Sevgi mücadelesi ve irade

Okuma Süresi 12 dkYayınlanma Cuma, Nisan 10 2026
Paylaş
X Post
Sevgi mücadelesi ve irade


Hadis-i şerifte Cenâb-ı Hak’kın, başka hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşının gölgesinde gölgelendireceği yedi grup insandan bir tanesinin birbirini Allah için seven ve bir araya gelmeleri de ayrılmaları da Allah için olan iki insan olduğu haber verilmektedir. 

Hazreti Bediüzzaman sevginin sebeplerini “Muhabbetin sebebi ya kemâldir—zira kemâl zâtında sevilir—yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir (hayırlılık); ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir.” (Yirmi Dördüncü Söz) diyerek özetlemektedir. 

İnsanın kendisine faydası dokunan yani menfaati bulunan veya kendisi gibi olanlara karşı sevgi beslemesi normal olmakla beraber bunların da ötesinde insanlara sadece Allah’la olan yakınlıklarından, imanlarından, dinlerinden, diyanetlerinden, dini ve milleti adına faydalı hizmetler yapmalarından dolayı sevgi besleyebilmesi çok da kolay olmayan ve iradenin hakkını vererek ulaşılması gereken zorlu bir hedeftir. 

Fethullah Gülen Hocaefendi bu konulara ışık tutarak gerçek sevginin alametlerini ve neticelerini bir “Kırık Testi” yazısında şu şekilde ele almaktadır:

“Esasında bizim başta Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak üzere, O’nun Raşit Halifelerine ve diğer sahabe-i kirama karşı derince bir muhabbet beslememizin, onların yanında yer almak istememizin sebebi de Allah rızası değil midir? Daha açık bir ifadeyle bize sundukları ilâhî mesajdan, Allah’a yakınlıklarından, İslâm’ın güzelliklerini şahıslarında kusursuzca temsil ettiklerinden ve dinleri uğruna ciddi kahramanlıklar ortaya koyduklarından ötürü onları sevmiyor muyuz?..

Böyle bir sevginin yanında bir de dünyevî menfaatler için kurulan birliktelikler vardır. Bu tür insanların birbirine karşı alaka duymalarının sebebi, elde edecekleri çıkarlarıdır. Bu çıkarları uğruna bazı kişilerin yanından ayrılmazlar. Adeta bir “kuyruk” gibi sürekli onların yanında dolaşırlar. Yeri gelir, onun etrafında bir mabeyn-i hümayun oluştururlar. Yeri gelir, dalkavukluk yaparlar. Yeri gelir, onun hata ve kusurlarını örtebilme adına birbiriyle yarışa girerler. Arkasından gittikleri zatı seviyor gibi görünseler de onların asıl sevdikleri kendi menfaatleridir. Bu tür sevgi ve alakaların hiçbirisi Allah için değildir.

Birbirini Allah için seven, O’nun rızasını gözeterek ilişkilerini sürdüren insanlar birbirlerine dalkavukluk değil hayırhahlık yaparlar. Birbirlerinde gördükleri hata ve kusurları çok rahatlıkla söyleyebilirler. Sürekli birbirlerini istikamete çağırırlar. Onların birbirlerine kırılmaları ve gönül koymaları bile Allah içindir; arkadaşını bir zulümden veya yanlıştan alıkoymaya matuftur. İşte hiçbir dünyevî hesaba bağlı olmaksızın iki kişinin birbirini bu ölçüde sevebilmesi ve ilişkilerini de yine O’nun rızası istikametinde sürdürebilmesi, başka hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde onları arşın gölgesine çekecek çok değerli bir ameldir.” (Arşın Altında Gölgelenecek Yedi Zümre) 

Hazreti Bediüzzaman da iman ve Kur’an hizmetinde koşturanlar arasında olması gereken alaka ve muhabbet üzerinde durmuş ve bu muhabbetin kurulması ve devamı adına hem sahip olunması gereken vasıfları hem de yapılması gerekenleri İhlas ve Uhuvvet Risalelerinde ve ayrıca Lahikalarda çok geniş yer vererek önemle üzerinde durmaktadır. 

Hazreti Üstad, bu sevgi ve kardeşliğin hizmetlerin yapılabilmesi ve sağlıklı bir şekilde devam etmesi ve Allah’ın inayet ve keremi için en önemli bir şart olduğunu sürekli vurgulamıştır. Bu hizmetlerin yapılabilmesi sahabelere benzemekle ve onların yolundan gitmekle yani sahabe mesleğine girmekle, " (…) Başkalarını kendi nefislerine tercih ederler. (…)" (59/9) ayetinde ifade edilen kardeşlerini nefislerine şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye (maddi çıkarlar) gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih etmekle (Îsâr hasleti) mümkündür.

Fethullah Gülen Hocaefendi de bu sevgi ve kardeşliğin korunması üzerinde çok önemli tahşidat yapmış ve bunda başarılı olabilmenin yolunun bu hususta çok ciddi bir cehd ve gayret göstermekten geçtiğini ve eğer bu işte zorluklar yaşanıyorsa, iradi olarak bunun aşılması gerektiğini hep vurgulamıştır.

