Tenkil Memorial

Türkiye’nin yakın tarihinde hukuk, siyaset ve toplumsal yapı üzerinde en derin izleri bırakan dönemlerden biri, şüphesiz "Tenkil Süreci" olarak adlandırılan ve 15 Temmuz 2016 tarihi ile başlayan süreçtir. Tek adam rejiminin taşlarını adım adım döşeyen AKP Rejimi ve ortakları, 15 Temmuz’dan sonra kitlesel bir boyuta ulaşan tasfiye, tutuklama ve hak ihlalleri silsilesiyle tenkil sürecini başlatmıştır.
Arapça kökenli bir kelime olan ve "herkese ibret olacak şekilde cezalandırma, uzaklaştırma, ortadan kaldırma veya bastırma" anlamlarına gelen "tenkil", günümüzde muhalif veya sakıncalı ilan edilen toplumsal grupların devlet eliyle sistematik bir şekilde dışlanmasını, sivil ölüme mahkûm edilmesini ve hapsedilmesini ifade eden bir kavramdır. Bu süreçte yaşanan hak ihlallerini, hayatını kaybedenlerin hikayelerini ve geride kalanların acılarını kayda geçirmeyi amaçlayan en önemli sivil hafıza merkezlerinden biri de Tenkil Memorial platformudur. Bu dijital veritabanı, adli raporların, mevcut istatistiklerin ve siyasi söylemlerin arkasında kalan insani dramları görünür kılarak kolektif hafızanın korunmasında hayati bir rol üstlenmektedir.
15 Temmuz 2016 tarihinden sonra ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) ile kurumsallaşan süreç, Türkiye’de adalet mekanizmasının ve temel insan haklarının radikal bir biçimde dönüştüğü bir döneme tekabül etmektedir. Bu süreçte çıkarılan haksız ve hukuksuz Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), anayasal güvenceleri askıya alarak yüz binlerce insanın hayatını doğrudan etkilemiştir. İşte Tenkil Memorial aşağıda ifade etmeye çalışacağımız konular sonucunda hayatı kaybedenlerin yer aldığı önemli bir platform olmuştur.
Sivil Ölüm ve KHK Rejimi
KHK’lar aracılığıyla 130 binden fazla kamu görevlisi (öğretmenler, akademisyenler, hakimler, savcılar, diplomatlar ve emniyet mensupları) herhangi bir adil yargılama, savunma hakkı tanınmaksızın ve somut delil gösterilmeksizin mesleklerinden ihraç edilmiştir. Bu ihraçlar yalnızca bir iş kaybı anlamına gelmemiş; ihraç edilen bireylerin pasaportlarına el konulmuş, kamuda veya özel sektörde yeniden çalışmaları engellenmiş ve sosyal güvencelerden mahrum bırakılmışlardır. Adeta"sivil ölüm" mahkum edilen bireyler ve ailelerinin toplumsal olarak izole edilmesini ve ekonomik olarak çökertilmesi hedeflemiştir. Öyle ki mevcut rejim haklarında hiçbir delil olmadan bu masum insanların işsiz ve aşsız kalmalarını, “Ağaç kabuğu yesinler” diyecek kadar ileri götürmüştür.
Türkiye Cumhuriyet tarihinin en yoğun terör soruşturmalarına sahne olmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Birleşmiş Milletler (BM) raporlarında sıkça eleştirilen "geniş ve muğlak terör tanımı" kullanılarak, yasal ve rutin faaliyetler (bir bankaya para yatırmak, bir sendikaya üye olmak, yasal bir derneğin faaliyetlerine katılmak veya belirli bir mobil uygulamayı kullanmak) geriye dönük olarak suç unsuru haline getirilmiştir. Milyonlarca insan hakkında adli işlem yapılmış, yüz binlerce kişi gözaltına alınmış veya tutuklanmıştır. Mahkemelerin “Siyasetin köpeği” haline gelmesi, savunma hakkının kısıtlanması ve masumiyet karinesinin yok sayılması, adil yargılanma hakkını tamamen ortadan kaldırmıştır.
İşkence, Kayıplar ve Zorla Kaçırılmalar
90'lı yılların karanlık uygulamalarını andıran zorla kaybetme ve kaçırma vakaları, bu dönemin en ağır hak ihlalleri arasında yer almıştır. Ankara’nın göbeğinde veya uluslararası operasyonlarla Balkanlar'dan, Afrika'dan ve Orta Asya'dan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve yerel istihbarat örgütlerinin iş birliğiyle yasa dışı şekilde kaçırılan masum insanlar, aylarca gizli merkezlerde tutularak ağır işkencelere maruz bırakılmıştır. İşkence ve kötü muamele, resmi gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde sistematik bir baskı aracı olarak yeniden üretilmiştir.
Hicret ve Göç Trajedileri
Yasal yollarla yurt dışına çıkışları engellenen, ülkede kalmaları halinde ise hapsedilme veya sivil ölüm tehdidiyle karşı karşıya olan on binlerce insan, çareyi Meriç Nehri veya Ege Denizi üzerinden yasa dışı yollarla Türkiye’yi terk etmekte bulmuştur. Bu tehlikeli yolculuklar, aralarında bebeklerin, çocukların ve kadınların da bulunduğu onlarca insanın boğularak can vermesiyle sonuçlanan büyük trajedilere yol açmıştır.
Tenkil Memorial, yukarıda özetlenen süreçte hayatını kaybeden, kaybedilen veya ağır hak ihlallerine uğrayan bireylerin verilerini toplayan, doğrulayan ve arşivleyen bir dijital belgeleme çalışmasıdır. Bu platformda AKP rejiminin ve ona destek olan resmi ve gayri resmi makamların sessizlikle geçiştirdiği, hatta ana akım medyanın kriminalize ederek unutturmaya çalıştığı yaşam hikayelerini kayıt altına alarak geleceğe dönük bir hakikat ve adalet zemini oluşturmayı amaçlamaktadır.
Veritabanı Kategorileri ve Güncel İstatistikler
Tenkil Memorial’de yer alan verilere göre, Tenkil süreci kapsamında hayatını kaybedenlerin sayısı 1200'ü aşmış durumdadır. Sürekli güncellenen platform, bu ölümleri ve ihlalleri metodolojik bir titizlikle şu kategoriler altında sınıflandırmaktadır:
Hastalıkla Ölüm (466 Vaka): Erken teşhis ve tedavi imkanlarının engellenmesi, cezaevi koşullarının elverişsizliği veya ihraç sonrası yaşanan yoğun stres ve üzüntüye bağlı gelişen ölümcül hastalıkları kapsar.
Tutuklu Ölümleri (124 Vaka): Cezaevlerinde gerekli tıbbi müdahalenin zamanında yapılmaması, ilaçların verilmemesi veya kasıtlı ihmaller sonucu koğuşlarda meydana gelen vefatlardır.
Sürgünde Ölüm (94 Vaka): Türkiye’yi terk etmek zorunda kalarak sığındıkları yabancı ülkelerde, yaşadıkları travmaların, hasretin ve zorlu yaşam koşullarının tetiklediği sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitiren bireylerdir.
Kayıp ve Kaçırılma (38 Vaka): Devletin kayıt dışı birimleri veya uluslararası istihbarat operasyonlarıyla zorla alıkonulan ve akıbetleri uzun süre gizlenen kişilerin kayıtlarıdır.
Meriç ve Ege'de Ölüm (38 Vaka): Sınırı geçmeye çalışırken sularda boğulan veya donarak vefat eden çocuk, kadın ve erkeklerin oluşturduğu hazin bilançodur.
Suikast ve Linç ile Ölüm (26 Vaka): Sürecin yarattığı toplumsal kutuplaşma ve nefret söyleminin neticesinde hedef gösterilerek öldürülen veya darp edilen bireylerdir.
Gözaltında Ölüm (8 Vaka): Emniyet müdürlüklerinde veya gayriresmi gözaltı merkezlerinde ilk sorgu esnasında meydana gelen şüpheli ölümler ve işkence sonucu vefatlardır.
Diğer Ölümler (292 Vaka): Yaşanan bunalımlar neticesinde gerçekleşen intiharlar, güvencesiz çalışmak zorunda kalınan işlerdeki kazalar ve dolaylı trajediler bu grupta toplanmıştır.
Platformun kronolojik arşiv yapısı incelendiğinde, ihlallerin yıllara göre dağılımı şu şekildedir: 2016 (82), 2017 (83), 2018 (167), 2019 (119), 2020 (127), 2021 (118), 2022 (75), 2023 (62), 2024 (74), 2025 (57) ve 2026'nın ilk ayları itibarıyla 8 vaka sisteme işlenmiştir. Bu süreklilik, Tenkil’in geçici bir OHAL uygulamasından ziyade, zamana yayılan ve sistematik olarak sürdürülen bir devlet politikası haline dönüştüğünü kanıtlar niteliktedir.
Yaşam Öyküleri Üzerinden Hak İhlallerinin Somutlaşması
İstatistikler kitlesel kırımları ve sosyolojik dönüşümleri anlamamıza yardımcı olsa da, trajedinin gerçek boyutunu ancak bireysel insan hikayelerine bakarak kavrayabiliriz. Tenkil Memorial sitesinde yer alan portreler, adaletsizliğin faturasını doğrudan hayatlarıyla ödeyen toplumun farklı kesimlerinden insanları karşımıza çıkarmaktadır.
