Özel: Erdoğan, Türkiye'deki bir Trump protestosunun kendi sonu olacağını düşünüyor

Okuma Süresi 16 dkYayınlanma Salı, Temmuz 7 2026
Paylaş
X Post
CHP lideri Özgür Özel, bugün Ankara'da başlayan NATO Zirvesi gölgesinde yaşananları eleştirerek, "Elbette NATO üyesiyiz, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Ama NATO'ya körü körüne bağlı olamayacağız. Her yanlışın arkasında sessiz duramayacağız. Haftalardır Ankara'mızda olağanüstü hal uygulanmaktadır. Kendi insanına çile çektiren, anlamsız, paranoyak bir olağanüstü halin içindeyiz. Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 kişiyi gözaltına aldılar!" dedi.
Özel: Erdoğan, Türkiye'deki bir Trump protestosunun kendi sonu olacağını düşünüyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'la ilişkisini de eleştiren Özel, "Tarihimizde Amerika yönetimine bu kadar göbekten bağlı bir yönetim görülmemiştir. Türkiye, ABD'ye bu şekilde bağlı hâle getirilemez. O Trump yönetimi ki bu ülkenin Cumhurbaşkanına 'Aptal olma' diye mektup yazıp yollayabilmiştir. O Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanını mal varlığıyla tehdit edip geri adım attırabilmiştir" dedi.

Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede Türkiye'deki gibi bir özgüvensizlik yaşanmadığını ifade eden Özel, "Trump kendi ülkesinde yüz binler, milyonlar tarafından protesto edilebiliyor ama Erdoğan, Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte, bundan yaşamsal bir kaygı duymakta. 'Eğer Trump'a burada birisi bir şey derse, Trump benden desteğini çekecek' vehmiyle Ankaralılardan utanmakta, Ankaralıları evine hapsetmekte ve Filistin davasını savunan biri, Trump'a çıkıp Gazze'deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır" diye konuştu.

Avrupa Parlamentosu'nun Adalet Bakanı Akın Gürlek'i yaptırım listesine almak isteyen raporlarına da atıfta bulunan Özel, "Adalet Bakanlığı'nın başındaki kişi, raporlarda ismiyle, Avrupa'daki mal varlığıyla anılmakta; bizim bu ifadelerimize 'Cumhurbaşkanı sen sus, cevap verme' dediği günler hatırılarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta, raporları yazanlarla bir başına kendi polemiklere girişmekte; böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO Zirvesi Türkiye'de yapılmaktadır" dedi.

CHP'ye mutlak butlan kararının ardından Ankara'dan ayrılarak çeşitli şehirlerde halk buluşmalarına katılan Özgür Özel, bugün NATO Zirvesi'nin başladığı Ankara'ya dönmeyerek partisinin TBMM grubunu da Eskişehir'de topladı.

Atatürk Kültür, Sanat ve Kongre Merkezi'nde yapılan grup toplantısına Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, eski Başkan Yılmaz Büyükerşen ve butlan yönetimini görevden aldığı Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz da katıldı.

Özel'in grup konuşmasından satır başları şöyle:

"Bu yürüyüş yok sayılan bir milletin yürüyüşüdür"

"Malum, partimize yönelik saldırıların ardından Ankara'da durmadık. Binalardan çıktık, milletimize sığındık. Köy köy, belde belde, şehir şehir geziyoruz. Sokak sokak, cadde cadde, meydan meydan hep birlikte büyüyoruz. Türkiye'nin hasret kaldığı yeni siyaseti milletimizle birlikte kuruyoruz.

Belki şatafatlı binalarımız, görkemli sahnelerimiz, büyük otobüslerimiz yok; bazen bir bankın üstünde, bazen bir köy kahvesinde bir sandalyenin üzerindeyiz ama şükürler olsun ki milletimizin gönlündeyiz.

Son grup toplantımızın ardından hep birlikte sahadaydık.

Ben 2 Temmuz'da Sivas'ta, Madimak katliamının acısını paylaştık, ailelerle kucaklaştık. 33 yıldır gözyaşı dinmeyenlerle, içindeki kor ateş sönmeyenlerle birlikteydik. Buradan bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük utançlarından bir tanesini, orada kaybettiklerimizi saygıyla anarken; bir gün Madımak'ın utanç müzesi olacağı ve o günün utanç günü olarak kanunla meclisten geçeceği güne kadar o acıyı yüreğimizde taşımaya devam edeceğimizi ifade ediyorum.

