Diplomasi ve Hizmetimiz

Bu yazımda Hocaefendi’nin ve Hizmet Hareketi’nin diplomasi yönüne dikkatleri çekmek istiyorum. Hocamız alim, vaiz yazar, eğitimci ve bir düşünür gibi vasıflarıyla daha çok tanınır. Fakat aynı zamanda bir aksiyon insanıdır. Örneğin Hocamız, eğitimin nasıl olması gerektiği ile alakalı yazılar yazdı, çok konuşmalar yaptı. Bir neslin kurtulması ile alakalı sadece fikirler ileri sürmekle kalmadı, aynı zamanda yazı ve sohbetlerinde çerçevesini çizdiği nesli meydana getiren müesseselerin ve eğitim yuvalarının kurulmasına da zemin hazırladı. Zikredilen evsafta nitelikli nesiller Allah’ın izniyle yetişti. Hocamızın fikir ve düşünceleri aksiyona dönüştü. Tarih çok alim, düşünür ve filozofa şahit oldu. Ancak bunların pek azı düşündüklerini aksiyona geçirebildiler. Dahası Hizmet Hareketi’ni besleyen fikirler, sadece Türkiye'de değil dünyanın dört bir tarafında; devlet ve milletlerinde aksiyona geçerek hayatta karşılık buldu.
Bu hareket Türkiye ile de sınırlı kalmadı, başka milletlere ve başka devletlere kadar vardı ulaştı. Bir aksiyonun veya oluşumun müesseseler vücuda getirecek şekilde başka milletlere transferi diplomatik mahareti, beceri ve münasebeti zaruri kılar. Diplomasi ister istemez bu esnada devreye girer. Şayet fikir ve düşünceler sadece kitaplarda yazılı olarak kalıp başka toplumları etkileyecek müesseselere dönüşmeselerdi diplomasiye gerek kalmazdı.
Yani Dünyanın her tarafına yayılan bu hizmetlerde ilk etapta göze çarpmasa da elmanın içindeki şeker gibi var olan diplomatik bir başarı hikayesi vardır. Hocamızın ve yakın arkadaşlarının dünyanın dört bir yanına hizmetleri taşırken elde ettikleri veya başvurdukları diplomatik hamleleri görmemezlikten gelmeyiz. Yerinde ve zamanında uygulanan diplomatik atılımlardır ki hizmetlerin neredeyse sıfır sorunla yabancı devletlerde varlığını halen daha devam etmesine olanak tanımıştır. Hizmet’te dini motiflerin ağırlıklı olması ve Hocamızın dinimizi referans alması onun diplomasideki başarılarının görülmesine ve bir yol olarak tarafımızdan takip etmemize mâni olmamalıdır.
İlk önce İsrafil Balcı’nın “Hz. Ömer Döneminde Diplomasi” kitabına göre diplomasi nedir, ne değildir ona bir bakalım:
Diplomasi yabancı millet devlet ve toplumlar arasındaki toplum menfaatini korumaya dayalı diyalogları ve münasebetlerin tümünü kapsar. Buna uluslararası ilişkileri kapsar da diyebiliriz. Diplomasi, uluslararası hukukta, münasebetlerde cereyan eder.
Diplomasinin “diploma” ile alakası vardır. Diploma ikiye katlanmış kağıt demektir. Eski Yunan ve Roma’da tüm resmi evraklara katlanış biçiminden dolayı “diploma” denirdi.
1796’da Edmund Burke, diplomasiyi devletler arası ilişkilerin yürütülme süreci olarak değerlendirmiş ve bu süreçte gösterilen maharet, beceri, taktik ve stratejiler anlamında kullanmıştır. Harold Nicolsan’a göre de diplomasi “görüşme sanatı” anlamındadır. W. Macomber, diplomasinin melek ve şeytan oyunu olduğunu ileri sürmüştür.
Günümüzde dış politikalarını askeri güce dayandıran devletlere pek güvenilmemektedir. Diplomasi ile devletler uzlaşma zemini bulur ve çıkarlarını korurlar. Diplomasinin en temel hedefi budur diyebiliriz.
Dolayısıyla bir diplomatın en önemli özelliği karşı tarafı inandırma ve ikna etmede sergilediği ustalık beceri, maharet, taktik, strateji, niteliklerine sahip olmasıdır.
Diplomasi Sümerlere kadar varır dayanır.
Eski Yunanlılar savaşlardan istenen neticeyi elde edemediklerinde diplomasiyi kullandılar. Eski Yunan’da hakeme başvurma, ticari ilişkilerde resmi görevliler anlaşma ve ittifaklar açık diplomasi, diplomatik dokunmazlık gibi diplomasinin hemen her unsuru mevcuttu. Elçiler gittikleri memleketlerde güven mektubu sunar ve geliş amaçlarını yüksek bir tepeye çıkarak ilan ederlerdi. Onlara göre bir elçide gür ses ve rahat konuşma özelliği olmalıydı. Uluslararası anlaşmalar onlara göre kutsaldı. Bundan dolayı Yunanlılar, anlaşma metinlerini yani kazınan taşları mabetlerinde muhafaza ettiler.
