Mümtaz’er Türköne: "Ekonomik Kriz Yapısal Hale Geldi, İktidar Değişmeden Çözülmez"

Siyaset bilimci ve yazar Mümtaz’er Türköne, Medyascope’taki “Anketler yanılıyor, çünkü…” başlıklı yazısında, Türkiye’de yaklaşan seçim sürecinin kamuoyu araştırmalarından ziyade siyasi ve ekonomik dinamikler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Türköne, önümüzdeki dönemde siyasetin seyrini belirleyecek üç temel başlığın “iktidarın meşruiyet kaybı, aşırı kişiselleşen siyasi rekabet ve ekonomik krizden çıkış ihtimali” olduğunu belirtti.
Anketlerin mevcut siyasi atmosferde seçmenlerin gerçek eğilimlerini ölçmekte zorlandığını ileri süren Türköne, özellikle korku, güvensizlik ve kutuplaşmanın seçmen davranışlarının araştırmalara tam olarak yansımasını engellediğini ifade etti.
“HALKIN İRADESİNİN YOK SAYILMASI BİR REJİM KRİZİNE DÖNÜŞÜR”
Medyascope’de yer alan yazısında Türköne, yazısında özellikle Üsküdar Belediyesi’nde yaşanan son gelişmeler üzerinden iktidarın “meşruiyet kaybı” yaşadığını savundu.
Yerel yönetimin seçim sonucundan farklı şekilde el değiştirdiği yönündeki algının parti tercihini aşan bir sorun olduğunu belirten Türköne, şöyle yazdı:
“Mesele parti tercihi, seçmen eğilimi değil. Yerel yönetimin sandıkla/seçimle değil de organize bir kumpasla el değiştirebildiği algısı, sandıkla/seçimle iktidar koltuğuna oturanların sahip olduğu gücü sıfırlamak için yeterli. Vurgulamak için tekrarlıyorum: Durum parti tercihi meselesi değil, halkın sandıkta tecelli eden iradesinin yok sayılması. Halkı, tercihini ve iradesini adam yerine koymamış oluyorsunuz. Seçmen için parti tercihini aşan bir kriz; çünkü doğrudan kendisi, yani halkın tercihi yönetme hakkının kaynağı olmaktan çıkmış oluyor.”
Türköne, 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptal edilerek yenilenmesini de hatırlatarak, seçmenin kendi iradesinin elinden alındığını düşündüğü durumlarda bunun siyasi sonuçlarının ağır olacağını söyledi.
Türköne şu değerlendirmede bulundu:
“Halk kendi iradesinin gasp edildiğine kanaat getirirse, ortaya bir siyasî rejim krizi çıkar. Böyle bir kriz ancak eşit rekabet koşullarında adil bir rekabet ortamında çözülür. Yoksa her şeyini borçlu olduğu meşruiyetini bir ilçe belediyesi için toprağa gömen bir iktidar ülkeyi yönetemez. Meşruiyetin yitirilmesi, binanın ana taşıyıcı kolonunun kesilmesi gibidir. İktidar yerle yeksan olur.”
“SANDIKTAN ALDIĞI MEŞRUİYETİ, SANDIĞI HİÇE SAYARAK KAYBEDEN İKTİDARLAR ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞ DEMEKTİR”
Türköne’ye göre iktidarın en büyük siyasi riski, kendi yönetme hakkının kaynağı olan sandığın anlamını zayıflatması.
Seçmenin iradesinin gasp edildiğini düşünmesinin doğrudan oy davranışına yansıyacağını savunan Türköne, yazısında şu ifadeleri kullandı:
“İktidar her şeylerini borçlu oldukları sandığın, dolayısıyla sahip olduğu yönetme hakkının anlamsız hale geldiğinin yeteri kadar farkında değil. Bu vahim durum, doğal olarak oy erimesi ile sonuçlanır. Başka herhangi bir şey için değil, sırf söyledikleri sözün üzerine söz söylendiği, üstüne iradeleri gasp edildiği için vatandaş en kestirme yoldan başındaki belayı defetmenin yolunu arar. Demokrasi tarihimiz bu sonucu hafızamıza sayısız tecrübe ile çivilemiştir. Sandıktan aldığı meşruiyeti, sandığı hiçe sayarak kaybeden iktidarlar ömrünü tamamlamış demektir.”
