Toplumsal Çürümenin Panzehiri: Ebu Zer (r.a)

Okuma Süresi 13 dkYayınlanma Cuma, Eylül 11 2026
Paylaş
X Post
Toplumsal Çürümenin Panzehiri: Ebu Zer (r.a)

Her toplumu veya medeniyeti İbni Haldun, insana benzetir. Medeniyetler doğar büyür ve yaşlanıp ölürler. Bu nedenle medeniyetlerin hayatında birbirini takip eden dört devre vardır. Son devir olan "çöküş ve bozulma devrinde" Ebu Zerler deniz feneri görevi görür.

Kuruluş Devri (Bedevilik ve Asabiyye): Devlet, güçlü bir toplumsal dayanışma, akrabalık ve bağlılık duygusu (asabiyye) sayesinde göçebe/çöl hayatı yaşayan topluluklar tarafından kurulur. Bu devirde lider ve halk eşittir; zorluklara göğüs germe, cesaret, sadelik ve birlik ruhu hakimdir.

Yükseliş ve Mutlakiyet Devri (Mülk ve Saltanat): Lider, otoriteyi tamamen kendi elinde toplar ve iktidarı tekelleştirir. Göçebe asabiyyesinin yerini yerleşik düzen ve şehir hayatı almaya başlar. Hükümdar, gücünü korumak için ordu ve bürokrasi kurar; devlet kurumsallaşır ve sınırlarını genişletir.

Refah ve Lüks Devri (Uran/Şehirleşme ve Zirve): Genişleyen sınırlar ve sağlanan huzur ortamı sayesinde ekonomik refah en üst seviyeye ulaşır. İmar faaliyetleri, mimari, sanat ve bilim gelişir. Ancak bu dönemde sadelik kaybolur; lüks, israf ve konfor düşkünlüğü toplumun ve yöneticilerin temel karakteri haline gelir.

Çöküş ve Çözülme Devri (İhtiyarlık ve Yıkılış): Lüks harcamalar devleti ekonomik krize sokar; ağır vergiler halkı bunaltır. Birlik ruhu (asabiyye) tamamen kaybolur, liyakat azalır ve ahlaki yozlaşma başlar. Devlet askeri ve siyasi açıdan zayıflayarak iç karışıklıklar veya dışarıdan gelen taze bir asabiyye gücü tarafından yıkılır.  

İbni Haldun’un medeniyet yani devletler için öngördüğü bu dönemler veya devirler günümüzde cemaatler için de söz konusudur. Kurumsal yapılardan sonra gelen lüks hayat gelir gider dengesini bozar, yardımlaşma ruhu kaybolur bireysel hayat asabiyeti; yani toplumu bir arada tutan toplumsal bağları çatır çatır kopartır.

İşte bu son iki devrede toplumun bütün bütün kaybetmemesi ve geleceğe bir tohum şeklinde de olsa yürüyebilmesi Ebu Zer ruhunun temsiline ve varlığına bağlıdır. Çünkü Ebu Zer’de saff-ı evvelin ruhu vardır. Bir hareketin veya cemaatin fabrika ayarlarına geri getirmek Ebu Zerlerle ancak mümkündür. Bir toplum ne kadar bozulduğunu ne kadar özünden saptığını bünyesindeki Ebu Zerlerin çığlık ve isyanlarına bakarak anlayabiliriz. Medeniyetlerin ilk dönemlerinin hususiyetlerini bu tür sembol isimlerde bütün berraklığı ile görebiliriz.

Bir cemaat veya bir devlet yaşlandıktan sonra ölmeden evvel gelecek nesil ve zamanlara bir tohum bir mana olarak taşınabilmesi o toplumun içindeki doğruluğu ilke edinmiş Ebu Zerlerle mümkündür.

Ebu Zer toplumun bozulması, çürümesi ve yaşlanmasına karşı isyan ahlakına sahiptir. Sürü psikolojisine kapılmayıp Peygamber Efendimizden tevarüs ettiği mirasa sıkı sıkıya bağlı olması sebebiyle de tüm toplumdan ayrı kalma pahasına doğruluktan ayrılmaz. İnandığı gibi yaşayan bir ruhtur Ebu Zer. Peygamber Efendimiz onun hakkında:

“Gökkubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebû Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur” demiştir (Tirmizî, “Menâḳıb”, 35; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11) Onun doğru bildiğini haykırma ve yaşama fıtratı sebebiyle daha Müslüman olur olmaz Mekke müşriklerine rağmen Kabe’de bir taşın üzerine çıkıp inancını açıktan ilan etti. Dayak yemesine rağmen bu olay üç kez gerçekleşti. 

