Gülen'in Moderniteye Eleştirel Bakışı

Okuma Süresi 19 dkYayınlanma Salı, Eylül 15 2026
Paylaş
X Post
Gülen'in Moderniteye Eleştirel Bakışı

Amerika merkezli Respect Graduate School bünyesinde faaliyet gösteren Risale & Hizmet Araştırmaları Merkezi, 5-6 Eylül 2026 tarihlerinde "Fethullah Gülen'in Eğitim Anlayışı: Medeniyet ve Evrensel Değerler İnşası" başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyumun koordinatörlüğünü Dr. Ergun Çapan üstlendi. Birbirinden değerli isimler sempozyuma katkıda bulundu.

Sempozyum Başlıkları ve Öne Çıkan Konular:

Fethullah Gülen'in eğitim felsefesi

Sosyal çevrenin eğitsel işlevi

Okul ve öğretmenin rolü

Küresel eğitim kurumları

Yayıncılığın eğitime katkısı

Ders halkaları ve bütüncül eğitim süreçleri

Cins Dimağlar" Kavramının Üstün Yetenekliler Eğitimi Literatürüyle Analizi

Kendini Gerçekleştirme Tartışmaları Ekseninde Fethullah Gülen'in Eğitim Anlayışına Sosyolojik Bir Yaklaşım

Günümüzde bir tür seri üretim, bir tür konfeksiyon anlayışı hâkim. Herkes aynı elbiseyi giyiyor, ama aynı elbiseye sığmıyor. Modernite ile birlikte aynı tip insan üretme gayreti sürüyor; ne var ki bu proje de başarılı olabilmiş değil. Sonrasında ortaya çıkan postmodernist anlayış, modernitenin bu yetersizliğini gözler önüne serdi. Fakat postmodernizm de kendini maddenin ağır yükünden kurtaramadı.

Postmodernizm, modernizmin eleştirisi ve onun bir devamı olarak ortaya çıkan felsefi, kültürel ve sanatsal bir harekettir. Modernizmin rasyonel, bilimsel ve nesnel anlayışına karşı çıkar; bunun yerine belirsizliği, çelişkiyi ve çeşitliliği öne çıkarır. Bu nedenle postmodernizm, genellikle gerçeğin mutlaklığına ve evrensellik iddialarına mesafeli durur. Yani bu macera da insana huzur vermedi.

Din ile bilim birbirinden ayrıldı; sezgi ve vahiy inkâr edildi, bilgi kaynağı olarak görülmez oldu. Yerine insan merkezli bir inanç, hümanizm, getirildi. Bu da modern insana âdeta bir din olarak sunuldu. Ne var ki günümüz insanının anlam arayışı artarak devam ediyor ve genel itibarıyla mutlu değil. Çünkü vahye dayanmayan hiçbir mana ve ruh boyutu, insanı ve varlığı hakkıyla keşfetmekte yetersiz kalıyor.

Modernitenin Kısa Tarihçesi

"Moda" kelimesi, ilk kez 5. yüzyılda Roma'da kullanılan "modernite" kökünden gelir. İngilizcede "modern" kelimesi ise ilk kez 16. yüzyılda kullanılmıştır; başlangıçta "hâlihazırda, şimdi var olan" anlamına gelen terim, 16. yüzyılın sonlarına doğru "kadim" kelimesinin karşıtı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonraları ise "şimdiki çağa özgü olan", "yeni olan ve modası geçmemiş olan" anlamlarında kullanılır olmuştur. Dilimizde çağdaş Fransızcadan alınan "modern" (Fr. moderne) sözcüğü, kimi zaman "çağdaş", kimi zaman da "yeni" anlamını taşır.

Ben burada sadece Dr. Züleyha Fikret'in sunumu ve Fethullah Gülen Hocaefendi'nin moderniteye eleştirel bakışı üzerinde duracağım.

Dr. Züleyha Fikret'in sunumunda da belirttiği gibi, bu karmaşalar dünyasına çözümler sunan Fethullah Gülen, moderniteye ciddi eleştiriler getirmiştir. Hocaefendi, çatışmayı değil "müspet hareket" ilkesini benimsemekle birlikte, özellikle Çağ ve Nesil serisinde moderniteye yönelik ciddi eleştiriler dile getiriyor.

Wael Hallaq'ın The Impossible State adlı eserindeki "modern eğitim, devlete itaat eden yığınlar yetiştiren yapısal bir aygıttır" tespitiyle burada bir paralellik kuruluyor; Hallaq'ın aradığı çözümün Hocaefendi'nin eğitim sisteminde bulunabileceği öne sürülüyor. Hocaefendi'ye göre "banal görüşlü muallimler" her şeyi maddeyle izah etmeye çalışıyor; modern eğitim ise insanı yüceltmiyor.

Tasavvuf ve Modernite

Geçtiğimiz günlerde vefat eden Thomas Michel, S.J., son yarım asrın Katolik-Müslüman diyaloğunda en etkili isimlerinden biridir. Papa ile Fethullah Gülen Hocaefendi'nin görüşmesinde ve sonrasında da etkili bir isim olmuştur.

