Yönetim ve koruma sorumluluğu üstünlük değildir

Daha önce de ifade edildiği gibi İslâm’da erkek kadından üstün tutulmamıştır. Buna rağmen bazı uygulamalara ve bazı ayet ve hadislere bakarak böyle bir üstünlük iddiasının var olduğunu iddia edenler de olmuştur. Bu yanlış çıkarımı yapanları hem İslâm dairesi dışındaki ve hem de içindeki çevrelerde görmek mümkündür.
Halbuki ayet ve hadislerle ortaya konan hususlar yaratılışlara uygun olarak toplumdaki konumların, görevlerin ve sorumlulukların belirlenmesine ve buna uygun olarak toplumun faydasına olacak şekilde bunların çalıştırılıp işlettirilmesine yöneliktir:
“Bununla beraber, kadınlar erkeklerin mesul sayıldığı bazı mükellefiyetlerden (sorumluluklardan/vazifelerden) sorumlu tutulmamışlardır. Onların, bir kısım mükellefiyetlerden (sorumluluklardan) muaf (affedilmiş) olmaları da, kadınların eksik görülmesinden ve onlara bazı nakîseler (noksanlıklar) isnad edilmesinden (verilmesinden) kaynaklanmamıştır. Aksine, taife-i nisanın (kadınların) erkeklerin sorumlu olduğu kimi mükellefiyetlerden mesul tutulmamaları rahmet-i ilahiyenin neticesi ve onlara merhametin ifadesidir.
Binaenaleyh, erkeğin kadından üstün olduğu hissini uyaran Kur’an ayetleri, farklı istidat ve farklı kabiliyetleri ifade sadedinde îrad buyurulmuş (emredilmiş) ilahî beyanlardır. Mesela; bazıları, “Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenme gibi malî yükümlülükleridir. O halde iyi kadınlar, itaatli olan ve Allah kendi haklarını nasıl korudu ise, kocalarının yokluğunda, onların hukukunu koruyan kadınlardır.” (Nisa, 4/34) mealindeki “Er-Ricâlu kavvâmûne ale’n-nisâi” (Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar.) ifadesiyle başlayan ayet-i kerimeyi erkeğin mutlak hakimiyetine delil saymaktadırlar. Oysa, “kıvame meselesi”ni (yönetim ve koruma sorumluluğunu) nazara veren bu ilahî beyan da kadınlara merhametin sesi-soluğudur ve ailede iş bölümünün gerekliliğine dikkat çekmektedir.” (M.F.Gulen-Alan Mahkumu ve Hak Mahrumu Kadınlar)
Ayet-i kerimede ifade edilen kıvame (yönetim ve koruma sorumluluğu) ile mutlak üstünlüğe işaret edilmemekte hususi üstünlüğe vurgu yapılmaktadır ve bu ayette açıkça “Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir.(…)” (4/34) şeklinde açıklanmıştır. Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı üstün oldukları ve aynı zamanda eksik oldukları tarafları vardır. İslâm’da, bu realiteye uygun olarak yapılan düzenlemelerle bu eksiklikler giderilmekte ve toplumun ve bireyin faydası en yüksek seviyeye çıkarılmaktadır:
“Malumdur ki; kadının da erkeğin de birbirine fâik (üstün) oldukları bazı hususiyetleri vardır. Kur’an-ı Kerim, “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır.” (Lokman, 31/14) mealindeki ayet gibi bir kısım beyanlarıyla anneyi öne çıkarmıştır. İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) da “Kime iyilik yapayım?” diye peşi peşine üç defa soran bir sahabiye, üç defasında da, “annene” cevabını vermiş ve “Cennet anaların ayakları altındadır.” hadis-i şerifi gibi mübarek sözleriyle kadını çok mualla bir mevkiye koymuştur. Öyle ki, bu ifadeler açısından meseleye bakılacak olursa, bir erkek çatlayasıya koşsa da kadına yetişemeyecek ve onun geriye dönüp “Beyhude yorulma, bana yetişmen muhaldir!” dediğini duyacaktır.
Bu açıdan, kıvame meselesini ele alan ayet-i kerime, kadının erkekte bulunmayan bazı üstün vasıflara sahip olduğu gibi, erkeğin de kadında olmayan birtakım üstünlüklere sahip bulunduğunu belirtmiş, her ikisinin birbirine değişik yönlerden muhtaç olduklarını ima (işaret) etmiş ve erkeğin, eşinin geçimini sağlamaktan sorumlu bir hâmi (koruyucu) olduğunu bildirmiştir.
Merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın ifadesiyle, bu ayet, erkeğin kadına hakimiyetini, fakat rastgele değil “Milletin efendisi, onlara hizmet edendir.” manası üzere hizmetçilikle karışık bir hakimiyetini ifade eder. Bundan dolayı, bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü belirtir.” (M.F.Gulen-Alan Mahkumu ve Hak Mahrumu Kadınlar)
Erkeğin yönetici olmasının temel esprisi bir üstünlükten daha çok onun bir çeşit hizmetçi olması ve birtakım sorumlulukları yüklenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Aile içerisinde görev paylaşımı yapılmakta ve kargaşa ve anarşi olmasın diye de üstlendiği sorumluluklar nedeniyle idareci olma görevi erkeğe verilmiştir. Ayrıca İslâm erkeğin bu konumunu bir zorbalık ve keyfi bir surette kullanılmasını ise şiddetle menetmiştir.:
“Bir ailede huzur ve saadetin devam etmesi için o hanede mutlaka işlerin taksim edilmesine ve herkesin birbirine yardımcı olmasına ihtiyaç vardır. Mesela, bir yerde üç tane hâkim olursa, orada kargaşa hiç bitmez, sürekli fikir ayrılıkları yaşanır; nizam (düzen) ve intizam (harmoni/istikrar/düzenlilik) için nihayet bir söz kesen olması lazımdır. Ne var ki, nihaî (son) kararı verecek insan, sadece kendi sâbit fikirlerini dayatmamalı, ailenin her ferdine düşüncelerini beyan etme hakkı tanımalı ve her zaman hakşinas (hakkı kabul eden) olup akl-ı selime (doğru düşünen sağlıklı akıl) yakışır şekilde davranmalıdır.
İşte, hayatın her alanında ve her zaman aktif olabilecek, ailenin iâşesini (geçimini) temin etmek (sağlamak) için en ağır şartları dahi göğüsleyebilecek ve ne yapıp edip çoluk-çocuğunun yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini tedarik edebilecek insan olarak erkek bu konularda bir yönden fâik sayılmış ve yuvada istişarenin hakkını verdikten sonra söz kesen olarak o tayin edilmiştir.
Dünyada pek çok değişimler olmasına rağmen, insanların ekseriyeti (çoğunluğu) itibarıyla hâlâ iaşeden (geçimden) erkek sorumludur ve dışarıda çalışıp para kazanma onun vazifesidir. Kimileri meseleyi hemen başka vadilere çekip, dünyanın bazı yerlerinde kadının da çalıştığını söyleyerek buna itiraz edebilirler.
Fakat, kadının fıtratına uygun işlerde çalışmasını kabul etmekle beraber, acaba para kazanmak için onun da dışarıya açılması aile huzuru açısından kâr mı getirmiştir zarar mı? Kadının, hususiyle de birtakım işlerde çalışması gerçekten bir ihtiyacın gereği midir, yoksa bir başkaldırma vesilesi, bir isyan hareketi midir? Kendi iâşesini temin etmesi kadının mutlu olmasına kâfî (yeterli) gelmiş midir; aksine, onu daha bir huzursuz mu etmiştir?
Acaba onun, tabiatına ters mesleklerde çalıştırılması toplum bünyesinde ne türlü yaralar açmıştır? İşte, sıhhatli bir tesbit yapabilmek ve kıvâme mevzuunu doğru anlayabilmek için, bunların hepsinin nazar-ı itibara alınması, meseleye küllî (bütüncül) bir nazarla bakılması ve konunun müsbet-menfi (pozitif-negatif) bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerekmektedir.” (M.F.Gulen-Alan Mahkumu ve Hak Mahrumu Kadınlar)
Ayrıca aile içerisinde yönetim ve koruma sorumluluğunun erkeğe verilmesi kadınların toplumda yönetici olmalarına engel değildir ve kadınlar da erkekler gibi her konumda idareci olabilirler. Bu konu sonraki yazılarda ele alınmaktadır.
İnşallah sonraki yazıda konuya devam edelim…
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

CUMA KARAMAN

SAFVET SENİH

NUMAN YILMAZ YİĞİT

ERTUĞRUL İNCEKUL


TBMM Koridorlarında Sıcak Saatler: Hayati Yazıcı O...

TBMM Açılışında Erdoğan’dan Fon Krizine Muğlak Mes...

Strazburg’da AİHM Kararları Masada: Ayşe Buğra Kav...

Soma'dan Acı Haber Geldi! 1 İşçi Hayatını Kaybetti...

Financial Times’tan Yıkıcı Tahmin: "450 Bin Fon Ma...