Bugün butlan kararından sonra çıktığımız yolda 19. şehirde sizlerleyiz. Gençlerin umudu, annelerin duasıyla her şehirde büyüyerek yürüyoruz. Bu yürüyüş bir partinin, liderin yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş yok sayılan bir milletin yürüyüşüdür. Ant olsun ki milletin azim ve kararlılığının önünde hiç kimse duramayacaktır. 

"Parlamenter sistem ortadan kaldırıldığından beri memleket bir felaketi yaşıyor"

Yıllardır bitmeyen, kronik hale gelen, öyle başladığı yılla falan anılmayan, 10 yılı bulan bir krizin içindeyiz. Çoklu krizler ortamının içindeyiz. 2018'de parlamenter sistem ortadan kaldırıldı. Yerine tek kişilik bir yönetim anlayışı getirildi. O günlerde itiraz etmiştik, o günden bugüne de hep birlikte çilesini çekiyoruz. Üzerinden tam 8 yıl geçti.

O tarihten bu tarihe, bırakın 'Verin yetkiyi, görün etkiyi' diyenlerin; enflasyonla, hayat pahalılığıyla mücadele, dövizin düşürülmesi, işsizliğin azaltılması... O günden bugüne memleket bir felaketi yaşıyor. O günden bugüne milletin yüzü hiç gülmedi. Demokrasi zedelendi. Adalet keyfîleşti, liyakatsizlik derinleşti. İşsizlik, yolsuzluk, enflasyon, hayat pahalılığı daha kötüye gitti.

Değerli, değerli arkadaşlar; ülkemiz bugün ve yarın devlet başkanlarının da bulunacağı NATO zirvesine ev sahipliği yapıyor. Öncelikle, öncelikle şunu söyleyeyim: Biz son yerel seçimin birinci partisi olarak böyle bir dönemde, böyle bir ev sahipliğini önemsiyoruz. Elbette çok iyi bir ev sahipliği yapılmalıdır. Yabancı liderler, heyetler ağırlanmalı. Türkiye'yi gelmeliler, görmeliler. NATO'da sözümüz geçsin; Türkiye bölgesel ve küresel gelişmelerde söz ve karar sahibi olsun, oyun kurucu bir ülke olsun isteriz. Ülkemizin milli menfaatlerinin iktidarıyla muhalefetiyle birlikte savunulmasını ve bu tip organizasyonların hep birlikte sahiplenilmesini arzu ederiz.

"Türkiye'nin kurucu partisinin lidersizleştirilmeye çalışıldığı süreçte NATO Zirvesi yapılıyor"

Ancak ne yazık ki bir üzüntülerimizi, ne yazık ki sıkıntılarımızı ifade etmek durumundayım. Demokrasiyi ve adalet sistemini zayıflatan, 86 milyonu kutuplaştıran, kendi gibi düşünmeyenlere hukuksuzlukla müdahale eden iktidarın varlığında bugün Türkiye, NATO liderlerinin -son seçimlerde o NATO liderlerinin Türkiye'de 'En bildiğiniz şehir neresi?' dendiğinde tereddütsüz ismini söyleyeceği İstanbul'un, üç seçim üst üste, hem de karşısında Meclis Başkanı varken, bir önceki son Başbakan varken, en güvendikleri bakanları, Şehircilik Bakanı varken artan farklarla, iptal edilen mazbatasına rağmen yenilenen seçimde artan farkla, son seçimde milyonu geçen farkla kazanan belediye başkanının tutuklu olduğu; bir sonraki seçimlerdeki cumhurbaşkanı adayımızın, ön seçimde 15,5 milyon oy alan, özgürlüğü için 25,5 milyon insanın imza verdiği cumhurbaşkanı adayımızın tutuklu olduğu; partinin evlatları belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, bürokratlarımızın tutuklu olduğu Türkiye'nin kurucu partisine, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin adaysızlaştırıldığı, kurumsuzlaştırıldığı, lidersizleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte bugün Türkiye'de NATO zirvesi yapılmaktadır.

