Siyasetin motoru: Kan uyuşmazlığı!

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Pazartesi, Eylül 21 2026
Paylaş
X Post
Siyasetin motoru: Kan uyuşmazlığı!


İktidar ve muhalefet arasındaki kan uyuşmazlığı çok tabiidir. Hatta bu uyuşmazlık siyaset sahasını daha bir renkli, daha bir hareketli ve seçimleri de bir o kadar zevkli hale getirir. Demokrasinin insanlara sunduğu seçmen ayrıcalığının lezzeti işte buradadır. “Kan uyuşmazlığı siyasi zeminin motor gücüdür!” sözünü yazarınızın bir aforizması olarak bir yere kaydedin.


Gözünü bu iktidara açmış, rüşd döneminin eşiğindeki dostlar gibi “Mevcut iktidar giderse, yerini kim dolduracak?” mazereti psikolojik bir saplantıdır ve iyileşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Laf aramızda, Rusya'da yapılacak son seçimlerde Putin'in kazanacağı kesin ancak, Putin sonrasi için şimdiden yedi alternatif adayın kendini hazırladığı  konuşuluyor. 


Seçimlerin öne alınması meselesi ciddi bir tartışma konusu olmaktan çıktı. Şunun şurasında iki yıl var; alsanız ne olur ertelesiniz ne olur? Asıl mesele son zamanlarda Saray İç Avlusunda biriken ve akıllarınca iktidarın itibar kaybına taze kan olma hevesine kapılan siyaset aktörlerinin yoğunluğu. Parti değiştirmekten nerede ve ne zaman seçildiğini karıştırdığımız tiplere şunun şurasında iki yıl daha katlanmak gerekecek. Sonra hepsini unutacağız.


Bununla birlikte milletin kendilerine ederinden fazla kredi verdiği ve ümit bağladığı muhalefet kanadındaki siyasi aktörlerin de gözlerini Saray ulufesine dikmeleri affedilir cinsten değil. Şahsen pek ilgi göstermediğimiz, daha doğrusu kan gurubu konusunda emin olamadığımız, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın (ABB) kaç zamandır ortaya koyduğu ürkek, renksiz görünüm, dahil olduğu partinin ikiye bölünmesinden sonra daha bir seçilir oldu. Nerede duracağı konusundaki kararsızlığına hak vermekle birlikte, en kötü kararın bile kararsız ve mütereddit kalmaktan daha isabetli olduğunu bilecek siyasi tecrübeye sahip olmalıydı. Son Saray ziyareti geçen yıllar içinde böyle bir siyasi rüşde ulaşamadığını gösterdi. Üzerine yapışan ürkeklik geçici değil irsi ve kalıcıymış. Saray sonrası endişeleri köpürtenler de işte bu renksiz ve gayretsiz tipler.


Öyle ya da böyle yapılacak seçimlere kısa bir süre kala muhalefet treninden inip, ilk gelen otobüs ile yolculuğuna devam etme kötü bir tercih. İktidarın tehdid, şantaj ya da mevsimlik indirime düşmüş siyasetçilere daha güvenli bir gelecek vaadi bir şey ifade etse de muhalefetin A Takımı'nın kararlı duruşunu bozmamalıydı. Bu açıdan ABB Başkanı'nın zaten sıkış-tepiş olan Saray İç Avlusunda kendisine yer araması mazeret kabul etmez, tarihi bir hata olarak anılacak. Sayın Başkan'ın kimse ile çatışmadan Ankara Halkı'na hizmet ediyor olma stratejisi anlaşılır bir tercih ancak, iktidarın sınırsız ulufe dağıttığı bir zamanda İç Avluda görünmek hüsn-i niyetin sınırlarını fazla zorlamak olur.


Türk Halkı'nın siyasi feraset ve öngörüsü siyasi aktörlerin ulaşamadığı bir seviyededir. Ümit bağlayıp kredi verdiklerinin bu itimadı heba etmelerini asla affetmez. Siyasi duruşlarını şahsi çıkarları için heba edenlerin durumu ortada. Bahsettiğimiz Saray Avlusunda o kadar çok dahîl, sığıntı ve ikinci-el piyasa siyasetçi var ki, onlarla aynı kareye girmek, benim diyen siyasetçiler için bile kalıcı bir lekedir.


ABB Başkanı'nın Saray ziyaretini, Ankara Belediyesine ait Cumhurbaşkanı'nın imzasına bağlı bir proje hatırına olduğu mazereti, ziyaretin siyasi görüntüsünü değiştirmiyor. Havuz medyasına verdiği koz ve avantajdan sadece kendisi sorumlu. Bundan sonra “Saray'a Ankara'dan yeni bir gelin gelirse kim şaşırmasın!” espri ve alayvari takılmalarına alınıp küsmenin bir manası yok.


Saray'ın maaşlı yazarlarından biri doğru veya yanlış ABB Başkanı'nın “Kalan ömrümü hapiste geçirmek istemiyorum!” dediğini paylaştı. Söz konusu yazarın hiçbir dediğine inanmamakla birlikte, ABB Başkanı zamansız yaptığı ziyarete ikna edici bir açıklamayı kendi seçmen tabanı ile paylaşana kadar bu iddia gündemde kalmaya devam edecek.


Muhalefetin belirsizlik, bölünmüşlük ve çaresizlik içine düştüğü bir zamanda ABB Başkanı'nın, iki yıldır siyasi bir suçlu olarak içeride tutulan mevkidaşı, eski İstanbul Belediye Başkanı kadar olmasa bile makamına uygun bir dirayet göstermesi beklenirdi. Şimdiye kadar beraber gösterdikleri onurlu duruşun ucuz ve ödünç bir gelecek kaygısı ile heba edilmesinin en yakın seçimlerde mutlaka bir karşılığı olacaktır.


Halbuki, ABB Başkanı “Saray bizim yetki sınırlarımız içinde. Geçen ay ödenmeyen, elektrik, su ve çevre düzenleme ücretlerinin ödenmediğini haber aldım. Üşenmedim tahsilat için bizzat kendim geldim!” deseydi, sosyal medyanın beğeni tuşları çökerdi. Muhalefeti muhalefet yapan, siyaseti de renkli ve katlanılabilir kılan işte bu beklenmedik ters vuruşlar, değil mi?