Romalılar diplomasiyi askeri güce göre şekillendirdiler. Roma’ya göre anlaşmaların ihlali ve savaş halindeki bir devlete yardım etmek savaş sebebiydi. Gönderilen elçinin masraflarını Romalılar elçinin gittiği ülkeden alırlardı. Romalılara göre kendilerinden olmayanlar barbardı. Roma’nın devamı hükmündeki günümüzün Batı devletlerinin pek çoğu özellikle Amerika’nın kullandığı diplomasi ile Romalılarınkinin birbirine benzediğini görüyoruz.
Başka ülkelerin elçilerini işlerine gelmezse casuslukla suçlayabilirlerdi. Sınır dışı edebilirlerdi. Roma’da dış ilişkileri ayarlayan Fetialler grubu vardı. Dışişleri Bakanlığı gibi bir şeydi bu.
Bizans'ta Diplomasi:
Onlar daha çok güç yerine diplomasi silahını kullanmayı tercih ettiler. Bizanslı idareciler için diplomasi bir oyun entrika ve şantaj aracı olarak görülürdü. Elçilerin gittikleri ülkelerde uymaları gereken talimatlar bile hazırladılar. Mesela elçiler misafir gittikleri ülkeleri olumsuzlukları eleştirmemeli ve daima nazik davranmalıydılar. Gözlemci diplomat uygulamasını onlar başlattı. Böl parçala yönet taktiğinin mimarıdırlar. Feridun Ergin’e göre Bizans Devleti bu kadar uzun yaşamasını diplomasiye borçludur.
Yabancı diplomatlara gayet nazik davranır, hediye veya rüşvet verir, siyasi evlilikler yapabilirlerdi. Gelen elçiler için misafirhaneler tertip ettiler. Yemek törenleri düzenlediler. Diplomaside yalana baş vurabilir, gerekirse anlaşmaları ihlal de edebilirlerdi.
Onların diplomasilerinde müthiş bir ikilem vardı.
Peygamberimiz (sav) ve Diplomasi:
Evet, görüyoruz ki diplomaside menfaatleri koruma ve düşmanı etkisiz hale getirmek için her yol meşru idi. Fakat ahlaka dayalı, meşru veya şeri çerçevede cereyan eden bir diplomasinin mümkün olduğunu Peygamberimizden (sav) öğreniyoruz. Diplomatik ilişkiler Peygamberimizin(sav) peygamberliği ile başladı.
Efendimiz (sav) Medine’de devlet oldu. Ve Kızıldeniz sahili boyunca uzanan Damra, Müdliç ve Eslem Oğulları gibi kabilelerle dostluk ve saldırmazlık anlaşmaları imzaladı. Bunun çok maslahatları vardı. Efendimiz (sav) bu strateji ile Mekkeli müşriklerin Medine çevresinden partner bulma ihtimalini azalttı.
Damra Oğulları ile üçüncü bir düşmana karşı beraber hareket etmek üzere anlaştılar. Gıfar Oğulları ile de bu türden bir anlaşma yaptı. Mekke’nin fethinden sonra Cuheyneliler Peygamberimizle (sav) emniyet için gelip anlaşma teklif ettiler. Eşca Oğulları da Mekkelilere uygulanan ambargodan zarar gördüklerini belirterek bu meseleye bir çözüm bulmak istediler.
Peygamberimizin (sav) bölgesel ittifakları zamanla diplomatik zafere dönüştü. Diyalog üzerine kurulan bu ittifaklarla Peygamberimiz (sav) çoğalttığı dostları ile düşmanlarına karşı tabi ve doğal bir savunma kalkan oluşturdu.
Medine'ye gelen elçilerin yeme ve barınma ihtiyaçlarını Müslümanlar karşıladı. Elçiler resmi konut evinde kaldılar. Eyyüp el Ensari gibi sahabelerin evleri yabancı konuklar için kullanıldı. Peygamberimiz (sav) hemen her akşam elçileri ziyaret eder ve onlarla yemekli toplantılara katılırdı. Elçiler için Mescidin kenarında çadır kurulduğu da oldu. Peygamberimiz ve Müslümanlar Onlara hep nazik davrandı. Ashabına da nazik davranmalarını tembih etti. Uğurlarken de onlara yolluklar verdi. Gelen elçilerin huzura çıkması sırasında onlara adap öğreten Efendimizin (sav) hacipleri vardı.
Cahiliye Döneminde sifaret görevi Adiy bin Kab Oğullarının uhdesindeydi. Verasetle devam eden bu görevde Müslüman olana kadar Hz. Ömer bulundu. Daha sonra bu göreve Hz. Ömer’in yerine Amr bin As geldi.
O dönemde “elçiye” resül veya “sefir” de denirdi.