Bugün bu NATO zirvesinden önce, Avrupa'nın en önemli yapılarının raporlarında, ana muhalefet partisi olarak okuduğumuzda utandığımız tespitler yer almaktadır. Maalesef, maalesef ülkede Adalet Bakanlığı'nın başındaki kişi, raporlarda ismiyle, Avrupa'daki mal varlığıyla anılmakta; bizim bu ifadelerimize 'Cumhurbaşkanı sen sus, cevap verme' dediği günler hatırılarda kalmakta ve kendisinin bu konuda tek savunanı kendisi olmakta, raporları yazanlarla bir başına kendi polemiklere girişmekte; ancak Türkiye'ye bu büyük utanç, okumaktan memnuniyet duymadığımız, böyle bir raporun varlığından utanç duyduğumuz bir süreçte NATO zirvesi Türkiye'de yapılmaktadır. Muhalefete saldıran, kendinden olmayanı hukuksuzlukla muamele eden bir iktidarın, Türkiye'nin milli menfaatlerini savunamadığını ve savunamayacağını üzüntüyle görüyoruz.

"Trump protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte"

Önce NATO salonlarından, NATO salonlarının dışında yaşananlara birazcık değinelim. Haftalardır Ankara'mızda olağanüstü hal uygulanmaktadır. Kendi insanına çile çektiren, anlamsız, paranoyak bir olağanüstü halin içindeyiz. Protesto gösterileri yapılabilir diye 225 kişi gözaltına alınmış, önce 178'i tutuklanmıştır. Daha dün, daha dün 100 gözaltı işlemi daha yapılmıştır. Bizim yasalarımızda önleyici gözaltı bile yokken, yasakken, önleyici tutuklama adı altında; yani bunlar NATO sırasında gelirler, eylem yaparlar diye insanlar özgürlüklerinden edilmiştir. Pikniğe giden TEMA gönüllüleri tutuklanmışlar, 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut tutuklanıp tepkilerden sonra serbest bırakılmış, akademisyen Emel Memiş halen tutukludur.

Daha önce NATO zirvelerine ev sahipliği yapan hiçbir ülkede böyle bir özgüvensizlik görülmemiştir. Trump kendi ülkesinde yüz binler, milyonlar tarafından protesto edilebiliyor ama Erdoğan, Trump'ın Türkiye'deki bir protestosunun kendisi için bir son olacağını düşünmekte, bundan yaşamsal bir kaygı duymakta. 'Eğer Trump'a burada birisi bir şey derse, Trump benden desteğini çekecek' vehmiyle Ankaralılardan utanmakta, Ankaralıları evine hapsetmekte ve Örneğin, Filistin davasını savunan birinin Trump'a çıkıp Gazze'deki zulmün hesabını sormasına engel olmak için elinden geleni yapmaktadır.

Dış politikadaki ilkelerimiz de bize kurucu kadrolarımızdan mirastır. Dış politikaya siyaset üstü bir pencereden bakarız. Planların günlük değil, bir döneme ait değil; 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık hazırlanması fikrinin sahipleriyiz. Hiçbir iktidarın da bu ilkeleri kişiselleştirmesine, kendi menfaati için aşındırmasına, 86 milyonun değil, kendi siyasi çıkarları için zayıflatmasına müsaade edemeyiz.

"Yapılan pazarlıklar Türkiye'nin geleceği için değil"

Bugün Erdoğan iktidarı, dış politikada kendi kişisel menfaatlerini Türkiye'nin menfaatlerinin üzerinde tutmaktadır. Yabancı liderlerle kurulan ilişkiler, kurumsal değil, kişisel zeminde ilerlemektedir. Yapılan pazarlıklar Türkiye'nin geleceği için değil, AK Parti iktidarının devamını sağlatmak için yürütülmektedir. O yüzden NATO zirvesini, bu şahsi dış politikadan uzaklaşılması, milli menfaatlerin savunulması kaydı şerhiyle dikkatle takip ediyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye'deki belirsizlikler, İsrail'in Filistin ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları, Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve tüm bölgeyi ve dünyayı krize sürükleyen hukuksuz politikaları, NATO içindeki tartışmalar ve Türkiye'nin ittifaktaki rolü; bu başlıkların hepsi önümüzde durmaktadır. Bu konularda Türkiye'nin barıştan yana, uluslararası hukuktan yana, diplomasiden yana, mazlum milletlerden yana ilkeli bir tutum alması beklenir ama bu hedefin ne kadar uzağında olduğumuzu ifade etmek isterim.

