İnsan olmak - İnsan kalabilmek...

Şerif Ali Tekalan
Yayınlanma Pazar, 10 Mayıs 2026

Son Adapazarı depremi olduğunda Ankara’da idim. Depremi duyar duymaz hemen otobüsle Adapazarı’na gittim. Orada bir hafta kaldım. Gerek Adapazarı‘nın içinden, gerekse Adapazarı’na yakın şehirlerden Hizmet’le ilgili arkadaşlarımız yardımları bir yerde toplama ve daha sonra da onları düzenli bir şekilde depremden zarar gören insanlara dağıtmak için organize olmuşlardı.
Beni de bir ekibe dahil ettiler. Biz de bu ekiple arkası açık bir kamyonetin içine acil lazım olabilecek malzemeleri doldurup sokak sokak dolaşmaya başladık. Yıkım çok büyüktü, depremi yaşayan insanlar da adeta şok halindeydi. Bizim ekibe Adapazarı’ndan benim yıllardan beri tanıdığım bir iş adamı abimizi de verdiler. O hem Adapazarı’nı iyi biliyordu, hem de insanları tanıyordu.
Bir yerde dağıtmak için durduğumuzda, insanlar sıraya geçmişti. Bu Adapazarlı abimiz, “Sırada malzeme almak için bekleyen Adapazarı’nın en zenginlerinden bir genç de var. Beni burada görürse utanabilir. Ben sizi öbür sokakta bekleyeyim’’ demişti.
Akşamları da yine hem bu şekilde malzemeleri taşıyan kamyonetlerle, hem de İzmir Şifa Hastanesi’nden arkadaşlarımızın doktorlarla birlikte getirdikleri ambulanslarla dolaşıyorduk.
Bu dolaşma esnasında, bizim kılavuzumuz, çadırın önünde oturan bir gence selam verdi bizi de davet etti. Meğer o da Adapazarı’nın tanınmış iş adamlarındanmış. Arabadan indik, onlarla oturduk, geçmiş olsun dedik, bir ihtiyacınız varsa getirebiliriz dedik. O arada bu genç arkadaşımızın bir çocuğu, bizim arabada naylon oyuncaklar gördü ve “Bunlardan bir tane alabilir miyim? “ deyince, ben de “Seni arabaya çıkarayım, istediğin kadar al” demiştim.
Sonra oradan kalkıp giderken kılavuz arkadaşımız, “Bu arkadaşların mali durumları çok iyiydi, öyle tahmin ediyorum evlerine hiç naylon oyuncak girmemiştir’’ diye söylemişti.
Bu çalışmalar esnasında gece ve gündüz birbirine karışmıştı. Gece ambulansla giderken ambulansın ışıklarını yaktık, daha sonra da “Doktora ihtiyacı olan var mı?” diyerek yavaş yavaş ilerliyorduk.
Çadırdan bir genç çıktı ve bize, “Siz Fethullah Gülen Hocaefendi’nin arkadaşları mısınız?” diye sordu. Ben de, “Nereden tahmin ettiniz?” dedim. “Çadırda çocuğumuz hastalandı, ne yapacağımızı bilemiyorduk. Tam o esnada siz ‘Doktor var’ diye seslendiniz. Ben de eşime, ‘Bu gelenler olsa olsa Fethullah Gülen Hocaefendi’nin arkadaşları ve Hizmet’in insanlarıdır’ dedim. Nitekim doğru tahmin etmişim, çünkü onlar her zaman beklentisiz ve gösterişsiz hizmet ederler’ demiştim.” dedi.
İki doktor arkadaşımız çadıra girerek çocuğu muayene ettiler, sonra, ilaçlarını verdiler, daha sonra da, “Kontrol için yarın da geleceğiz’’ deyip oradan ayrılmıştık.
İnsanın dünyadaki en değerli varlık olmasının temel nedeni, sadece akıl ve iradeye sahip olması değildir. Asıl değer, insanın insan olarak kalabilme kapasitesinde, yani başkalarına sevgi ve saygı gösterme, yardımlaşma ve merhamet gibi erdemleri hayatına yansıtabilmesindedir.
Deprem gibi tabii afetler, bir insanın tek başına başa çıkabileceği hadiseler değildir. Hatta sadece devletlerin ve resmi kuruluşların da tek başlarına üstesinden gelinebilecek durumlar değildir. Bu gibi durumlarda, bizim de yapmaya çalıştığımız gibi, olabildiğince insanların hepsinin bu yardıma koşması çok önemlidir. Bunlar da tabii ki insan olmanın bir gereğidir.
Benzeri afetlerde, insanlara yardımın yanında, yuvasız kalan aç kuşlar ve diğer hayvanlar da yine bu çerçevelerde ele alınıp, insan olmanın hakkı verilmelidir.
Allah (cc), Kur’an-ı Kerim’de Zâriyât Suresi 56. Ayette “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyuruyor. Öncelikle insan, bu esası her yönüyle öğrenip pratiğe geçirip içselleştirmelidir. Bu çerçevede, “Cenab-ı Hak beni niçin yarattı? Benden istediği nedir?’’ gibi sorular aslında bu ayette açık seçik bir şekilde bildirilmiştir; “Beni her yönüyle bilsinler, sonra da bunların gereklerini yerine getirsinler’’ anlamındadır. İşte burada insan olabilmenin ve insan kalabilmenin özellik ve güzellikleri yanında, sorumluluklarının da olduğu aşikardır.