O servet biriktirmeye saraylaşmaya karşı çıkan ilk Müslüman sosyal muhaliftir. Servetin belli bir zümresinin elinde olmasına şiddetle karşı çıktı. Bu sebeple "Allah'ın hazinesi" tabiri yerine "Müslümanların hazinesi" tabirini savundu.  Şam'da Bizans İmparatorluğundan etkilenen Hz. Muaviye lüks bir yönetim kurup Yeşil Sarayını yaptırınca Ebu Zer tepki vermekte gecikmedi:

"Ey Muaviye! Eğer bu sarayı Allah'ın malından yaptırıyorsan tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyorsun (İhanettir). Yok kendi paranla yaptırıyorsan israf ediyorsun."

O Peygamberimizden (sav) imaret istedi. Yani valilik, kadılık gibi idarecilik istedi. Peygamberimiz (sav) onun zayıflığını söyleyerek ona imaret vermedi (Müslim, İmâre 16; Ebû Dâvûd, İmâre 2). Şayet Allah Resulü O'na idarecilik verseydi veya idarecilik yapsaydı lüks hayat yaşayan idareciler hakkında yaptığı uyarılar o denli halk tarafından benimsenmeyebilirdi. Bu uyarıları Muaviye üzerinde öyle bir toplumsal baskıya sebep oldu ki Muaviye (r.a) Ebu Zerri, Halife Osman'a (r.a) şikâyet etmek zorunda kaldı.

Aslında Ebu Zerlik her sağlıklı toplum bünyesinde günümüze dek varlığını devam ettirdi. Sancı, ağrı sağlıklı vücudun alarm zilleridir.  Ebu Zerler çıkarıp da yanlış karşısında uyarılmayan bir toplum tamamen iflas etmiş demektir. Bugün bütün Müslümanlarda hâkim olan dini yaşayış ve fıkhını meydana getiren mezhep imamlarımızın hemen hepsi kendi dönemlerinin Ebu Zer'i gibidirler. Her biri dinlerini doğru yaşayıp anlatma adına Sultanlarla karşı karşıya geldiler. Ve eziyet gördüler. Zülüm gördüler. Ve bugün dinimizi rahat bir şekilde yaşıyorsak Ebu Zer ruhlu mezhep imamlarımıza borçluyuz.

Özal'ın son görüntüsü veya son konuşması diye bir videosu vardır internette.  Özal'ın o konuşmasına göre Amerika'nın üçüncü başkanı Thomas Jefferson diyormuş ki; sakın a zinhar bugün en iyi yönetim şekli diye bulduğumuz cumhuriyetimizi tenkit edenler, daha iyisi var bu sistemin diyenler olabilir. Muhalif düşünüyor diye bu tür insanları dinlememezlik etmeyin. Bilakis bu tür muhalifleri saksıdaki çiçekler gibi korumak gerekir. Bakarsın en iyi diye bulduğumuz sistem arızalanır bu tür fikir ve düşünceler can kurtarır.

Şöyle bir düşünüyorum da Sokrates'ten Cemil Meriç'e oradan Bediüzzaman'dan rönesansı şahlandıran Galile, Marın Luter'e kadar bugün düşünce ve medeniyet ekmeğini yediğimiz ne varsa hepsini zamanının aykırı dehalarına borçlu değil miyiz? Bugün Avrupa milletleri tarafından yere göğe sığdırılamayan Sokrat'ı Yunan Senatosu idama mahkûm etmemiş miydi? Bu nedenle en iyi toplum Ebu Zerlerine katlanabilen toplumdur.  Devlet de öyle! 

Aslında Hizmet de bir bakıma Türkiye'de bir Ebu Zer hareketiydi. Rabada'ya sürgüne gönderilen Ebu Zer gibi vatanından sürüldü.

Fakat ne olursa olsun "şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek ve gür sada İslam'ın olacaktır,"

Allah, Ebu Zerlerin yüzünü güldürecektir.  

İnşallah!