Dünya Sarsılırken Gönülleri Buluşturan Sofra: Berlin’den Yükselen Uhuvvet Sedası

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Pazartesi, Mart 9 2026
Paylaş
X Post
Dünya Sarsılırken Gönülleri Buluşturan Sofra: Berlin’den Yükselen Uhuvvet Sedası

İçinde bulunduğumuz şu kasvetli günlerde, dünyanın dört bir yanından savaş, gözyaşı ve husumet haberleri gelirken; Berlin’de, Alman Protestan Kilisesi'ne (EKD) ait akademinin o nezih çatısı altında kurulan iftar sofrası, adeta asrın dertlerine derman olacak manevi bir reçete gibiydi. İslam Akademisi, Almanya’da Hizmet Hareketi’ni temsil eden Eğitim ve Diyalog Vakfı (Stiftung Dialog und Bildung), VGE e.V. ve Forum Dialog’un müşterek gayretleriyle tertip edilen bu meclis, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yıllar evvel toprağa ektiği diyalog ve hoşgörü tohumlarının, fırtınalara rağmen dünyanın dört bir yanında nasıl kök salıp çınara dönüştüğünü bizlere bir kez daha gösterdi.

Gecenin sunuculuğunu deruhte eden genç kardeşlerimiz Ahmet Daşkın ve Şefika Coşkun, söze Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin İhlas Risalesi’nde nazara verdiği o muazzam “sırr-ı tesanüd” hakikatiyle başladılar. Birbirine omuz veren dört tane “bir”in, nasıl 1111 kuvvetine ulaştığını anlattılar. Gerçekten de o salonda Hristiyan, Yahudi ve Müslüman dostlarımızla omuz omuza verdiğimizde, sarsılan şu dünyayı ayakta tutacak o manevi kuvvetin tecellisi hissedildi.

İslam Akademisi’nden kıymetli Dr. Arhan Kardaş Beyefendi, hakiki fethin kılıçla değil kalplerin fethiyle, tıpkı Hudeybiye’de olduğu gibi sulh ile müyesser olacağını anlattı. Yuhanna İncili’nden verdiği örnekle, başkasının inancına kendi konumunda ihtiram göstermenin inceliğini yansıttı.

Ardından kürsüye gelen Potsdam Üniversitesi'nden Prof. Dr. Johann Hafner dostumuz, hem İslamiyet’te hem de Hristiyanlıkta ibadetlerin iki yönüne dikkat çekti: Namaz ve oruç gibi ibadetlerin, daima zekât, sadaka ve toplumsal mesuliyet (hizmet) ile yan yana zikredildiğini hatırlattı. Kendi manevi kurtuluşumuz için çabalarken başkalarının saadetini göz ardı edemeyeceğimizi, şahsi kurtuluş ile içtimai salahın dinlerde daima bir "ikili paket" olarak sunulduğunu ifade etti.

Hele Kur'an-ı Kerim'den, Bakara Suresi'ndeki Hz. Âdem ve melekler kıssasını bir Hristiyan ilahiyatçı nezaketiyle şerh etmesi salondaki herkesi müteessir etti. Meleklerin sırf Allah’ı tesbih ederek dünyadan uzak (uzlet makamında) durduklarını; Hz. Âdem'in ise eşyanın isimlerini bilerek yeryüzünü imar etmek, dünyayı öğrenmek ve şekillendirmek üzere halife kılındığını anlattı. Yüce Allah'ın meleklere Hz. Âdem'e saygı duymalarını emretmesinin, dünyadan kopuk salt bir ibadetin yanına, dünyaya nizam veren ve insanlığa hizmet eden bir anlayışın eklenmesinin ne kadar kıymetli olduğunu gösterdiğini belirtti. İftar anının da işte bu uzletten (oruçtan) çıkıp, mahlukata ve cemiyete şefkatle, hizmetle dönme anı olduğunu ne kadar zarif ifade etti…

Humboldt Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mohammed Gharaibe hocamızın Kur'an'daki "tanışıp kaynaşasınız diye sizi kavimler halinde yarattık" sırrını hatırlatması, Hizmet felsefesinin kalbini teşkil eden o evrensel mesaja bir selam niteliğindeydi. Yunan Ortodoks Metropoliti kıymetli Piskopos Emmanuel Sfiatkos’un, gençlerin artık savaşsız bir gelecek hayal edememesinden duyduğu hüznü paylaşması içimizi yaktı. Kendi kiliselerindeki uzun oruç günlerinden bahsederek orucun bizi birbirimize nasıl kenetlediğini anlatması, ibadetlerin ve dertlerin bizi nasıl kardeş kıldığının ispatı gibiydi.

Gecenin en müessir anlarından biri de, Yahudi Cemaati’nden   Siegmund Königsberg’in kürsüye gelip Haham Nachman’a ait o meşhur İbranice ilahiyi terennüm etmesiydi: "Bütün dünya çok dar bir köprüdür, asıl mesele korkmamaktır." Ne kadar doğru… İnsanlık bugün kin ve nefretle iyice daralan bir köprüden geçiyor. Evet, bu dar köprülerden geçerken korkuya kapılmadan, birbirimizi ötekileştirmeden, sevgiyle ve muhabbetle birbirimize tutunmak zorundayız.

Barışın teorik bir lafazanlıktan çıkıp aynı sofrada ete kemiğe büründüğünü görmek, yarınlar adına ümidimizi yeşertti. Cenab-ı Hak, bu iftar sofralarında kurulan muhabbet köprülerini sarsılan dünyamıza bir selamet vesilesi kılsın. Kardeşlik, sevgi ve diyalog yolunda atılan bu adımları inayet-i ilahiyesiyle daim eylesin inşallah.