ettiği çok meseleleri cemaati hazır değilse onlara anlatmamış ve onların o meseleleri anlayabilecekleri seviyeye gelmeleri için sabırla beklemişlerdir. Hatta,10-15 yıl beklediği hususlar vardır:

“Mesela, akıl, mantık ve muhakeme kendi görüşümüzü yüzde yüz doğrulasa, riyazî kriterler aksine ihtimal vermeyecek ölçüde bizi desteklese bile, kendi düşüncemiz ve görüşümüzde diretmek karşı tarafı hafife almak demektir ve ciddî rahatsızlık doğurur. Herkesin tercih edilecek güzel yanları vardır. Eğer bunlar başkaları tarafından zamanında görülüp takdir edilmez ve alkışlanmazsa rencide olurlar. Önleri kapanır ve bir türlü inkişaf edemezler. Onun için hem kabiliyetlerin inkişafı hem de mutlak mânâda insana saygı adına bu şekilde hareket etmek gerekir. Aramızdaki vifak ve ittifaka halel gelmemesi için kendi doğrularımızın onlar tarafından anlaşılabilmesi için uzun müddet beklememiz de gerekebilir.(Kardeşlik ruhu)

Ayrıca, fikirlerin ve düşüncelerin isabetli olup olmamaları konusu da kesinlik ifade etmezler. Herkesin durduğu ve baktığı yere göre bunlar şekillenmektedir:

“Bu arada şu husus unutulmamalı; görüş alışverişine medar olan konular hakkında âyet veya hadis yoksa, herkes kendi düşünce metodlarına, hayat tecrübesine bağlı olarak bir şeyler üretiyorsa bizim düşüncemizin en doğru olduğuna kim karar veriyor? Bu açıdan başkalarının düşüncelerini kuşkuyla karşıladığımız kadar, kendi düşüncelerimize de kuşkuyla bakmasını bilmeli, “Ben yanılabilirim, sen haklı olabilirsin” diyebilmeliyiz.” (Kardeşlik ruhu)

Başkalarının düşüncelerine saygı göstermenin önündeki önemli engellerden bir tanesi de istişarelerde ve fikir alışverişlerinin yapıldığı meclislerde istişare âdâbına uygun davranmayıp, eleştirilerde terbiye sınırlarının dışına çıkılarak tartışma, kavga ve çatışma gibi başkalarına saygı içermeyen yollara başvurulmasıdır. Bütün bunların neticesinde, birbirlerine ve değerlerine hakaret etme ve birbirlerine saygı duymama o toplumların normali haline gelmiştir: 

“Söz buraya gelmişken istişare âdâbı ile ilgili bir noktaya dikkatlerinizi çekeyim; istişare ferdî, ailevî, içtimaî her türlü meselelerimizin çözümünde vazgeçilmez bir yere sahiptir. Ama istişare etmek kavga etmek değil, terbiyesizce birbirimizi eleştirmek değildir. Hele istişare hiçbir zaman tartışma demek değildir. Tartışmanın kelime olarak yüklendiği mânâ kavgadır, çatışmadır, insanın kendisine ve başkasına saygısızlık etmesidir. Televizyonlarda gördüğümüz adı üzerinde tartışma programları maalesef bizim ahlâkımıza tesir etti. Üniversitelerde görevli hocaların, devleti yönetmeye talip siyasîlerin, bürokraside yıllarını vermiş eski tabirle kocamış, tecrübeli insanların sergiledikleri manzara maalesef fikir teatisi anlamına gelen istişareyi gerçekten tartışmaya çevirdi.

Hâlbuki onun bizim dünyamızda belli âdâb ve erkânı vardı. Düşüncelerini kavl-i leyyin ile ifade etme, bunları başkalarına dayatmama, “Doğru budur, gerisi toptan yanlıştır” felsefesi ile hareket etmeme, yanlışlıkları nazara verirken incitici olmama gibi... Bakın Kur’ân-ı Kerim ifade üslubuna ait, “Başkalarının ilâhlarına bile uygunsuzca sözler söylemeyin” diyor. Unutmayın, başkalarının düşüncelerine saygılı olmazsanız, size de saygılı olmazlar. Siz saygısızlık yaparsanız saygısızlığa muhatap olursunuz.

Bir başka örnek: Sahabe-i kiram, Efendimize (sallallahü aleyhi vesellem) “Kimse anne ve babasına sövmesin, buyuruyorsunuz. İnsan nasıl kendi anne babasına söver ki?” diye taaccüp içinde sorarlar. Efendimiz bunun üzerine şöyle buyurur “Siz başkalarının anne babalarına söversiniz, onlar da kalkar sizin anne ve babanıza söver. Böylece kendi anne babanıza sövmüş olursunuz.” (Kardeşlik ruhu) 

Toplumun bütün fertlerinin bu zikredilen hakikatlerden habersiz bir şekilde, kendi fikirlerinin, arzu ve isteklerinin hayata geçmesi adına hep bencilce hareket ettikleri bir ortamda sağlıklı bir toplumdan bahsedilemez:

Kalb istikametini korumada ikinci husus feragat ve fedakârlıktır. İnsan iradî bir varlıktır. Bu açıdan her insanın kendine has düşünceleri, tercihleri, arzuları ve istekleri vardır. Onların gerçekleşmesi kimileri için hayat memat meselesidir. Kimileri içinse değil. Vifak ve ittifakın korunması ana gaye olduğuna göre bazen bazılarının düşüncelerinden feragat ve fedakârlık yapması gerekir.” (Kardeşlik ruhu)

Daha önceki yazılarda da ifade edildiği gibi, diğerlerinin gıyabında onların iyi taraflarından bahsedilmesi de kalp istikametinin oluşumuna çok katkı sağlayacaktır:

“Dostlar, kader birliği yapan insanlar birbirlerinin gıyabında onları medh u sena edici, iyi yanlarını ön plana çıkartıcı sözler söylemeli, konuşmalar yapmalı, hatta mektuplar yazmalıdır. Bunun kalb istikametini sağlama açısından şu faydası var: Eğer birisi arkadaşını başkalarının yanında medh u sena etti veya onunla ilgili destanvâri, âşıkane mektuplar yazdı ise, bir başka zaman onunla yüz yüze geldiğinde veya gıyabında konuşmak zorunda kaldığında öncekilere ters, nâsezâ nâbecâ sözler söyleyemez. Bir bakıma önceki sözler ve mektuplarla kendini bağlamıştır o. Kaldı ki gıybet de sû-i zan da haram.” (Kardeşlik ruhu)

İnşallah sonraki yazıda devam edelim…