Michel'e göre Fethullah Gülen, düşüncesinde "tasavvuf" ve "modernite" gibi görünüşte birbirine aykırı iki kavramı bir araya getirmeyi başarmıştır. Gülen'in kendi ruhi gelişiminde rehberi Kur'an ve sünnettir. Gülen'e göre Kur'an, yalnızca en iyi rehber değil, aynı zamanda bütün Sufi düşünce ve pratiğinin de kaynağıdır.

Michel'e göre moderniteyi tanımlamak da aynı derecede zordur. Bazılarına göre "modernite", hayatta kalabilmek için teknolojik gelişmelerden faydalanmayı ve bunu diğer "yeni"lerle bağdaştırmayı, "modernlik öncesi" ya da "geleneksel" olandan uzak durmayı ifade eden kültürel bir davranıştır.

Bruce Lawrence ise moderniteyi, "artan bürokrasi ve akılcılığın yanı sıra, modernite öncesinde akla bile gelmeyecek teknik yeterlilik ve küresel etkileşim tarafından şekillenen, insan hayatının yeni bir göstergesi" olarak tanımlar. Bazıları içinse modernite her zaman Batılılaşmayı ima eder; bu yüzden "Batılılaşma" yüklü bir kelime hâline gelmiştir. Şüphesiz, Medeniyetler Çatışması adlı makale ve kitabın sahibi Samuel Huntington gibi düşünürler için bu kelime, Batılı siyaset adamlarının düşüncelerini yansıtır.

Batı medeniyeti; bireycilik, liberalizm, kurumsallık, insan hakları, eşitlik, özgürlük, hukukun üstünlüğü, demokrasi, serbest piyasa, kilise ile devletin ayrılığı gibi prensipler üzerinde yükselir. Bu prensipleri benimseyenler, çoğu zaman kendilerini, gericilik, hurafe ve cehalet içinde kalmış olanlara aydınlanmış bir hayat anlayışı bahşetmekle yükümlü görürler.

Dr. Züleyha Fikret, Hocaefendi'nin eğitim modelinden yola çıkarak üç aşamalı bir kriz-çözüm modeli sunar: modernitenin krizi (yabancılaşma, anlam bunalımı, maddecilik, inanç boşluğu) → çözüm olarak bir "eğitim seferberliği" → nihai hedef olarak, zihinlere ilim, kalplere ümit, şefkatli rehberlik yoluyla yetişen bir "altın nesil." Yani evrensel insani değerler etrafında erdemli, günümüzün modern bilimlerine vâkıf, sosyal anlamda hem kendine hem topluma faydalı bir birey metaforu sunulur.

Mektep-Mabet Bütünlüğü

Hocaefendi'nin özgün vizyonuna göre öğrenme (mektep) ile ibadet/anlam (mabet), birbirinden ayrılmaz bir bütünün iki yüzüdür. Bilgi, çokluktan vahdete ulaştıran bir keşif aracı olarak görülür. İdeal eğitimci, zihin-kalp-aksiyon üçlüsüyle hareket eder; "akıl ve kalp izdivacı" kavramıyla, siyaset-maneviyat, metafizik-matematik, aşk-laboratuvar gibi görünüşte birbirine zıt alanların birleştirilmesi gerektiği vurgulanır. Bu vizyon, öğrencisine hakikatin yolunu açan ideal muallim tablosunu resmeder; ilmin benliğe mal edilmesi ana gayedir.

Sunumda, Batılı eğitimcilerle kesişen noktalara da örnekler verilir:

  • Steiner: baş-kalp-aksiyon bütünlüğü

  • Montessori: rehber öğretmen, usta-çırak ilişkisi

  • Martin Buber: Ben-Sen ilişkisi, öğrenciyi merkeze alan sevgi temelli diyalog

  • Dewey/Freire: eğitimin toplumsal sorumluluğu

  • François Tochon: derin öğrenme, kimlik inşası, "vicdan sahibi bilim insanı" ihtiyacı

Ayrıca Hristiyan (Great Books Project) ve Yahudi (Chabad hareketi) geleneklerinde de benzer sentezlere işaret edilir.

Gülen'in nihai vizyonunda medeniyet, teknolojik ya da maddi bir birikim değil, zihni-ruhi bir uyanış olarak tanımlanır. Hedef: sınır ötesi okullar, üniversiteler ve kültür merkezleriyle "sulh adacıkları" kurmak; diyalog yoluyla küresel bir eğitim ekosistemi inşa etmek; nefret ve kutuplaşmaya karşı uzun vadeli kardeşlik bağları oluşturmaktır.

Sonuç olarak, modernite asla mananın yerini alamaz. Yüksek insanlık seviyesine yükselmenin yolu, insani değerlerimize dönmekten geçiyor olsa gerek. Hakikate ulaştıran yolları, eğitim ve araştırma yoluyla yeniden keşfetmek gerekiyor. Bilgi ve hız çağını iyi değerlendirip yeni sentezlere gitmekten başka bir çıkış yolu göremiyorum. Egonun sıradağlarını aşarak, "tek doğru benim bildiğimdir" saplantısından kurtulma olgunluğuna erişebilmek; hep yeni arayışlarla, modernliği kullanarak ama modernitenin ağına düşmeden, yeni insanlık semalarına doğru pervaz etme gayretini en yüce ideal olarak görüyorum..

 

https://www.buzzsprout.com/1745031/episodes/19801754