Avrupa ile bozulan ilişkilerin düzeltilmesi noktasında adımlar atılmasını, demokrasi ve hukuk zemininde yeniden hukukun üstünlüğü, demokratikleşme adımlarıyla ülkemizin çıkarlarını çnceleyecek kurumsal ilişkilerin başlatılmasını bekleriz ama maalesef bu beklentilerin çok uzağındayız. Elbette NATO üyesiyiz, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahibiz. Ama NATO'ya körü körüne bağlı olamayacağız. Her yanlışın arkasında sessiz duramayacağız.

"Türkiye, ABD'ye bu şekilde bağlı hâle getirilemez"

Rusya ve Çin ile doğru, kurumsal, istikrarlı, güçlü temeller üzerinde yükselen ilişkiler kurmak durumundayız. Unutmayın ki, NATO'nun NATO'nun doğu kanadındaki Soğuk Savaş döneminde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile sınır komşusu olmuş, Batı ittifakının bir bileşeni olmuş ve bu denge politikasını yıllarca dış politikadaki becerikli, iyi eğitimli, geleceği öngören, Türkiye'nin tüm menfaatlerini birlikte gözeten diplomatlarımız ve dışişleri politikalarımız sayesinde çok doğru bir şekilde yürütmüş, böyle bir mirasa sahip bir ülkeyiz. Trump yönetimine tamamen bağımlı bir dış politikanın ülkemize fayda getirmediği ve getirmeyeceği açıktır. Bu nedenle, stratejik adımları ortak akılla atmak gerekir.

Tarihimizde Amerika yönetimine bu kadar göbekten bağlı bir yönetim görülmemiştir. Türkiye ABD'ye bu şekilde bağlı hale getirilemez. O Trump yönetimi ki bu ülkenin Cumhurbaşkanına 'Aptal olma' diye mektup yazıp yollayabilmiştir. O Trump ki bu ülkenin Cumhurbaşkanını mal varlığıyla tehdit edip geri adım attırabilmiştir. O Trump ki Türkiye'deki yargının bağımsız olmadığını yüzümüze vurmak için her seferinde, 'O akıllı bir adam, bir papazım vardı ondan istedim hemen yolladı' diyerek Brunson'ı –ki Erdoğan'ın 'Bu can bu bedende durdukça o papaz gidemez, ver papazı, al papazı' deyip- Trump'ın bir telefonuyla papazı Oval Ofis'e yolladığını Trump her seferinde hatırlatmaktadır.

"İran'da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır"

Gazze'de 75 bin kişiyi, çoluğu çoğu çocuk ve kadın, 75 bin insanı katledenlerle bu şekilde yürünemez. Bize her türlü ambargoyu uygulayanların ambargodan vazgeçmeleri için ağzının içine bu şekilde bakılamaz. Türkiye Cumhurbaşkanına 'Biz ona onda olmayanı veriyoruz, meşruiyet veriyoruz, geri kalan her şeyi onlardan alıyoruz' diyenlere sessiz kalınamaz. Bizden 5 dakika randevu almak için 'Bize yalvarıyorlar' diyen Dışişleri Bakanıyla iki gün sonra Oval Ofis'te şakalaşılamaz.

O Trump ki Türkiye'ye gelip Anıtkabir'i ziyaret etmeyen bir Amerikan Başkanıdır. 1959'da Eisenhower'ın, 91'de Baba Bush'un, 99'da Clinton'ın, 2004'te Oğul Bush'un, 2009'da Obama'nın Anıtkabir ziyaretleri kayıtlardayken; taslak programa Anıtkabir ziyareti yazıp sonra o ziyareti çıkarıp da Ankara'ya gelen bir Amerikan Başkanının bugün Erdoğan tarafından çocuklarla karşılayacağının haberleri geçmektedir. Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa o çocuklar ellerinde İran'da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır!"