Beyin cehdinden notlar

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Pazartesi, Eylül 21 2026
Paylaş
X Post
Beyin cehdinden notlar

Bir önceki yazımda bahsettiğim bir grup fedakâr çilekeşlerimizin konuşmalarından bugün de bazı notlar aktarmaya bakalım.

Sosyal medyada, Hizmet’e yapılan saldırılara cevap verenler üzerinde de duruldu. Bilhassa, son zamanlarda Müslüman gruplara özellikle de Süleyman Efendi Hazretlerinin  mensuplarına yapılan hücumlara Allah rızası için güzel müdafaalarda bulunanlar tebcil edildi.

(Daha sonra, bunu Amerika’daki bir arkadaşıma aktarınca, dedi ki:  “Onların önde gelen hocaefendilerinden birisi, ’12 Mart 1971  Muhtırasında hapiste iken Nur Cemaatinin ileri gelenlerine demiştim ki: -Bizler asgarî (en azından ) müştereklerde bir araya gelmemiz gerekirken, bunun gereğini yerine getirmedik, şimdi kaderin takdiri de bu askeri darbenin neticesinde hepimiz ASKERÎ MÜŞTEREKLERDE   bir araya getirildik. Şu günlerde ise, sırf Allah rızası için Hizmeti müdafaa eden sosyal medyacılar,  bizleri müdafaa ediyorlar!  İşte bu gerçek kardeşlik!..  Allah razı olsun.)

Aynı gün namazdan sonra âdetimiz üzere Risale okurken 21. Lema İhlas Risalesinden şu ifade üzerinde durduk: “İşte, Risale-i Nur şâkirtleri ve KUR’AN’IN  HİZMETKÂRLARI!  Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzalarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sâhil-i selâmet olan Dârü’s-selâma (Cennete)  Ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m) çıkaran bir sefîne-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz.”  (Yirmi Birinci Lem’a, İkinci Düsturunuz)  “Bizler ve Sizler” derken “Sizler” kelimesi, “Kur’an’ın Hizmetkârları olan Süleyman Efendi Hazretlerinin toptan hepsine ve Hizmetlerine” baktığını anlıyorum. Yani bu iki hizmet Anadolu’nun bağrından çıkmış tertemiz ve yerli hizmetlerdir…

Bir arkadaşımız dedi ki: “Mağdur ve mazluma kimliği sorulmaz… Elbette ki diğer bütün gadre ve mezâlime uğrayanlarla beraber, Süleymanîlere ve Kuytul’a ve mensuplarına ve benzerlerine sahip çıkmalıyız.” Çok doğru söylüyordu.

Bir arkadaşımız Hocaefendimizin “İnhiraf,  kelimelerle başlar” diye bir sözünü nakletti. Doğru bir tesbit…  Bir ara Sızıntı dergisinin baş yazılarını Hocaefendi kesmişti. Sebebini sorduk. “Kadavra gibi ruhsuz yazılar…  Yazarlar sanki başkasının diliyle ve kelimeleriyle yazıyorlar. Sonra odasından Sızıntı dergilerini getirip gösterdi. Bazı yazıların cümlelerinin altını kalın çizgilerle çizmişti. “Gelişmiş organlar…”  vs. gibi tamamen evrimci görüşe sahip kimselerin sözleriyle doluydu. Her an herşeye isimleri tecelli eden Cenab-ı Hakkın icraatını perdeleyen ve işi sebeplere, maddelere ve tabiata mâl eden bir anlayışın diliyle konular anlatılmıştı.  Bundan çok rahatsız olan Hocaefendi, kendisi her sayıda yazdığı baş yazılarını kesmişti…

Bir arkadaşımız “Doğru, makul ve ihtiyaca uygun bütün projeler için para hazır ve hiçbir sıkıntı yok” dedi. Bunun üzerine bir başka arkadaşımız da bir zamanlar büyük bir yurt binasını bir gayr-i Müslim’den çok uygun fiyata nasıl aldıklarını anlatıyordu. “Bir gün evine gitmiştik. İki duvarda da aslî harflerle Allah, Muhammed yazan çok değerli iki halının asılı olduğunu gördük. Bunların çok değerli bir el dokuması olarak aldığını sonra bu yazıların mânasını, anlayınca ayak altında yere sermenin doğru olmayacağı için duvara astığını söylemişti” dedi. 

Fantastik resim çizmekte başarılı bir arkadaşımız, Boston’da sanat tarihçisi bir hanımefendiden bahsetmişti. Alman asıllı ve Osmanlı hayranı olan bu hoca hanımla biz de tanışmıştık. Arkadaşımızın namaz kıldığını görünce ona sanat değeri yüksek bir seccade hediye etmiş. “Ben bunu eski halı ve kilimlerin satıldığı bir yerde gördüm. Önce,  eski ama emek verilmiş bir şey diye aldım. Öğrenciydik, bizim evde bir parti yaptık.  Onu yere sermiştim. Arkadaşlarım gidince, dikkat ettim. Ayakların, dizlerin ve alınların geldiği yerlerde bâriz izler vardı. Hemen bunun Müslümanların ibadet ederken kullandıkları bir sergi olduğunu fark ettim. Kendimden utandım ve onu yerden kaldırıp güzelce yıkadım ve naylonun içine yerleştirip duvara astım. İbadet eden bir Müslümana hediye edeyim diye senelerce yanımda taşıdım. Senin namaz kıldığını görünce, şimdi sana veriyorum.” diyerek kendisine teslim etmiş. Sonra biz bunu Dr. Kudret Ağabeyin müzesine hediye ettik. Akl-ı evvel bir arkadaşımız oradan bir şeyler almak isteyince ben de daha önce duyduğum şiirimsi bir sözü biraz değiştirerek  yazıp o müzeye astım: “Gelin gelin getirin / Geçin geçin oturun / Burası Doktor Ağabeyin Müzesi  /  Buradan ne alın, ne  de götürün.”

İyi, iyi, güzel güzel sohbetler…