Kâinatta insanın her yerde ve her zaman mutlaka yapması, dikkat etmesi gereken prensipler vardır. Ekolojik dengeyi bozmadan rızkını arama, haram helal kavramlarında çok ciddi durma, başkalarının hakkını yememe, helal yeme, helal içme, ihtiyacı olan insan ve hayvanlara elinden geldiğince yardımcı olmaya çalışma, hangi sebeple olursa olsun her yerde ve her zaman, yardıma muhtaç herkese elini uzatma, dünyanın kavgasız, savaşsız barış adacıkları haline gelmesi için elinden gelen her gayreti göstermesi de yine insan olma ve insan kalabilme prensibin esaslarındandır.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin teşvik ve yönlendirmeleriyle, benim de çoğunu tanıdığım Türkiye’deki toplumun farklı kesimlerinden insanlarla birlikte ziyaret ettiğimiz, dünyanın neredeyse 190 ülkesinden fazla ülkeye gidip, oralarda okullar açma, her konuda o insanlarla tecrübelerini paylaşma, artık onlarla ailenin birer ferdi gibi olma durumları, bu insan olma ve insan kalmanın en güzel yaşayan örnekleridir.
Allah bu dünyayı insanlar için geçici bir durak yeri yapmıştır. Bu dünya imtihan yeridir. Bu imtihanın neticelerine göre de öbür alemde, yani ahirette, “Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı ya mükafatlar ya da cezalar” ’verilecektir. Bu süreç devam etmektedir.
Bundan dolayı da insanın hayatı süzerek yaşaması, şuurlu olması, sadece kendisinin bunları bilip yerine getirmesi değil, aynı zamanda uygun usul, üslup, doz ve dozajda diğer insanlarla da bunları paylaşma, onlara her konuda yardımcı olmaya çalışma da yine insan olma ve insan kalabilmenin gereklerindendir.
Dini, dili, rengi, milliyeti, ne olursa olsun, bu çerçevelerde insanlarla diyaloglar kurulup, onlardaki güzellikleri ve tecrübeleri bizim almamız, bizim de tecrübelerimizi ve elimizdekileri onlarla paylaşmamız da bu insan olma ve insan kalma çerçeveleri içindedir. Bundan dolayı da Peygamberimiz Hz. Muhammed SAV, bir hadislerinde; “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.” buyurmuşlardır.
İnsanların yanında, küçük büyük bütün canlıları da muhafaza etmek, onların ihtiyaçlarını gidermek, bir yandan Allah’ın sevdiği gayretlerdendir, diğer bir yandan da ekolojik dengenin muhafazasıdır.
İnsana bu dünyadaki hayatı ile ilgili ne zaman kırmızı kartın gösterileceğini Allah’tan başka kimse bilemez. Bu esastan da hareketle, bu geçici kısacık dünyayı çok iyi değerlendirip, esas o kalıcı ahirete ne kadar hazırlıklı gidebilirsek kazananlardan oluruz. Yoksa Allah korusun, bu işin geri dönüşü ve telafisi de yoktur. Öbür alemde, kimse kimseye yardım edemez. Eğer yardım edilecekse bu dünyada edilir. Bu gerçekler iki kere dört eder kesinliğinden daha kesin olduğu için, başımızı iki elimizin arasına koyup ciddi düşünme durumunda olmalıyız. Öbür alem endeksli bir hayatı hem biz yaşamalıyız, hem de başka insanlara da bu şekilde yaşamaları ve davranmaları yönünden güzel bir üslupla yardımcı olmalıyız.
İnsan olmak, doğmakla kazanılan bir hak değildir; öğrenilen, uygulanan ve yaşatılan bir sanattır. Sevgi, saygı ve yardımlaşma, insanı sadece insan yapan değil, insan olarak kalmasını sağlayan değerlerdir. Her gün, hayatın telaşı içinde küçük bir iyilik yapmak, sessizce bir fark oluşturmak, insan olmanın en güzel ifadesidir. İnsan olmak bir görevdir, insan olarak kalmak ise, en yüce sanattır.
Mermeri aşındıran suyun gücü değil, devamlılığıdır. Aynen bunun gibi insan olmak çok önemlidir, ama aslolan bunu her yerde, her zaman, her şartta devam ettirebilmek, yani insan kalabilmek ondan çok daha önemlidir.
Ne dersiniz?
YAZARIN SON YAZILARI

İşte ‘Şaban Yasak’ kararının tam çevirisi ve günce...

Khan: “Avrupa ülkeleri sürgündeki Türk gazeteciler...

AKP'ye geçeceği iddia ediliyordu kesin ihraç taleb...

İmamoğlu: “Mücadelemiz, milli mücadeleye dönüşmüşt...

MHP'le Semih Yalçın Bülent Arınç'a sert çıkarken '...