Hocaefendi, “Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmek” düsturu üzerinden bu durumu örneklerle açıklamaktadır: 

“Mesela, bir arkadaşımız güzel yazıyor, diğeri güzel konuşuyor, bir başkası da hem güzel konuşuyor, hem güzel yazıyor olabilir. Cenâb-ı Hakk hem konuşma vermiş ona, hem kalem vermiş; duygularını, düşüncelerini oturup irticalen anlatırken de güzel anlatıyor, kaleme dökerken de kusursuz döküyor. Bu durumda bize düşen, o arkadaşımız adına sevinmek, sevinip takdir ettiğimizi söylemektir. İcabında hem de kulağına gidecek şekilde söylemek gerekir. Gıybet etmeyiz, Allah (celle celâluhû) için söyleriz; onun hakkında bir takdir ifadesi olarak dile getiririz. Şâkirâne şükretmeye zorlarız kendimizi ve aynı zamanda nefsimizi başkalarının başarı, kabiliyet ve istidatlarını kabule alıştırırız.

Bu bir tür rehabilitasyondur. Bu kabulümüzü bir defa söyleriz, bir başka fırsatta yine söyleriz. Belki başlangıçta nefislerimizin tepkileri olur, takdir hissi içimizden gelmeyebilir; fakat yine de her fırsatta sadece sözle de olsa nefislerimize rağmen bu kabul ve takdiri söyler, zamanla yalancı çıkmamak, kendi kendimizle çelişki yaşamamak için kendimize de kabul ettiririz…

Bu sözlerimle yapmacık hal ve davranışlara girmeye teşvik ettiğim kat’iyen zannedilmesin. Başta da ifade ettiğim gibi, kardeşlik mevzuu iradîdir ve sağlam bir uhuvvetin gerçekleşmesi için herkesin irade, azim ve gayretine ihtiyaç vardır. İnsan kendi nefsinde bin tane kurt taşıdığı mülâhazasıyla kendi elini kolunu, dilini dudağını bağlamalıdır ki başkalarına zarar vermesin. İnsan, kurttan daha yırtıcı bir nefis taşıdığını hesaba katmalı; kardeşi hakkında az önce misalleri verildiği gibi tahşidât yapmalı; el, dil, onur, haysiyet ve şerefini bağlamalı; ipotek etmelidir. Siz biri hakkında elli defa “Mükemmel bir dost, çok güzel konuşuyor, iyi yazıyor, oldukça başarılı ve dahası çok muhlis” demişseniz; bir süre sonra “O gayet âciz, beceriksiz, zavallı biridir; yüz karasının tekidir...” şeklinde nasıl konuşabilirsiniz? Size demezler mi, “Şimdi sen yüz karası bir insan oldun. Senin hangi sözüne güvenelim ki?” Evet, insan bağlamalı kendini; o mevzuda aksine fikir beyan edemeyecek şekilde nefsini ipotek etmeli; sözünün rehini olmalı.” (Güzel ahlâk) 

Allah Rasûlü’nün (sav) hayatında ashabı arasında kardeşliği pekiştirmek adına önemli tavsiyeleri ve uygulamaları olmuştur. O’nun (sav) Medine’ye hicret edilince Muhacirleri Ensarla eşleştirerek birbirlerine kardeş yapması, bir sahabînin “Ben falan arkadaşımı seviyorum ya Resûlallah!” deyince Resûlü Ekrem (sav) “Git, ona kendisini sevdiğini söyle” demesi ve bir defasında Hazreti Fatıma’ya (R.anha) “Sen benim sevdiğimi sevip benim buğzettiğime buğzetmiyor musun?” diye sormuş “Evet” cevabını alınca da "Ben Aişe'yi seviyorum. Sen de onu sev." buyurması bu konuya örnekler olarak verilebilir.   

Hocaefendi
 başlıklı bir sohbetinde de hizmetlerin devamlılığı ve emanetin gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktarılabilmesi açısından kardeşlik ve sevgi adına bazı önemli hususlara dikkat çekmektedir. Bu sohbette, Sahabe azmine sahip olmadan, sıradan bir cami Müslümanlığı misyonuyla veya dervişlik kapasitesiyle bu işte başarılı olunamayacağının,  bir kardeşi hakkında akıldan geçen olumsuz bir düşünce karşısında bile gece kalkıp istiğfar edecek kadar derin bir hassasiyete sahibi olunması, iradi olarak hakiki sevgiyi elde etmek için bir çaba sergilenmesi, sevme hususunda problem yaşandığı zamanlar, hususi olarak  “Allah’ım falanı veya falanları bana sevdir” diye ısrarla dua edilmesi, nasıl ki Allah (cc) kullarını vefa gibi bazı faziletlerinden dolayı bir çok günahlarını affediyorsa mü’minlerin de kardeşlerindeki bazı faziletler hürmetine onların çok sayıda hata ve kusurlarına karşı affedici olmaları gerektiğinin altı çizilmektedir.