Avrupalı örgütlerden Türkiye çağrısı: AİHM kararları uygulanmalı, AB ihlallere karşı adım atmalı

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Perşembe, Temmuz 16 2026
Paylaş
X Post
Avrupa'daki yargı ve hukuk örgütleri, ortak bir bildiri yayımlayarak 15 Temmuz sonrası Türkiye'de yargı bağımsızlığının zedelendiğine dikkat çekerek; hakları ihlal edilerek tutulanların serbest bırakılması, AİHM kararlarının uygulanması ve Avrupa kurumlarının somut adımlar atması çağrısında bulundu.
Avrupalı örgütlerden Türkiye çağrısı: AİHM kararları uygulanmalı, AB ihlallere karşı adım atmalı

Avrupa Hâkimler Birliği (EAJ), Avrupa İdari Yargıçlar Birliği (AEAJ), Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupalı Yargıçlar (MEDEL) ve Judges for Judges, 15 Temmuz’un 10. yılı dolayısıyla yayımladıkları ortak bildiride, Türkiye’de yargı bağımsızlığının ciddi şekilde zedelendiğine dikkat çekti. Kuruluşlar, hakları ihlal edilerek tutulanların serbest bırakılmasını, AİHM kararlarının eksiksiz uygulanmasını ve Avrupa kurumlarının hukuk devleti ilkelerinin ihlaline karşı somut adımlar atmasını istedi.

Avrupalı dört yargı ve hukuk örgütünün, Türkiye’de yargı bağımsızlığının ve demokratik yönetişimin tahribinin 10. yılına ilişkin ortak açıklaması şöyle:

AEAJ, EAJ, MEDEL ve Judges for Judges; temel hakların ihlal edilmesi suretiyle tutulan kişilerin serbest bırakılması, AİHM’in tüm kararlarının derhal ve eksiksiz uygulanması ve temel hukuk devleti yükümlülüklerine yönelik sürekli uyumsuzluğa karşı Avrupa kurumlarının somut adımlar atması çağrısında bulunmaktadır.

Türkiye’de Yargı Bağımsızlığının ve Demokratik Yönetişimin Tahribinin 10. Yılına İlişkin Ortak Açıklama

15 Temmuz 2016 olaylarının üzerinden on yıl geçtikten sonra Türkiye, yargı bağımsızlığının yok edilmesinin demokratik yönetişimin, temel hakların ve hukuk devletinin aşınmasına nasıl yol açabileceğinin çağdaş dönemdeki en açık örneklerinden birini sunmaktadır. 2016 sonrasında yaşananlar, istisnai bir güvenlik krizine verilen geçici bir devlet tepkisi değildi. Bu süreç, yargının ve nihayetinde anayasal düzenin sistematik biçimde dönüştürülmesine dönüştü.

4.500’den fazla hâkim ve savcı, kişiselleştirilmiş delillerden ve etkili yargısal güvencelerden yoksun toplu tedbirlerle görevden uzaklaştırıldı. Binlercesi gözaltına alındı, yargılandı veya sürgüne gitmek zorunda kaldı. Mahkemeler deneyimli hâkimlerden arındırıldı ve hızla, yargı bağımsızlığından ziyade siyasi sadakat tarafından şekillendirilen işe alım ve terfi mekanizmaları yoluyla yeniden dolduruldu.

Hâkim ve savcılar sadece görevlerini değil; özgürlüklerini, geçim kaynaklarını, itibarlarını ve geleceklerini de kaybettiler. Aileleri yoksulluk, sosyal dışlanma, mal varlığına el konulması, seyahat kısıtlamaları, zorunlu göç ve yıllar süren belirsizlikle karşı karşıya bırakıldı. Her istatistiğin arkasında yok edilmiş bir meslek hayatı ve kalıcı acılar yaşamış bir aile bulunmaktadır.

Yargıdaki tasfiye, yargı yönetiminin yapısal olarak yeniden şekillendirilmesiyle birlikte gerçekleşti. 2017 anayasa değişikliklerinin ardından, atamalar, terfiler, disiplin işlemleri, nakiller ve görevden almalar konusunda yetkili olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), siyasi otoritelerin belirleyici kontrolü altına girdi.

Avrupa kurumları bu dönüşümün sonuçlarını kabul etti. Avrupa Yargı Konseyleri Ağı, Türkiye’nin yargı kurulunun artık kurumsal bağımsızlık şartlarını karşılamadığı sonucuna vararak statüsünü askıya aldı. Bu durum, yargı bağımsızlığını korumakla görevli kurumun artık bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğine dair Avrupa yargı camiası tarafından yapılan emsalsiz bir tespitti.

