Kurban giden dış politika

M. fethullah Gülen diyor ki:
“Dış politika da bir şekilde kurban gitti. Zaten kendi itibarı sıfır, ülkeninkini de sıfırlıyor. Karıncaya basmayız, arının ölümüne ağlarız, ama zâlime de fırsat tanımayız. Zulme rıza, zulmün aynasıdır. Yaşasın zâlimler için Cehennem!.. İnsanlık dalâlet vadilerinde koşarken , koşar adımlarla Cehennem doğru giderken, onlara dur diyecek hamleler içinde olmamız lâzım. Bazıları hayatı, her şeyi zannediyor. Yiğitçe durmasını bilmeli. Bir mümin bir münafığın önünde diz çökerek özür dilemez. Kin ve nefretleri o kadar aşkın ki, eğer dünyadan yüz bulsalar; istiklâl mahkemeleri gibi ülkenin her tarafını dar ağacı ile donatırlar. Bugüne kadar Hizmetimize her darbede bir kerte vuruldu, her defasında farklı açılımlar oldu. Bu defa kerte çok derin oldu. İnşaallah açılımımızda çok engin olur.
“İnsanın iç dünyası karanlık olunca; duygular, düşünceler hep onun tesirinde kalır. Kalb yenik düşer, ruh âvâne kalır, aldanmışlık olur. İç aydınlık çok önemlidir. İç dünyası münevver, nurlu aydınlanmayınca o iç karanlık insanın bütün ufkunu karartır, yollar ışıklarla projektörlerle bile aydınlık olsa dünya der ona takılır, cismaniyet der ona takılır, bohemlik şehveti nefsâniye der ona takılır, mal-mülk der ona takılır. Enbiya’nın nurlu atmosferine takıldıktan sonra böyle bir karanlığı zulmet sayar. Fakat bir yerde baş dönünce, ayak kayınca, düz yoldan patikaya geçerler. Efendimiz (S.A.S.) ‘Yâ mukallibe’l-Kulûb, sebbit alâ dînike’ Ey kalbleri evirip çeviren Allahım! Kalbimizi dinde diyanette sâbit kıl!..” duası, bir taleptir. Efendimizin (S.A.S.) duasıdır bu. O, böyle diyorsa, bakın başınızın çaresine. Evet eksiğimize, gediğimize dikkat edelim; böylece ancak kendimize geliriz. Zikzaklarımıız, kendimizle yüzleşmeyince göremeyiz. Bunun için aydınlık bir dimağ (beyin) ister. Duygunun, düşüncenin de aydın olması gerekir. Ama meselemiz, tebessüm ile yaşamak, tebessümlü olmak, insanları memnun etmek, gönüllere akmak, bütün engelleri aşarak kelime-i tevhidi yaşatmak. Sâdıkların hâli, köpüren mağmalar gibidir, hep içten köpürür durur, insanlarla karşılaşınca tebessüm ederler. İçinde yanardağlar köpürüyor ama insanlara da tebessüm ediyor. Günümüzde insana gülmek bile haram gibi şeyler bana. Sürekli bir lâv püsküren İslâm Dünyası var. Kan-revan içinde… Böyle bir dünyaya bakarak hâlâ gülebiliyor muyuz. Gülebiliyorsak bir psikoloğa gitmemiz gerekir. Ortalık cayır cayır yanarken bir sürü mahrumiyetler varken, hak adâlet üzerine raks edilirken, hâlâ her şeyi sütliman görmek, akıl melûliyetinden kaynaklanan bir cinnet halidir, ne olduğunu bilmeyen mecnunlar vardır, akılsız insanlar vardır, akılsız insanlar kendilerindeki tuhaf halleri göremezler. Bütün bunlara rağmen tasalanmaya ve asla ümitsizliğe kapılmayın.
“Gamı, tasayı, bırak, irâden canlı ise,
Ümit kaynağı ol, olabilirsen herkese
Kulaklarını kapa, o çatlak sese
Elinden geliyorsa, kulaklarını aç, peygamberden gelen diriltici nefese
Sübhanallahi ve bi-hamdiki Sübhanallahi’l-azîm
“Namaz dinin direğidir, namaz dinin miracıdır. Din gemisini namaz yürütür. Cümle ibadetin piridir namaz. Namazsız, niyazsız insan olur mu? Namaz; namaz olsun ki, namaz kılan da Müslüman olsun… Namaz namaz… Allahım beni, bana unuttur, kendinden bahsetmeyi kerih (iğrenç) göster. Vird-i zebânımız şu olsun: ‘Allahım beni, bana unuttur, ‘Ben’ demem ayıp yâ Hû… Haktan ötürü Yaratılanı severiz. Yaratandan ötürü herkesi severiz.
“Cenab-ı Hakkın (c.c.) hatırına herkese saygılı olmalıyız… Saygı, gez, göz, arpacığımız olmalı. Allah’ın emirlerine göre hareket edelim ki, kendimize saygımız olsun.
“Allah bizleri Kendisine ibadet etmemiz için yaratmıştır. Hz. Muhammed Aleyhisselamı bir an görmezsem ölürüm diyen, Ehlullah var. Belki içimizde de vardır. Bazıları bunu kabul etmese de, kalbî ve ruhî hayatta yükselmiş, bedenî hayatı sırtından atmış, hayvaniyeti bırakmış insanlardan bahsediyorum. İmam-ı Rabbanî, Şâh-ı Geylanî gibiler Ebu Hanifeler, Muhyiddin İbn-i Ârabî ve Bediüzzaman gibiler. Bunları tenkit edenler, ruhunun ufkunu idrâk edememiş zavallılardır. Çünkü bu yüksek idrak seviyesi, hayvaniyetten çıkmış, hel min mezid ufkuna yükselmiş babayiğitlerin işidir. Hz. Mevlana Celaleddin’in dediği gibi, Allah için parça parça olmuş bir kalb olmalı ki, ben de ona içimi dökeyim. Kalbin dilini anlamayana sen ne anlatabilirsin ki?!
“Allah ile olan münasebetinizde katiyyen kırılma olmamalı. Eğer bir kırılma olursa, Allah korusun işte o zaman her şeyimizi kaybederiz. Zor durumlarda kaldığımız zaman veya sıkıştığımız sıralarda bin defa ‘Hasbünallahi ve ni’me’l-Vekil’ demeliyiz. Üstadımız Bediüzzaman da öyle derdi.
(H.E’nin özel sohbetlerinden notlar)
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

CUMA KARAMAN

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ













