Yaşama sevinci

Okuma Süresi 14 dkYayınlanma Pazar, Mayıs 3 2026
Paylaş
X Post
Yaşama sevinci

Tıp Fakültesinde öğrenciydim. Meşhur komedyen Altan Erbulak’ın, İzmir fuarında bir gösterisi vardı. Arkadaşlarla birlikte izlemeye gittik. Hakikaten kabiliyetli bir sanatkardı. Küçük konuları bile, komedyen gözüyle seyircilerle güzel bir şekilde paylaşıyordu.


Ara verince, sahnenin arkasında kendisini ziyaret ettim ve ona; “sizin hiç probleminiz yok mu? Sizi ne zaman görsem, seyretsem her zaman gülüyorsunuz. Sizin hiç derdiniz yok mu ki bu kadar gülebiliyorsunuz?“ diye sordum.


Bana; “ sizin mesleğiniz nedir?“ diye sorunca, ben de ‘’şu anda öğrenciyim, Tıp Fakültesini bitirince doktor olacağım.“ dedim. Bana “siz gelecekte doktor olduğunuzda, size hastalar gelecek. Siz, ‘’bugün keyfim yerinde değil, size bakamam“ der misiniz? diye sordu. Ben de, “bu benim mesleğim, derdim de, sıkıntım da olsa tabii ki mesleğimi icra edeceğim” dedim. O da bana; “işte bu da benim mesleğim, şu anda ben de mesleğimi icra ediyorum. Sıkıntılarım da olsa, problemlerim de olsa mesleğimi yapmak zorundayım.” demişti.


Dolayısıyla her insanın, her zaman problemi de, derdi de olabilir. Ama mesleğini yaparken, konumunun gereğini yerine getirmek zorundadır. Hatta bunu en iyi şekilde, konumunun hakkını vererek yerine getirmelidir.


İnsan, yaşadığı ortam ve içinde bulunduğu şartlar yönüyle gün içinde ve takip eden günlerde farklı halet-i ruhiyelere (Ruhi haller) girer. İyimser olabilir, kötümser olabilir, neşeli olabilir, ümitli olabilir, karamsar olabilir, iyi niyetli olabilir, kötü niyetli olabilir, azimli olabilir, felç olmuş durumda olabilir. Bu özellikler daha da arttırılabilir. Tabii ki bunları besleyen ve öne çıkaran faktörler, çoğu zaman insanın içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanır.


Hayatın bazı dönemleri vardır ki, insan kendini yorgun bir yolcu gibi hisseder. Yük ağır, yol uzun, ufuk sislidir. İşte böyle anlarda, insanın iç dünyasında bir şey, ya sönmeye yüz tutar, ya da yeniden alevlenir. O şey, belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz hakikattir: yaşama sevinci…


Fethullah Gülen Hoca efendi, yaşama sevincini kuru bir neşe veya gelip geçici bir mutluluk olarak görmemiştir. Onun nazarında bu duygu, imanla beslenen, ümitle derinleşen ve hizmetle anlam kazanan bir iç dinamizmdir. O, ye’si (ümitsizliği) insan ruhunun en tehlikeli hastalıklarından biri olarak değerlendirir, ümidin ise insanı yeniden ayağa kaldıran ilahi bir nefes olduğunu vurgular. İnsanın başkalarına faydalı olduğu ölçüde hayata daha güçlü bağlanacağını ifade eder. 


Gerçekten de insan, yalnız kendisi için yaşadığında daralır, ama başkalarının dertleriyle hemhâl oldukça genişler, derinleşir ve çoğalır. Belki de yaşama sevincinin en sağlam kökü buradadır: Kendinden çıkıp başkalarına ulaşabilmek…


İnsan, bir gün içinde yani 24 saatte, canlı, cansız, bitki, mükemmel insan, sinirli insan, vurdumduymaz insan, çok hassas insan gibi değişik ruh haleti içinde bulunabilir. Bazen bunların hepsi gün içinde dengeli bir şekilde yayılabildiği gibi, bazen de bunlardan birisinin veya ikisinin daha ön planda olduğu bir yaşam tarzı da gelişebilir.


İşte bu durumda, okuyarak, dinleyerek, düşünerek esas olması gereken konum olan “mükemmel insan“ şeridinde kalabilmesi, insanın hem bu dünya, hem de öbür alemi kazanma anlamında çok önemli bir konudur. Bu konumun değerinin bilinmesi, pratiğinim yapılması, devam ettirilmesi, sürekli hale getirilmesi, daha sonra da diğer insanlara haliyle ve gerekirse söylemleriyle örnek olabilmesi çok çok önemlidir. 


Çünkü burada, insanın kendisinin hem yaşama sevinci içinde olabilmesi, hem de bu özellik ve güzelliğinin başka insanlarla paylaşılması ve onların da bu özellik ve güzellikleri öğrenmeleri ve pratiğe geçirmeleri yönünden de büyük önem arz eder.


Genel anlamda bu durumlar, iyimser ve kötümser şeklinde iki ana başlık altında görülür. Bunları besleyen ve devam ettiren şartların da önemi büyüktür.


İnsan, yaratılışı gereği her şeyden müspet veya menfi anlamda etkilenir. Bu etki süresi, kişiden kişiye değişir. Aynı şekilde insanın yine kendi yaradılışı gereği, içinde yaşadığı ortamdan ve hadiselerden etkilenerek yukarıdaki modlardan birinde veya birkaçında uzun süre kalması, hatta aşırı söylem ve davranışlarıyla insan olmanın özelliklerinden bile uzaklaşabilir.


