Bir beyin cehdinden bazı notlar

Okuma Süresi 11 dkYayınlanma Salı, Eylül 15 2026
Paylaş
X Post
Bir beyin cehdinden bazı notlar

Bir grup fedakar çilekeş oturmuş, “daha neler yapabiliriz” diye görüşmede bulunuyorlardı. Birisi: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” âyetini, İstanbul fethi için gelmiş ordunun bazı askerlerinin kendilerini ölüm tehlikesine atarcasına canhıraş  hücumları yapanlara ikaz için okuyunca, Eyyüb Ensarî Hazretleri, “Bu âyet bunun için inmedi, bilakis, rahat düşkünlüğü ile biraz dünyevîleşme olunca indi” meâlinde sözler söyledi.

Demek Üstad’ın sihirbaz cellat dediği rahat düşkünlüğü ile ilgili bir durum…

 Bir arkadaşımız, “Büyüğümüz hayatta iken,  hep yeni hedefler verir ve hep canlı kalmamızı sağlarlardı. Şimdi de ortak akıl ve kolektif şuur ile zamana ve ortama uygun hedefler belirlememiz gerekiyor. Hepimizi canlı tutacak dinamik bu olsa gerek.” dedi. Bu da ancak iyi niyet ve ihlasla sancı  çekerek ve  dertlenerek  ilham olunacak bir armağandır herhalde. 

Bir arkadaşımız, “Büyüğümüzün yanına iki tane meşhur sanatçıyı onların ısrarlı  istekleri üzerine getirmişlerdi. Birisi soprano, birisi de bale üstadı imiş... Kendi sanatları ile bir şey söylemiyor, çok çekingen davranıyorlardı. Nasıl olduysa bale sanatına bir geçiş oldu. Büyüğümüz, “Hayret!..  Bir avuç bir noktanın üzerinde sanat icrası çok zor olsa gerek”  dedi. Daha sonra da “Acaba çeşitli spor ve sanat dallarında İslamî  hassasiyetlere uygun yani ‘bizcesi’ bir imkan bulunamaz mı?”  dedi. Bu sefer esas hayret bizde ve misafirlerde başladı.” dedi. 

 Yusuflardan birisi şunu anlattı: “Hücre hapsinde müebbete  mahkum bir mazlum, şiirler yazmaya başlıyor. Hapishanede şiir yarışmaları yapılıyor. Birinci olanlara, 15 dakika ailesiyle görüşme mükafatı veriyorlar. Üst üste iki hafta birinci olunca, artık ondan sonra diğer hücre arkadaşları adına şiirler yazıyor. Onlar sırayla 15 dakika telefon görüşmesine nail oluyorlar. 

* * *

Bu arada Hizmet’in ihtiyaçları gündeme geldi. İçimden bir şeyler geçti ama konuşma imkanım olmadı. Konuşsaydım, şöyle diyecektim: “Bizler bir açıdan ARILARA  benziyoruz. Kur’an‘da NAHL (ARI) Suresi var. Arı VAHİY  mesajına mazhar. İlham ile vahyin çok farkları vardır. Bir farkı da, ilham, bilgidir. Ama vahiy, yaptırımcı bilgidir. Vahye mazhar olan canlı, onu yapmak zorundadır. Hiçbir anne evladını  bir zenbile yerleştirip bir nehre bırakmak istemez. Ama Hazreti Musa’nın annesine bilgi/emir vahiy ile geldiği için onu öyle Nil Nehri’ne bırakabilmiştir. 

Arılar uykuda olan  bitkilere ve çiçeklere uğrayıp bir nevi kapılarını çalar onları uyarır bir alış-veriş yaparlar. Bal özü alırlar ama aynı zamanda aşılama da yaparlar. Sonra aldıklarından:  Bal, Arı sütü, Arı silahı iğne, Mum ve Kovanı sıvamak için kullanılan propolis maddesi üretirler. Kur’an arıdan çıkan bu sıvıların renk renk olduğunu söylüyor ve hepsinin de ŞİFA olduğunu ifade ediyor. Evet Hizmet erleri de öyle…  Dünya-âhiret ve hayatın mânası konularında derin bilgisi olmayanların kapılarını çalıp bir şeyler anlatıyor, bilgi alış-verişinde bulunuyor, himmet topluyorlar. Bu himmetlerden çeşit çeşit hizmet ünitelerinde kullanıyor ve insanlığa, İNSANLIK KALESİNİN  tamirine gayret ediyorlar. Üstadımızın dediği gibi “Her bir taşı dağlar büyüklüğünde olan ve bin  senedir sağından solundan darbeler yiyip rahnedar  olan yaralanmış İNSANLIK  KALESİNİN TAMİRİNE çalışıyorlar. Tevrat’ta da ifade edildiği gibi: “TAMİRCİLERE MUTLULUKLAR  OLSUN.” 

Seneler önce, zeytinyagı ile ilgili doktorasını İtalya’da yapmış olan bir profesör, “Zeytin yağını  yapmak mümkün değil; çünkü 200 çeşit bilişimden meydana geliyor” demişti. Şimdi tıbbî bal ile ilgili olarak  bir profesör de “Balda 3000’den fazla kimyevî madde tespit edildi” diyor. Şifa kaynağı maddî bal gibi,  Mânevî yönden de inşallah HİZMET  BALLARI da öyle olacak. 

Bir arkadaşımız himmet meselesi konuşulurken, “İncil’de bir ayet var; her Îsevînin  ürünlerinden Tanrı için onda birini vermesi gerektiğini ifade ediyor. Müslümanlıktaki öşür meselesi gibi…” dedi.  

 Üstad Hazretleri de 1911’de ilk baskısı yapılan Münazarat  Risalesi’nde, Güneydoğu Vilayetlerinde açılmasını istediği Medresetü’z-Zehra Üniversitesi için halka: “Siz Hanefî ve Şâfilersiniz!” dedikten sonra eğitim hizmetlerini destekleyecek bir çeşmeden bahsediyor. O menba da zekat ve öşülerden besleniyor. Onları Arapça bir ifade ile “İnne fî küm zekâveten, tetezâheru bi’z-zekâtî” Yani sizde ZEKÂ var; bu zekâlar  zekatlar ile çiçekler açacaklar…” diyor. 

Gerçekten, Anadolu’nun güzel mahsullerinden olan bu Hizmet-i imaniye ve Kur’aniye, halkımızın zekat ve diğer yardımları ile bilhassa eğitim gayretleri ile cihan çapında güzelliklere vesile oldu. 

ELHAMDÜLİLLAH…