Elçiler Medine’de kaldıkları sürece kendilerine tahsis edilmiş resmi bir evde kaldılar. Kettani bu evin yapımında bizzat Hz. Peygamberin (sav) çalıştığını belirtir. Bunun yanında Peygamberimiz (sav) elçilerini veya misafirlerini Halit Bin Zeyd’in evinde de ağırladığı olurdu. Veya bir ara gelen yabancı misafirler için Mescidin kenarında kurulan çadırlarda konuk edildiler.
Hz. Ebu Bekir ve Muğire bin Şube gibi kimseler Efendimizin (sav) huzuruna giren elçilere teşrifatçılık yaptılar. Buna Haciplik de denirdi.
Hocaefendi’den diploması örnekleri:
Hocaefendi nerede ikamet ederse etsin ziyaretine gelen yabancılarla hep görüştü, diyalog içinde oldu. Son senelerinde Pensilvanya’da özellikle akşam namazından sonra belirlenen saatlerde yabancı misafirlerle de beraberdi. Hatta bazen kendi koltuğuna misafirini oturtur ve ona tazimde bulunurdu.
Hocamız, klasörleri dolduracak kadar yakın ve uzak dostlarına mektuplar yazdı, mektup aldı; tebrik kartları gönderdi ve cevabi kartlar aldı. Hocamızın sadece bu yönü bile kendi başına bir diplomasi başarı örneğidir. Bediüzzaman Hazretleri’nin malum olduğu üzere Kastamonu Lahikası ve Barla Lahikası gibi kitapları daha çok sevenlerine yazdığı mektuplarından ibaret olsa da aynı türden bir diplomasi örneğidir.
İftar ve Diplomasi
Hocamız iftar sofralarını her türlü yabancıya açarak ve bizden de açmamızı isteyerek Ramazan'ı bir diplomasi şölenine çevirdi.
Hocaefendi “Oruç” kitabında İftar sofralarımızı yedi yabancıya açmanın gerekliliğinden ve faydasından uzun uzun bahsetti:
“Böyle bir hareket tarzı farklı kesimler arasındaki uçurumların kapanması ve önyargıların aşılması adına önemli bir diplomasi yoktur. Hakikaten güç ve kuvvetle halledilmeyen mekanize birliklerle başa çıkılamayan pek çok problem bu yolla halledilebilir.
İnsanlık tarihi boyunca hiçbir zaman tehditle problemlerin çözüldüğü sıkıntıların hallolduğu görülmemiştir.” (Oruç Kitabı)
Bu minvalde iftar sofralarına yabancı devlet adamlarından tutun da farklı dinlerin ileri gelenlerinin davet edilmesi tam bir diplomasi başarısıdır.
Kurban ve diplomasi
Ona göre yüksek sayıda Kurban kesip dünyanın dört bucağında etlerini ikram edip hanelere girerek kalpleri ve gönülleri yumuşatmak da önemli bir diplomasidir. Zaten aynı kitabın ilerleyen kısımlarında bu konu aynı diplomatik bağlamda ele alınır:
“Nasıl ki Kurban Bayramı’nda kesilen Kurbanlar ülkemizdeki fakir insanlardan başlamak üzere Asya’dan Afrika’ya dünyanın dört bir bucağına götürülmek suretiyle milletimizin civanmertliği ve cömertlik hissi ortaya konuldu ve böylece kurban vasıtasıyla gönüller fethedilmeye başlandı...” (Fetullah Gülen, Oruç)
Pek çok kurban etlerinin dağıtımında yerel idarecilerle işbirliğinin yapılması da güzel bir diplomasi örneğidir.
Aslında yabancıların dahil olduğu eğitim müesseselerinden tutun da iftar sofraları tertip etmeye oradan Kurban eti dağıtımına kadar bütün işler diplomasi olsun diye yapılmadı. Allah rızası için dinimizin emri diye yapıldı. Fakat tüm yapılan bu ibadet ve hayırlı işlerin diplomasiye bakan tarafları vardı. Dinimizin bu ibadetler ve hayır işlerinde bize sunduğu esnekliği diplomasiye açık hale getirmek Hocamızın dahiyane bir başarısıdır. Aynı husus Peygamberimizin (sav) yabancı devletlere elçi göndermesinde de vardır. Diplomasi yolu ile Peygamberimiz (sav) devlet başkanlarını halkları ile birlikte Hakka ve Allah’a davet etti. Yani tebliğ bazen diplomatik yol usul ve yöntemlerle yapıldı.
Hatta Hz. Musa’nın Firavuna giderken “Ona yumuşak sözle konuş, belki ibret alır veya düşür” (Taha, 44) ayeti, Ha Musa’ya diplomatik yol ve yöntemlere baş vurarak tebliğde bulun demek gibidir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

HÜSEYİN ODABAŞI

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ

Neden? TCMB ABD tahvillerinin tamamını sattığını a...

Mutlak butlan kararının ekonomiye etkisi nasıl olu...

Özgür Özel Mutlak butlan'a karşı: “Size haysiyet v...

18 Kişinin banka hesaplarına el konuldu! İmamoğlu'...

Mutlak butlan'ın dünya basını nasıl gördü: "Muhal...







