Fitne ve fetanet

Okuma Süresi 11 dkYayınlanma Pazartesi, Eylül 21 2026
Paylaş
X Post
Fitne ve fetanet


Hadis kitaplarının fitneler konusunun özel bir yeri vardır ve bölümün adı;  "Kitâbü'l-Fiten ve'l-Melâhim"dir. Çünkü hayatta iyilerle kötüler, siyahla beyaz, gece ile gündüz, düzelme ile bozulmalar yanyanadır. Hayat ve ölüm gibi. Her şeyin zıddı ile yaratıldığı bir dünyada bu zıtlar arasındaki ilişkilerin kötüye kayma durumlarında fitnelerin, imtihanların yanlışların yaşanması mukadderdir. 

Fiten, meftun, fettan hep aynı kelimeden türemiştir. Yani Arapçada kelime kökleri aynıdır. İnsanın yanlış yapmasına sebep olan aklını başından alan olaylar, hadiseler ve durumlar demektir.  

Bazen insanın aklını kadın alır. O nedenle kadınlara "fettan" denir. Bazen evlat ve mal mülk insanın aklını başından alır, yanlış yaptırtır fitne olur. Kuran; İnnemâ emvâlukum ve evlâdukum fitne(tun)(c) va(A)llâhu ‘indehu ecrun ‘azîm(un)- "Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (sınamadır). Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır." (Tegabun Suresi, 15) der. Çünkü mal ve evlatlar aklımızı çelerek ahiretle ve Rabbimizle ilgili konularda yanlış karar vermemize sebep olabilirler veya unutturabilirler. Zira akıllı insan, dünya işlerine Allah'ı ve ahireti unutturacak derecede dalmaz.  

Bazen insanın başını mevki ve makam sevgisi döndürür, fitneye düşer.  Mazisinde mahrumiyet ve fakirlik olan bazı hazımsız ruhlar, bir okul müdürlüğü seviyesini dahi hazmedemezler, başları döner. Bu nedenle mevki ve makam görünce aklı tutulan zavallıların verdiği zararı ifade etmek için atalarımız; "sonradan görme dinden dönme" demişlerdir.      

Bu nedenle fitnede Allah'ı dahası insanın kendisinin bu hayatta yolcu olduğunu, öleceğini kişiye unutturması vardır. Fakat her gün ölümle burun buruna yaşayanların semtine hiçbir mevki makam fitnesi uğramaz. Her akşam uyuduğunda, "sabah yatağımdan belki uyanamam. Ne olur olmaz son zikir kelimelerimi söyleyeyim" diyerek yatağına uzananları fitneler inşallah teğet geçer. Gönlünü Allah'a ve Onun mescitlerine, Kitaba bağlayanlara fitneler ne yapsın!  "Her gün gel nefsim son soluklarını veriyormuşsun gibi kelime- i şahadeti söyle" telkininde bulunanlara fitneler bir çizik atamaz. İnşaallah! 

 

Hepimiz insanız, aldanabiliriz. Dünyanın güzellikleri, mevkisi, makamı; parası pulu aklımızı başımızdan alabilir. İnsanların senakâr sözleri hayatımızı yalandan bir cennetin teşekkülüne sebep olabilir. Allah'ın lütfu ile ulaştığımız başarılar başımızı döndürebilir. Nokta-i istimdat nokta-i istinat olan Rahman'a (c.c) dayanmadığımızda ayaklarımız, kaygan zeminlerde bir uçtan bir uça savrulabilir. Fakat gözümüz ufukların ufku bütün kâinatın yaratıcısına bakıyor, aklımız en yakın dairemizdeki akrabalarımızın (ölen anne -babalarımız gibi) nerelere uçup gittikleri ile daima meşgulse bu kayma, bu afallama bu bayılma bir anlıktır, bir zelle gibi olur. Hz. Âdem Safiyyullah babamız gibi kayanlar düştüklerinde ayağa kalkmaya çalışarak; "Ben ettim Allah'ım sen etme!" derler tevbe kurnasına koşarlar, koşmalıyız. 

"Ben ettim Allah'ım sen etme!" 

İşte bizi fitnelerden, aldanışlardan, kayışlardan koruyacak iksirli yakarışlardan biri budur. 

Fakat bazı fitneler vardır ki çoluk çocuk veya kadın fitnesinden farklıdır. Kabaran dalgalar gibi asrı örter, zamanı önüne katar. Allah'a tevekkül ve teslim olanların dışındakiler bu tür fitnelerden kurtulamaz. Müslümanların daha çok idare etme veya parmakla gösterilme zaafına dayanır. 

"Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, kişinin mal ve makam hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir." (Tirmizî, Zühd, 43; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 456)"

Ayrılık, ayrımcılık mensubiyet ve "biz bize yeteriz" duyguları ile köpürür.  Herkes kendini, takım arkadaşlarını, grubunu, çetesini esas alır. Allah'a, ahlaka davet yerine herkes kendi takım ve arkadaş grubuna insan kazandırma sevdasına düşer.  Güçlü bir grup kurmak her mukaddesin önüne geçer. Asabiyetini bulan böyle bir fitne fırsatını bulursa dalgaları dağları dahi aşar.

Şiddetli bir grup oluşturma sevdasının yaşandığı cemiyetlerde beş vakit namaz kılsak da artık Allah (c.c) unutulur, ölüm bizden başka herkese yakıştırılır, sosyal ve beşeri münasebetlere nefs-i emmareler  veya nüfusu emmareler hakimdir. Ortalık toz dumandır. Çünkü her iki kardeş tarafın argümanları Kurani'dir, şeridir ve sünnete dayanır. Bir taraf kesin yanlış yapıyordur fakat grupların birbirlerinin aleyhindeki konuşmalarından, laflarından kimin haklı kimin haksız olduğu anlaşılmaz. 

Hariciler de Hz. Ali taraftarları gibi ayetlerle   konuşuyorlardı. Bu nedenle onlarla savaş etmekten başka çare bulamayan Ali Efendimiz Abdullah ibn-i Abbası onların üzerine ikna etmek için gönderirken sünnetten de delil getirerek konuşmasını tavsiye etti. Çünkü sünnet, daha çok soyut söylemleri içeren Kuran-ı Kerim ayetlerinin yaşam ve eylemlerimize bakan davranış kalıplarımızı somut olarak belirler. 

Evet sosyal olayları ilgilendiren fitneler yayıldığında Allah'ın hususi inayetine mazhar olanlar hariç gözler doğru yolu göremez. Kulaklar doğruyu duyamaz. Çünkü kardeşlerin ayağını kaydırmak maharet ve siyaset, hatta onları katletmek cihat olarak algılanır. Kavramlar alt üst olur.  İşte bu noktada ayrımcılığı körükleyen her nefis nesiller boyu devam eden kavga ve cinayet ve haksızlıkların vebalini boynunda taşımak zorunda kalır. Çünkü kıvılcımlara üfleyip de onlardan fitne yangınları meydana getirenlere Efendimiz (sav) lanet etti:

"Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin." (Râfeî, et-Tdvîn, III, 291; Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, II, 88; el-Elbânî, Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe, no: 3324) Kuranın ikazı hadisten geri değildir: 

"Fitne, öldürmekten daha beterdir" (Bakara, 2/191)

Şimdi kendimize gelirsek! Yıllarca aramızda fitne çıkmasına mani olan Risale -i Nur gibi eserleri okuduk durduk. İhlas risalesini hepimiz kaç sefer devirdik Allah bilir. Hele Mektubat'taki "uhuvvet risalesini" okuya okuya o bölümün yaprakları lekelendi, yıprandı. Şimdi Allah, okuduklarımızı ve dinlediklerimizi ne kadar anlayıp anlamadığımız ve hayatımıza hayat kılıp kılmadığımız noktasında bizi imtihan ediyor. Hep dışardan bir irade ile baskı ile bu işin içinde mi olduk, yoksa okuduklarımızı dinlediklerimizi içselleştirebildik mi?  İhlas Risalesine göre 'kardeşlerimizin meziyetleri ile şakirdane iftihar edersek' aramızda fitneye fesada yer kalır mı? Sait toprak olmak gerektir deyip tevazu ve mahviyette kanatlarını yerlere kadar seren bir üstadın arkasından giden bizlerin benlik ve enaniyet kavgalarına girmesi mümkün mü?

Aslında bu hayat, bu aile ve her türlü mevki ve makam ne varsa bize emanettir. Ya isteyerek veya istemeyerek aldığımız emanetleri zayi etmeden sahibine tertemiz bir şekilde geri iade edebilmek en büyük idealimizdir. Aksi takdirde bir insanın kendini bu tür emanetlerin gerçek sahibi gibi görmesi en büyük fitnedir, ne büyük aldanıştır.   

Fitneleri nasıl veya ne ile aşarız? Fitneleri peygamber fetaneti ile aşabiliriz. Aklımızı ve gönlümüzü ortaya koyarak kavgasız gürültüsüz bir hayat yaşamamız mümkündür. Ama her davranışımızda akıl ve hikmet rehberimiz olmalıdır.