Öreneğin, Güven Türkoğlu ve Gülcan Aracı. Zonguldak'ın Alaplı ilçesinde yaşayan KHK'lı öğretmen Güven Türkoğlu, mesleğinden ihraç edildikten sonra amansız bir kanser hastalığına yakalanmış ve uzun süren mücadelesinin ardından 21 Mart 2026 tarihinde (Ramazan Bayramı'nın ikinci günü) vefat etmiştir. Benzer şekilde Sivas’ta görev yapan öğretmen Gülcan Aracı, KHK ile ihraç edilmesinin hemen ardından eşinin tutuklanmasıyla büyük bir yıkım yaşamıştır. Yaşadığı yoğun üzüntü ve stresin tetiklediği kanser hastalığı nedeniyle 22 Nisan 2017'de hayata gözlerini yuman Aracı, cezaevindeki eşiyle son bir kez dahi görüştürülmemiş ve ardında üç küçük çocuk bırakmıştır. Bu iki örnek, KHK’ların yalnızca idari bir tasarruf olmadığını, insan bedeninde ölümcül hastalıklara yol açan ağır birer psikolojik şiddet enstrümanı olduğunu göstermektedir.
Tenkil sürecinin en masum mağdurları şüphesiz çocuklardır. Bolu’da yaşayan 15 yaşındaki lise öğrencisi Sümeyra Gelir, KHK’lı öğretmen annesinin tutuklanarak hapse gönderilmesi üzerine küçük yaşta kardeşlerinin bakımını üstlenmek zorunda kalmıştır. Ağır sorumluluklar ve aile parçalanmasının getirdiği psikolojik yük altında sağlığını kaybeden Sümeyra, 3 Nisan 2025'te vefat etmiştir. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Ayşe Afra Koca ise geleceğin doktor adayıydı. Babasının tutuklanması ve süreç içerisinde maruz kaldıkları sistematik baskılar nedeniyle derin bir üzüntü yaşayan Ayşe Afra, yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayarak 12 Eylül 2020’de Burdur’da hayatını kaybetmiştir.
Sürecin küresel boyutunu gösteren en çarpıcı vakalardan biri eğitimci Hasan Hüseyin Günakan’ın hikayesidir. Kosova’da öğretmenlik yapan Günakan, 29 Mart 2018 tarihinde MİT ve Kosova İstihbaratı'nın ortaklaşa düzenlediği, uluslararası hukuku ve yerel yasaları çiğneyen yasa dışı bir operasyonla kaçırılarak Türkiye’ye getirilmiştir. Türkiye’de çıkarıldığı mahkemede casusluk suçlamasından beraat etmesine rağmen, soyut örgüt üyeliği iddiasıyla 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmıştır. Resmi raporlara giren işkence tespitlerine rağmen Günakan halen cezaevinde tutulmaktadır. Bu vaka, Türkiye’deki hak ihlallerinin sınırları aşarak egemen devletlerin hukuk sistemlerini dahi dejenere edebilecek bir boyuta ulaştığını göstermektedir.
İstanbul Başakşehir Koleji müdürü İshak Göğebakan, KHK ile ihraç edildikten sonra Belçika’ya hicret etmek zorunda kalmıştır. Belçika’da kanser tedavisi gördüğü sırada Covid-19’a yakalanan Göğebakan, 11 Kasım 2020’de 49 yaşında gurbette vefat etmiştir. Hak ihlalleri yalnızca doğrudan adli işlem görenleri değil, onların geniş aile çevrelerini de girdabına almıştır. Erzurumlu tanınmış esnaf ve hayırsever Sacit Çalık, sırf Bank Asya’ya para yatırdıkları iddiasıyla Elazığ’da tutuklu bulunan kardeşlerini ziyaret etmek üzere yola çıktığında geçirdiği feci bir trafik kazasında, yanındaki bebek dahil olmak üzere 5 kişiyle birlikte hayatını kaybetmiştir. Cezaevlerinin uzak şehirlere taşınması ve ailelerin yollarda perişan olması, bu dönemin gizli kalmış cezalandırma yöntemlerinden biridir.
Üniversite memurluğundan ihraç edildikten sonra tutuklanan Ahmet Aksoy (55) ise hapishaneden tahliye olduktan sonra maruz kaldığı ağır haksızlıklara ve toplumsal dışlanmaya dayanamayarak Kırıkkale’de beyin kanaması geçirip vefat etmiştir. Aksoy’un durumu, cezaevinden çıksalar dahi insanların üzerindeki "sakıncalı" etiketinin kaldırılmadığını ve sivil ölümün tahliyeden sonra da devam ettiğini sembolize etmektedir.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

NURULLAH KAYA

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

HÜSEYİN YAĞMUR

Timeline'da dikkat çeken tartışma: Erdoğan’ı 'doku...

CHP seçmeni kararını çoktan vermiş: Kılıçdaroğlu m...

Ukrayna basınından flaş iddia: Karadeniz'de Türk g...

'Karşımızda ‘mutlak butlan-mutlak sultan’ ittifakı...

Alan belirlemesi, samimi istek ve dua






