Borsa vurgununda çifte soygun: 2.000.000.000.000 TL

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Cuma, Eylül 18 2026
Paylaş
X Post
AKP iktidarının “ev alma hayali” satarak borsaya çektiği yurttaşların tasfiye edilecek fonlardaki 950 milyar TL'lik (yaklaşık 20 milyar dolar) birikimi buhar oldu. Bir avuç azınlığı ihya eden sistem çöktü. 2 trilyonluk devasa enkaz kamu bankaları eliyle yine halkın sırtına yıkıldı. Hem yurttaşın tasarrufu yutuldu hem de kurtarma faturası topluma kesildi. Operasyon 2 trilyon liralık çifte soyguna dönüştü.
Borsa vurgununda çifte soygun: 2.000.000.000.000 TL

Türkiye sermaye piyasalarında son günlerde yaşanan ve milyarlarca dolarlık büyüklüğe ulaşan finansal sarsıntılar, ekonomideki fiktif sermaye krizini ve finansallaşma dinamiklerini yeniden tartışmaya açtı. Konuya ilişkin dikkat çeken bir analiz, yazar Kansu Yıldırım tarafından kaleme alınarak Evrensel gazetesinde yayımlandı. Yıldırım’ın yazısı, yaşanan çalkantıları birkaç başarısız şirketin ötesinde, finansallaşmış kapitalizmin temel çelişkileri ve riskin kamusallaştırılması bağlamında ele alıyor.

Gelecekteki Gelirlerin Bugünden Sermayeleşmesi: Fiktif Sermaye

Yıldırım yazısında Türkiye kapitalizminde kredi genişlemesine dayalı büyüme modelinin sınırlarına dayanmasıyla birlikte sermaye piyasalarının derinleştirilmesinin teşvik edildiğini belirtiyor. Karl Marx’ın “fiktif sermaye” kavramına atıf yapan yazar, fiktif sermayenin “sahte” bir varlık olmadığını, aksine gelecekteki gelir akımlarını temsil eden mülkiyet haklarının bugünkü fiyatı olduğunu vurguluyor.

Yazıda, Pusula ve Tera örnekleri üzerinden mekanizmanın nasıl çalıştığı şöyle aktarılıyor: "Ağustos sonu itibarıyla Pusula’nın yaklaşık 13 milyar dolar, iki şirketin birlikte ise yaklaşık 27 milyar dolarlık varlık yönettiği Financial Times verileriyle paylaşılıyor. Bu yapıların fonlarının 2026'nın ilk yedi ayında yüzde 140'ın üzerinde getiri sağlaması yeni yatırımcıları çekmiş; yeni paranın aynı veya ilişkili şirket hisselerine yönelmesiyle fiyatlar daha da yukarı taşınarak kusursuz işlediği sanılan bir geri besleme döngüsü yaratmıştı. Ancak Financial Times’ın da belirttiği gibi mekanizma tersine döndüğünde, fonlardan yaklaşık 1 milyar dolarlık çıkış BIST 100 endeksinde yüzde 5'in üzerinde günlük düşüşleri beraberinde getirdi."

SPK Kararları ve Kriz Yönetiminin Çelişkileri

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül 2026 tarihli bülteniyle Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy tarafından kurulan ve TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonlarının alım-satım işlemlerini kapatıp bazılarının tasfiye edilmesine karar vermesi (tasfiye kapsamındaki fonların 950 milyar TL'lik büyüklüğe ulaştığı belirtiliyor), krizin boyutunu gözler önüne serdi.

Yıldırım, bu müdahalenin devletin piyasayı "devletleştirmesinden" ziyade, piyasanın yeniden üretim koşullarını güvence altına almak için devreye girmesi olduğunu ifade ediyor. Nitekim bir tarafta belirli finansal yapılar tasfiye edilirken, diğer tarafta kredili işlemlerdeki asgari özkaynak koruma oranının yüzde 35’ten yüzde 20’ye indirilebilmesine izin verilmesi, genel piyasa likiditesinin kurumasını önlemeye yönelik tipik bir kriz yönetimi çelişkisi olarak öne çıkıyor.

Riskin Toplumsallaştırılması ve Sınıfsal Boyut

Yazıda, finansal varlıkların değerlenmesinden elde edilen kazançların özelde (şirketler ve tekil sermayedarlarda) kaldığı, buna karşılık varlıklar değer kaybettiğinde likiditeyi ve sistemin sürekliliğini sağlama yükünün kamu kapasitesine havale edildiği ifade ediliyor. Emlak Katılım’ın Katılımevim ve Birevim’i satın almak üzere görüşmelere başlaması gibi gelişmeler de bu bağlamda, sermayenin el değiştirdiği ve riskin büyüdüğü noktada kamu sermayeli finansal kurumların merkezi konuma geldiği süreçler olarak okunuyor.

Kansu Yıldırım, halka arzlardan yatırım fonlarına ve bireysel emekliliğe kadar genişleyen enstrümanlarla hane halklarının ve geniş toplumsal kesimlerin bu finansal balonun içine çekildiğine dikkat çekiyor. Yazıda, bu sarsıntının yalnızca bir fon krizinden ibaret olmadığı, finansallaşmanın toplumsallaştırdığı beklentilerin ve risklerin çok daha geniş bir sosyal tabanda sınandığı vurgulanıyor.