Kedileri niçin yaktırmıştı?

Doğu Aktulga’nın hanımının, durmadan yavrulayan bir kedisi vardı. Bunu halletmek için Aktulga ne yapsın kediyi askeri helikopterle şehre Elazığ’a, oradan da eskortlar ile hastaneye gönderiyordu. En sonunda hastanede kediyi kısırlaştırdılar… Daha sonra Aktulga general olarak Askeri Okul Komutanı olunca, oralarda dolaşan kedileri bidonlara doldurarak yaktırıyordu.
(Bunu orada görev yapan arkadaşlar şahit olarak anlatmışlardı.)
** * *
İsmail Büyükçelebi anlatmıştı: “M. Fethullah Gülen Hocaefendi 1968 yazında ilk kamplar açılacağı zaman, Ankara’daki o zamanki, memur ağabeylerden kampın çadırlarının parasını toplamıştı. Mustafa Birlik’le, Mehmet Uslu Ağabeyler, kampın yemek kazanlarını, İstanbul’dan Ali Rıza Tanrısever’den parasız almışlardı…
“Hocaefendi, “kampın kuyusunun suyunun bitmesiyle, her şey biter” endişesiyle, kuyunun suyu azalınca, kuyuya indi. Dibini temizleyip bir kovaya dolduruyor, bizde kuyunun başında onları yukarıya çekiyorduk. Böylece kuyu temizlenmiş oldu. Sonra Hocaefendi kuyudan çıktı ve şöyle dedi:
“Kuyunun dibinde şöyle dua ettim: “Yâ Rabbi! Eğer bu kuyunun suyu tükenecek ve bu talebeler dağılacak ise, beni bu kuyunun içinden dışarıya çıkarma!..”
İsmail Büyükçelebi devamla, “Japonya’daki bir profesör, “Siz, buralara geldiniz, ağacın içine suyun yürümesi ile can geldiği gibi, sizler ile de bize ümid ve can geldi” dedi. Kore’de de benzer şekilde sözler duyuldu.
“Tayvan’dan Budist râhibeler gelmişti. Yamanlar Kolejimizde, bunlardan birisi, “Ben bu öğrencilerin yüzlerinden Kur’an’ı okuyorum.” dedi.
** * *
28 Mart 1999 pazartesi günü bayram tebriği için Mustafa Sungur Ağabeyin evine gitmiştik. Orada Kütahya Spor’un futbolcusu Celal Beyle karşılaştık. Dedi ki: “Taş ocaklarında çalışan işçilerin bulundukları yerlerde dersaneler açmak için arkadaşlar uğraştılar. Zorlandılar. Hatta ‘Olmayacak artık vazgeçelim’ bile dediler. Fakat oralarda bir Berber ile tanıştılar. Bizim arkadaşlar oradaki gençlere Üstad Hazretlerinden ve Hizmetten bahsedince hoşlarına gitmiş. “Biz de sizin sohbetlerinize gelelim” demişler. Ama “Bizden istediğiniz bir şartınız var mı?” diye sormuşlar. Bizimkiler “Hayır, bir şartımız yok” deyince, “Ama biz alkol, hatta eroin kullanıyoruz” dediler. Bizimkiler, “Biz kimsenin siyasî anlayışına, şahsına hayatına karışmayız.” dediler. Bunlar sohbetlere devam ettiler. Zamanla namaz kılmaya başladılar. Bu gençlerden birisi, bir gece sohbetten eve dönünce, annesinin ellerini ve ayaklarını öpmeye başlamış. Ama annesi “Yine bana bir şeyler yapacak” diye endişe etmiş. O, “Anne ben namaza başladım, hakkını helâl et.” demiş. Diğer aileler de evlatlarından çok memnun olmuşlar. Bizim arkadaşlara teşekkür telefonları geliyor. Tabii bu gençlerin önceden Emniyet ile başları dertte… Onun için polisler berberi basmışlar… Sonra Risale-i Nur kitaplarını görünce, polisler sevinmiş ve bunları kucaklamışlar. Hatta gençlere ‘Bir ihtiyacınız olursa, bizi arayın’ demişler. Güzel gelişmeler var.”
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

NUMAN YILMAZ YİĞİT

ERTUĞRUL İNCEKUL

HÜSEYİN ODABAŞI