Aynı dönemde, liyakate dayalı yargı mensubu alımı da kademeli olarak ortadan kaldırıldı. Hâkim adaylarının yazılı sınavlarda asgari geçme notu alma zorunluluğu kaldırılarak yargı atamalarındaki en önemli objektif güvencelerden biri ortadan kaldırıldı. Yıllar boyunca hâkim ve savcılar, liyakatin takdir yetkisine tabi kılınabildiği bir sistem altında mesleğe girdi; bu da sadakatin, ilerleme için belirleyici ölçüt olarak yetkinliğin yerini aldığı yönündeki endişeleri güçlendirdi.

Bağımsız yargı sesleri de eş zamanlı olarak susturuldu. Türkiye’nin en büyük bağımsız hâkim ve savcı derneği olan YARSAV bir KHK ile kapatıldı. Václav Havel İnsan Hakları Ödülü sahibi olan başkanı Murat Arslan hapsedildi. Aynı zamanda, yürütme organıyla uyumlu oldukları yönünde yaygın kanaat bulunan yapılar, yargı kariyerleri ve kurumsal yönetim üzerinde giderek daha fazla etki kazandı.

Geçtiğimiz on yıl boyunca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, hâkimlerin, savcıların, siyasetçilerin, gazetecilerin, avukatların, akademisyenlerin ve sivil toplum temsilcilerinin tutuklanması, yargılanması ve görevden alınmasına ilişkin çok sayıda hak ihlali kararı verdi. Baş/Türkiye ve Yalçınkaya/Türkiye kararları da dâhil olmak üzere Mahkeme, temel hakları, hukuki güvenliği, adil yargılanma güvencelerini ve kanunilik ilkesini etkileyen sistematik eksiklikleri tespit etti.

Mahkemenin bağlayıcı kararlarının, Osman Kavala ve siyasi açıdan hassas diğer davalara ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere uygulanmaya devam edilmemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminin karşı karşıya kaldığı en ciddi meydan okumalardan birini oluşturmaktadır. Bakanlar Komitesi ihlal sürecini başlatırken, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi bu durumu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin otoritesine yönelik eşi görülmemiş bir tehdit olarak nitelendirdi.

Türkiye, Avrupa Konseyi tarihinde yeniden tam denetim prosedürüne alınan ilk üye devlet oldu. Avrupa kurumlarındaki sonraki tartışmalarda, bağlayıcı insan hakları kararlarının sürekli olarak göz ardı edilmesinden sorumlu yetkililere yönelik hedefli tedbir çağrıları da yer aldı. Avrupa Parlamentosu geçen ay, Türkiye’de hukuk devletinin ciddi şekilde aşınmaya devam etmesi ve yargı bağımsızlığının bulunmaması konusunda derin endişelerini dile getirdi.

Tehlikede olan şey, tek bir kurumun bağımsızlığından çok daha fazlasıdır. Bağımsız bir yargı, demokratik tercihlerin, anayasal güvencelerin ve temel hakların korunmasını sağlayan mekanizmadır. Mahkemeler bağımsız çalışmayı bıraktığında, seçimler tek başına demokrasiyi koruyamaz. Haklar yalnızca kâğıt üzerinde kalır, anayasal sınırlamalar pratik önemini yitirir ve hukuk, gücü sınırlayan bir araç olmaktan çıkarak gücün kullanılmasının bir aracına dönüşür.

Bu nedenle çağrımız şudur:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tüm kararlarının derhal ve eksiksiz uygulanması;

Görevden alınan hâkim ve savcılar için, mümkün olan her durumda göreve iadeyi de içeren etkili başvuru yollarının sağlanması;

Temel hakların ve bağlayıcı yargı kararlarının ihlali suretiyle tutulan kişilerin serbest bırakılması;

Bağımsız ve siyasi olarak tarafsız bir yargı yönetimi sisteminin yeniden tesis edilmesi;

Liyakate dayalı hâkim-savcı alımı ve terfi sisteminin yeniden kurulması;

Avrupa kurumlarının, temel hukuk devleti yükümlülüklerine yönelik sürekli uyumsuzluğa karşı somut adımlar atması.

Sylvain Mérenne

Başkan, Avrupa İdari Yargıçlar Birliği (AEAJ)

Sabine Matejka

Başkan, Avrupa Hâkimler Birliği (EAJ)

Tamara Trotman

Başkan, Judges for Judges

Mariarosaria Guglielmi

Başkan, Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupalı Yargıçlar (MEDEL)