İHD: 'Şaban Yasak' kararı derhal uygulanmalı mahkumiyetlere son verilmeli

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Cuma, Mayıs 8 2026
Paylaş
X Post
İnsan Hakları Derneği (İHD), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin tarihi “Şaban Yasak” kararına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, AİHM’in özellikle 15 Temmuz sözde darbe girişimi sonrasında Türkiye’de yürütülen ceza yargılamalarına ilişkin yapısal tespitlerde bulunduğu belirtilerek mahkumiyet kararlarının hızlı bir şekilde bozulması istendi.
İHD: 'Şaban Yasak' kararı derhal uygulanmalı mahkumiyetlere son verilmeli

AİHM Büyük Dairesi’nin kararında, ulusal yargı mercilerinin “örgüt üyeliği” suçundan verdiği mahkumiyet kararının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğine hükmettiği aktarıldı. Mahkeme ayrıca, cezaevi koşulları nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağının da ihlal edildiğini tespit etti.

Otomatik ağır ceza sorumluluğu kabul edilemez

İHD açıklamasında, “AİHM’in altını çizdiği temel husus bir kişinin yalnızca belli çevrelerle irtibatlı olduğu, belli kurumlarda bulunduğu, belli kişilerle temas ettiği ya da geçmişte yasal faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle otomatik biçimde ağır ceza sorumluluğu altına sokulamayacağıdır. Ceza sorumluluğu, her birey bakımından somut, hukuka uygun ve şüpheden uzak delillerle ortaya konulmalıdır.” denildi.

Dernek, özellikle örgüt üyeliği gibi ağır yaptırımlar doğuran suçlarda, kişinin örgütün cebir ve şiddete dayalı nihai amacını bildiği, benimsediği ve bu yapıya bilerek ve isteyerek dahil olduğunun yargı makamlarınca açıkça gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

TCK 314 belirsiz ve geniş yorumlanıyor

Açıklamada, TCK’nın 314. maddesinin belirsiz, geniş ve öngörülemez biçimde uygulanmasının ağır insan hakları sorunları yarattığı belirtildi. Yasal faaliyetler, sosyal ilişkiler, mesleki geçmiş, sendika, dernek, okul, banka veya iletişim kayıtları gibi unsurların çoğu zaman bağlamından koparılarak cezalandırma gerekçesine dönüştürüldüğü ifade edildi.

İHD, TCK 314’te “silahlı örgüt” veya “silahlı grup” kavramlarının açık bir kanuni tanımının bulunmamasının uygulamada keyfi ve genişletici yorumlara yol açtığını belirterek, maddenin hem lafzı hem de uygulamasının AİHS standartlarına uygun biçimde yeniden ele alınması çağrısında bulundu.

Cezaevi koşulları insan onuruna uygun olmalı

AİHM’in kararında Türkiye’deki cezaevlerinde uzun süredir devam eden aşırı kalabalık, kötü fiziki koşullar, yetersiz hijyen, mahpusların yatak ve yaşam alanına erişim sorunları gibi yapısal sorunlar hakkında da değerlendirme yapıldığı hatırlatıldı.

İHD, cezaevlerinde tutulan herkesin insan onuruna uygun koşullarda tutulması gerektiğini vurgulayarak, kişi başına düşen yaşam alanı, yatak, temizlik, havalandırma, sağlık hizmetlerine erişim, açık hava hakkı ve sosyal faaliyetlere katılım imkânlarının uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğünün siyasi takdire bağlı bir tercih değil, AİHS ve Anayasa’nın 90. maddesinden doğan açık bir hukuki zorunluluk olduğu vurgulanan açıklamada, Türkiye’nin başta Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Yüksel Yalçınkaya kararları olmak üzere AİHM’in bağlayıcı kararlarını uzun süredir yerine getirmemesi eleştirildi.

İHD açıklamasını şu 8 maddelik çağrıyla tamamladı:

    Yargı makamları, AİHM’in Yasak ve Yalçınkaya kararlarında ortaya koyduğu ilkeleri derhal dikkate almalı; suçun manevi unsurunun bireyselleştirilmiş ve somut delillere dayalı olarak ispatlanmadığı dosyalarda mahkumiyet pratiğine son vermelidir.
    Devam eden yargılamalarda, rutin ve yasal faaliyetlerin veya soyut irtibat iddialarının suçun unsurları yerine ikame edilmesinden vazgeçilmelidir.
    TCK’nın 314. maddesi, kanunilik, belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmeli; “örgüt üyeliği” suçunun kapsamı, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı ile masumiyet karinesini ihlal etmeyecek şekilde dar ve açık biçimde tanımlanmalıdır.
    TCK 314. Maddesi gereğince ihdas edilen ve kesinleşen mahkumiyet hükümleri bakımından, AİHM içtihadına aykırı kararların sonuçlarını giderecek etkili, hızlı ve erişilebilir yeniden yargılama yolları işletilmelidir.
    Benzer durumda olan kişilerin infaz süreçleri, telafisi imkânsız zararlar doğurmadan yeniden değerlendirilmelidir.
    Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHS ve AİHM içtihadı, iç hukuk uygulamasında bağlayıcı biçimde esas alınmalıdır.
    Türkiye, AİHM kararlarını seçici biçimde uygulama veya uygulamama pratiğinden vazgeçmeli; başta Demirtaş, Kavala, Yalçınkaya ve Yasak kararları olmak üzere tüm ihlal kararlarının gereğini eksiksiz yerine getirmelidir.
    Cezaevlerindeki aşırı kalabalık ve insan onuruna aykırı koşulların giderilmesi için acil, etkili ve denetlenebilir tedbirler alınmalıdır.

İHD, açıklamasını “Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, insan haklarını ve hukuk devletini olağanüstü dönemlerin istisnası olarak görmek değil, her koşulda korunması gereken kurucu ilkeler olarak kabul etmektir” vurgusuyla tamamladı.