EKONOMİK KRİZ: “MEVCUT İKTİDARLA ÇIKIŞ İHTİMALİ GÖRÜNMÜYOR”
Türköne’nin yazısında öne çıkardığı ikinci temel sorun ise ekonomik kriz oldu.
Ekonomik sorunların 2017 sonrasında ortaya çıkan yönetim yapısıyla bağlantılı olduğunu savunan Türköne, kronik enflasyonun özellikle orta ve alt gelir gruplarının satın alma gücünü aşındırdığını belirtti.
Mehmet Şimşek’in uyguladığı politikalara da değinen Türköne, mevcut ekonomi yönetiminin enflasyonu belirli bir seviyede tutmasının dahi siyasi iktidar açısından ağır sonuçlar doğurduğunu ileri sürdü:
“Ekonomik kriz, iktidarın başından itibaren dayandığı yoksul kesimleri enflasyon canavarına kurban etti. Mehmet Şimşek yine iyi direniyor, enflasyonu belirli düzeyde tutuyor. Bu başarı bile iktidarın felaketi anlamına geliyor; zira kronik enflasyon orta sınıfın ve yoksul kesimlerin satın alma gücünü ellerinden alarak fiyatları kontrol altında tutmak dışında ekonomiyi yönetenlere çare bırakmıyor. Tablo, iktidarda 2017’den sonra ortaya çıkan aşırı güç temerküzünün eseri. Bu kısır döngüden mevcut iktidarla çıkış ihtimali görünmüyor. En mantıklı çözüm, ekonomide güven ortamını yeniden kurmak, çaresi ise iktidarın değişmesi.”
“EKONOMİK KRİZ YAPISAL HALE GELDİ”
Türköne, Türkiye’deki ekonomik krizin geçici bir konjonktür olmaktan çıkarak siyasi sistemle bütünleşmiş “yapısal bir kriz” haline geldiğini savundu.
Krizin gelecek yıl onuncu yılına gireceğini belirten Türköne, iktidar değişikliği olmaksızın ekonomik sorunların kalıcı biçimde çözülemeyeceği görüşünü şöyle ifade etti:
“Ekonomik kriz gelecek sene onuncu yılına girecek. Politika araçlarını kontrol edemeyen yeni siyasal sistemin eseri olan ekonomik kriz, iktidar mimarisi ile özdeşleşerek yapısal bir kriz halini aldı. Sistem değişikliğini barındıran iktidar değişikliği olmadan bu kriz sona ermez.”
Türköne, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomik krizin siyasi maliyetini doğrudan üstlendiğini de savunarak, ekonomik koşulların seçmen davranışını kişilerden bağımsız şekilde belirlemeye başladığını ifade etti.
“ERDOĞAN’IN KARŞISINA KİM ÇIKARSA ÇIKSIN KAZANIR”
Meşruiyet tartışması ve ekonomik krizin birleşmesinin siyasette güçlü bir “negatif tepki” oluşturduğunu öne süren Türköne, seçmenin giderek “kimin geleceğinden çok kimden kurtulacağına” odaklandığını savundu.
Türköne şu ifadeleri kullandı:
“Bu tabloya göre Erdoğan’ın karşısına aday olarak kim çıkarsa çıksın kazanır. Eski politikacıların ‘sandalye koysam kazanır’ dedikleri durum. Seçmende krizden çıkış için Erdoğan’ın karşısında saf tutma eğilimi son derece güçlü. Dip dalga dediğimiz bu güçlü eğilimin, bugün buz dağı gibi ancak çok az bir kısmı görülüyor.”
Türkiye’de “negatif tepkinin” siyasetin baskın dinamiğine dönüştüğünü savunan Türköne, iktidarın muhalefetteki isimleri siyasetin dışına itmeye yönelik hamlelerinin de bu nedenle sonuç vermeyeceğini ileri sürdü.
Yazısının sonunda kamuoyu araştırmalarından çok vatandaşın günlük hayatına ve ekonomik şartlarına bakılması gerektiğini belirten Türköne, “Siyasî alt-üst oluşlar günlük tüketilen algılara, imajlara, kişilere göre değil vatandaşın feryadına, açlığına ve susuzluğuna göre gerçekleşir” ifadelerini kullandı.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ
ESRA BÜYÜKCOMBAK












