8 yıl tek kişilik hücrede kalan Yargıtay hakimi: '15 Temmuz’dan 3 yıl önce fişlenmiştik'

Okuma Süresi 6 dkYayınlanma Çarşamba, Haziran 17 2026
Paylaş
X Post
15 Temmuz'un ardından ihraç edilen ve yargılandığı dava kapsamında yaklaşık 8 yıl boyunca cezaevinde tek kişilik hücrede tutulan eski Yargıtay Tetkik Hakimi ve Yargıtay Üyesi Hüsamettin Uğur, tahliyesinin ardından yaşadığı süreci ve cezaevi koşullarını anlattı.
8 yıl tek kişilik hücrede kalan Yargıtay hakimi: '15 Temmuz’dan 3 yıl önce fişlenmiştik'

İnternet üzerinden yayın yapan bağımsız medya mecrası KHK TV’den gazeteci Ahmet Erkan'a konuşan Uğur, maruz kaldığı tecrit ve psikolojik baskılardan yargıdaki fişleme listelerine, cezaevindeki işkence iddialarından güncel siyasetteki Öcalan çıkışlarına kadar çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“Terörist Olduğumu Televizyon Altyazısından Öğrendim”

15 Temmuz gecesi normal mesaisini bitirip devletin tahsis ettiği servisle lojmanına döndüğünü belirten Hüsamettin Uğur, darbe girişimi henüz devam ederken televizyonlarda geçen altyazılarla hakkında soruşturma açıldığını öğrendiğini söyledi. Gözaltı sürecinde kendisini sorgulayan Cumhuriyet savcısının "Dosyaya vakıf değilim, delilleri bilmiyorum, anlatın" dediğini aktaran Uğur, hiçbir somut delil olmaksızın matbu kararlarla tutuklandığını ifade etti.

“Diyarbakır Cezaevi Yöntemlerini Yaşadık”

Sincan Cezaevi'nin ardından gizli bir yazıyla Keskin Cezaevi'ne sevk edildiklerini ve burada uzun süre tecrit şartlarında yaşadıklarını dile getiren Uğur, cezaevinde uygulanan psikolojik baskıları şu sözlerle anlattı:

"Haftalarca sabahın erken saatlerinde, çok yüksek bir ses bölümüyle Mustafa Yıldızdoğan’ın 'Ölürüm Türkiyem' şarkısıyla sayıma uyandırıldık. Biz bunları geçmişte okuduğumuz kadarıyla 12 Eylül sonrası Diyarbakır Cezaevi'nde İstiklal Marşı ve benzeri değerlerimizin mahkumlara eziyet için kullanılmasıyla bilirdik; aynısını bize de yaşattılar."

Savunma hazırlayabilmek için 9 ay boyunca kendisine plastik bir masanın dahi verilmediğini, sünger yatak üzerinde eğilerek dilekçe yazmaktan dolayı ciddi sağlık sorunları yaşadığını belirten eski Yargıtay üyesi, temel insani ihtiyaçların ve temizlik malzemelerinin kısıtlandığını vurguladı.

“Listeleri Bizzat Birol Erdem’in Hakan Fidan’a Verdiği Söylendi”

Yargılama sürecinde dosyaların boş olduğunu gizlemek için uzun süre "gizlilik kararı" uygulandığını savunan Uğur, mahkeme kayıtlarına ve SEGBİS tutanaklarına giren itirafçı beyanlarına dikkat çekerek çarpıcı bir fişleme iddiasını ortaya koydu:

"Bizzat mahkeme tutanaklarında itiraf ettiler; 15 Temmuz’dan 2,5 - 3 yıl önce yargı içinde 8-10 grup halinde fişleme toplantıları yapılmış ve yüzlerce kişilik isim listeleri hazırlanarak istihbarat kurumlarına teslim edilmiş. Listeleri bizzat Birol Erdem, MİT Başkanı Hakan Fidan’a verdiğini söyledi. Kendi aralarında 8-10 grup oluşturarak yaptıkları toplantılarda yüzü aşkın isim tespit edilmiş. Meslekten ihraç edilmek için aslında 15 Temmuz bir bahane ve fırsat olarak kullanıldı."

“İşkenceyi AYM’ye Taşıdım, Aynı Muameleyi Ben Gördüm”

Cezaevinde adli mahkumlara yönelik yapılan ve falakaya varan darp olaylarına karşı hukuki mücadele yürüttüğü için bizzat infaz koruma memurları tarafından hedef alındığını belirten Hüsamettin Uğur, uğradığı şiddeti şu ifadelerle aktardı:

"Adli mahkumlara dayak, falaka ve işkenceyi AYM’ye taşıdım, aynı muameleyi ben gördüm. Başmemurun talimatıyla birkaç infaz memuruyla birlikte beni oradaki kamerasız odada darp ettiler. Bununla ilgili başvurum 6 yıldır Anayasa Mahkemesinde bekliyor, bekletiliyor."

“Apo İçin 'Mecliste Konuşsun' Denildi, Bıçak Taşımayan İnsanlara Bu Zulüm Reva mı?”

Türkiye'nin terörle mücadele tarihindeki çifte standartlara ve güncel siyasi gelişmelere tepki gösteren eski Yargıtay üyesi Uğur, yürütülen hukuksuzlukların ulaştığı boyutu şu sözlerle eleştirdi:

"40 bin kişinin ölümünden sorumlu tuttuğunuz APO için 'mecliste konuşsun, baş müzakereci olsun' denildi. Üzerinde bıçak taşımayan insanlara 10 yıl yapılan bu zulüm reva mı? Hangimizde velev ki bir çakı bıçağı, bir ruhsatsız silah bulunmuştur? Enerjimizi böyle birbirimizi ötekileştirerek, hatta kıyımdan geçirerek harcıyoruz."

“Cezaların Şahsiliği İlkesi Yok Sayıldı”

Doğulu ve 10 çocuklu bir aileye mensup olduğunu belirten Uğur, ailesinden 5 kardeşin kamudan ihraç edildiğini, bir kardeşinin hakkında hiçbir soruşturma veya dava olmamasına rağmen sadece "kardeşlerinin davası var" gerekçesiyle mesleğinden atıldığını söyledi. Durumun hukuk fakültesi 1. sınıfında öğretilen "cezaların şahsiliği" ilkesine tamamen aykırı olduğunu ifade etti.

“Toplumda de facto OHAL Devam Ediyor”

29 Mayıs 2024 tarihinde tahliye olan ve emekli bir yargı mensubu olarak hayatını idame ettirmeye çalışan Hüsamettin Uğur, cezaevinden çıktıktan sonra uzun yıllar yaşadığı Ankara’ya ve topluma yabancılaştığını hissettiğini belirtti. Uluslararası endekslerde Türkiye’nin hukukun üstünlüğü ve insan hakları konularında dünyanın en gerisindeki ülkelerin bile arkasına düştüğünü söyleyen Uğur, resmi olarak bitse de toplumsal alanda dışlama ve hak ihlalleriyle "fiili (de facto) bir OHAL sürecinin" hâlen devam ettiğini vurgulayarak sözlerini tamamladı.