İşte bütün bunlardan dolayı dengeli ve bilinçli bir şekilde, gayret göstererek, başkalarının yardımlarından da istifade ederek, yine insan olmanın özelliklerinden olan; “mevcut ve oluşan hadiseleri kabullenebilen, başkalarını anlayabilen, empati yaparak gerek kendi iyiliği, gerek  başkalarının iyiliği için çalışabilmesi “yaşama sevinci“ olarak bilinir.


Buradaki yaşama sevinci, her türlü derdi ve problemi bir kenara bırakarak, halk tabiriyle “zil takıp oynamak “değildir. Hayatta insanın sevineceği şeyler olduğu gibi, üzüleceği şeyler de olacaktır, olmaktadır da. Ne üzüleceği şeyleri bütün hayatını ve her zamanını meşgul edecek şekilde büyütmek, ne de sevineceği şeyleri yine her şeyi unutarak dünyadan kam alma şeklinde uygulamamalıdır.


Ümit kavramı, karanlık gecelerde yol gösteren bir yıldız gibidir. İnsan ne kadar zor durumda olursa olsun, içinde taşıdığı o ümit kıvılcımıyla yeniden doğrulabilir. Zira ümit, sadece geleceğe dair bir beklenti değil; aynı zamanda bugünü ayakta tutan bir güçtür.


Hayata sevinçle bakabilmek, dış şartların mükemmel olmasına bağlı değildir. Aksine, eksikliklerin, kırgınlıkların ve imtihanların ortasında bile bir anlam bulabilmektir. İşte bu noktada, insanın kalbi bir terazi gibi olur: Bir kefede sıkıntılar, diğer kefede iman, ümit, azim, kararlılık ve aktif sabır. Eğer ikinci kefeyi besleyebilirsek hayat, bütün ağırlığına rağmen taşınabilir hâle gelir ve yaşama sevinci oluşur.


Böyle bir duruma gelebilme kolay değildir, gayret ister, aktif sabır ister, Allah’a inanma ve onun bizden istediklerini yerine getirme konusunda azim ister. Hale ve geleceğe daima ümitle bakmayı gerektirir, bunları devam ettirme kararlılığı ister. Bütün bu dinamikler, yerine getirilince ve daha sonra da devam ettirince, insan artık kendisine bir seviye tutturur ve her an, her gün bu seviyeyi hem muhafaza etmeye çalışır, hem de geliştirmeye gayret eder. İşte bunlar da Allah’ın insana verdiği şuurla başlatılır, geliştirilir ve devam ettirilir.


Allah cc, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Dolayısıyla başta yeryüzü olmak üzere, bütün kainatların temelinde insana yararlı olma ve ona hizmet etme esası yatmaktadır. Tabii ki bütün bu özellikler kendisine Allah tarafından verilmiştir. O’nu cc bilme, tanıma, sevme ve onun buyruklarını harfiyen yerine getirmeye gayret etme de yine insan olmanın özellik ve güzelliklerindendir.


Acaba şu anda insan olarak hepimiz bunların hangi noktasında, hangi seviyede bulunuyoruz, hangi seviye ve seviyeleri yakalamalıyız. Bu soruları kendi kendimize sorup, yaşama sevincini oluşturan bütün şartları yerine getirmeliyiz. Sonra da ümitle, Allah’ın insana vaat ettiği cenneti kazanma arzusu, gayreti içinde olmamız, yine en mükemmel şuur sahibi ve Allah’ın kulu olan insan olarak bize düşmektedir.


Bugün geriye dönüp baktığımızda, yaşama sevincinin aslında büyük başarılar, ya da büyük mutluluklar değil; küçük ama derin anlamlar üzerine kurulu olduğunu fark ederiz. Bir tebessüm, bir yardım eli, bir gönül alma… Bunların her biri, insanın iç dünyasında sessiz ama güçlü bir ışık yakar ki işte bu yaşama sevincidir. Ve belki de en önemlisi şudur: Yaşama sevinci, dışarıdan gelen bir şey değil, insanın kendi iç dünyasında inşa edilen bir hakikattir. Onu besleyen ise iman, diri tutansa  ümit ve bunu yani yaşama sevincini büyüten ise hizmettir.

İnsan bu üç kaynağa yöneldiğinde, hayatın en çetin anlarında ve yollarında bile içinden bir ses yükselir:


“Yol uzun olabilir… ama ben yürümeye değer bir anlam taşıyorum.” İşte yaşama sevinci, tam da bu sessiz, ama sarsılmaz kararlılığın adıdır.


Gelin bu imtihan süresi bitmeden tekrar kendimizi check edelim. Eksik ve fazla kısımlarımızı, yönlerimizi, duygularımızı, davranışlarımızı olması gerektiği seviyeye getirmeye gayret edelim. Bütün bu görevlerimizi bitirdikten sonra da, bunların bir karşılığı olarak değil, ama bir mükafat olarak Rabbimizden bizi sevdiklerimizle birlikte cennetine dahil etmesini isteyelim, dua edelim.


Rabbim, hepimizi rızası istikametinde, insanlardan hiçbir beklenti olmadan ve yeryüzünde yaşayan, dini, dili, rengi, memleketi farklı da olsa her insanı kardeşimiz olarak kabul ettirsin. Onlar için de dua edip öbür alemde onlarla yaşama sevinci içinde olabilme isteğimizi dualarımıza dahil edelim.


Başka bir yol var mı? Ne dersiniz?