Dua Aynı Fakat Ağız Farklı

⏱ Okuma Süresi 17 dk•Yayınlanma Pazartesi, Ekim 26 2026
Paylaş
X Post
Dua Aynı Fakat Ağız Farklı

 

Bütün nifak hareketleri sahte olana, gerçeğin taklidine dayanır. Münafık da Müslümanın sahtesidir.  Münafığın bütün çizgileri Müslüman benzer. Fakat kalbi tasdikle Allah'a bağlı değildir.  

Bozmanın bin bir türlü şekli, yolu, tarzı vardır. Fakat en profesyonel ve en tehlikeli bozma, bir şeyin taklidine dayanan sahtesini üretmekle olanıdır. Çünkü sahtenin gerçeğinin yerine, tahtına geçme ihtimal vardır. Bu nedenle sahtesi ile gerçeği ayırt etmekte zorlanan insanoğlu için nifak hareketleri en aldatıcı en zararlı hareketlerdir. 

Ayrıca sahte, yalanın en büyüğüdür. Bir doğru sözü, kalıp ve şekli bozulmazsa da bağlamından kopararak ifade etmek en büyük sahtekarlıktır. Hz. Ali, nifak bataklığında yüzen bazı muhaliflerine karşı; "diliniz doğruyu söylüyor fakat kalbiniz başka bir şeyi kastediyor." diyordu. Sahte ve sahtekarlık derken tam da bunu kastediyoruz. 

Sahtekarlığın en büyüğü de Allah (c.c) kitabındaki ayetlerle yapılanıdır.  Sahtekarlıkta akla dayanan bir cerbeze de vardır. Sahte, inanmadığın doğruyu dil ile tekrar etmektir. Kuran ne diyor:

"(Ey Muhammed!) Münafıklar sana geldiklerinde, “Senin, elbette Allah’ın peygamberi olduğuna şahitlik ederiz” derler. Allah senin, elbette kendisinin peygamberi olduğunu biliyor. (Fakat) Allah, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduklarına elbette şahitlik eder." (Münafikun, 1) 

Yalan söylemek değil söylenen söz doğru da olsa münafıklar doğruluğuna inanmazlar. "Allah birdir" diye yemin edilse fakat bu sözü söyleyen buna inanmıyorsa sahtekardır, yalancıdır. Uhud harbinden önce Münafıklar, yapılan istişarede çok enteresan Allah Resulü ile aynı görüşteydiler. "Medine'de kalarak savunma savaşı verelim Ya Resulullah" diyorlardı. Fakat münafıkların bazen Peygamberimizle (sav) aynı görüşte olmaları onları samimi Müslüman yapmadığı gibi Efendimiz’le (sav) bazan aynı görüşte olmayan sahabeyi de münafık yapmaz. Çünkü onlar kendi görüşlerine de tavırlarına da söylediklerine de inanmıyorlardı. Yani kendi ağızlarından çıkan "Medine'de kalarak savunma harbi yapalım" sadece bir sözdü. Evet, sadakat ve doğruluk için sözün doğrusunu söylemek yetmez; ağzımızdan çıkan kendi sözlerimize de kalben inanıyor olmamız gerekir.  

Bu nedenle bazen, samimiyetle yapılan bir hata, ikiyüzlülükle yapılan doğruluktan bin kat evla olabilir.    

Hani "Bermuda Şeytan Üçgeni" diye bir şey vardı ya onun gibi hayatımızda "sadakat üçgeni" olmalıdır. Hayatımız, kalp, dil ve davranış noktalarından meydana gelen sadakat üçgenine uyması gerekir. Bu üçü birbiriyle örtüşmeli. Kalpten inandığımızı veya kabul ettiğimizi söylemeli; söylediğimizi de davranışlarımızla ortaya koyabilmeliyiz.  Aksi takdirde nifak veya şeytan üçgeninden kurtulamayız. 

Doğru yollar gibi sahte yollar da vardır. Bir doğru yolun içtihat, yorum ve işari manalara gelen bir mantıkla yorumlanması başkadır o doğru yolun temelinden sahtesi ile bozulup değiştirilmesi başkadır.  Mesela 4 mezhep doğruya gidiş yollarıdır. Hangi yolu denersen sonuçta aynı neticeye veya doğruya ulaşırsın.  Çıkış veya başlangıç noktası doğru da olsa hak da olsa daha sonra sapıtmak; sapık kollar meydana getirmek başkadır. Ve bu sapık kolların içinde en tehlikelisi doğrunun birebir taklidinin yapıldığı fakat, doğruyla (gönülden Allah'la) direkt irtibatın olmadığı yollardır. 

افْتَرَقَتِ الْيَهُودُ عَلَى إِحْدَى أَوْ ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً، وَتَفَرَّقَتِ النَّصَارَى عَلَى إِحْدَى أَوْ ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً، وَتَفَرَّقُ أُمَّتِي عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً»  

"Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Hristiyanlar da yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır." (Ebû Dâvûd, Sünnet, 1 (Hadis no: 4607) 

'Bir fâkih hükmünde yanlış yapsa da bir sevap alırken kötü bir niyetle, kendine göre dini konularda yorum yapan bilgin bir zındık, fakihlikte isabet etse de günah kazanır' konusunu iyi anlamamız gerekir. Birinin Rıza-i İlahi değimiz kaynakla gönülden irtibatı var fakat, bir zındıkın fakihliğinde ise meseleyi kendi aklına, benliğine ve kötü niyetine bağladığından gerçek kaynakla irtibatı yoktur. Bu irtibat kesikliği tüm bilgi ve maharetine rağmen onun tüm ibadetlerini iptal eder. Yani kaynağıyla irtibatı olmayan fetvalar geçersizdir. Zındık ve kafir birinin veya riyakâr birinin dosdoğru/imrendirici bir namaz kılması gibi canım! 

“Hâkim (veya müctehit) hüküm verirken içtihatta bulunur ve isabet ederse ona iki sevap vardır. Eğer içtihat eder de hata ederse, ona bir sevap vardır." (Buhârî, İ‘tisâm, 21)

Sahte para gibi tıpatıp aynısına benzer olsa da seri numarası merkez bankasına ait olmadığından üstelik cezası dahi vardır. Normal mantıkla bir paranın tıpatıp aynısını yapacak zahmete katlanan birsine ödül vermek gerekir. Çünkü ortada bir emek ve zahmet vardır. Fakat bilakis sahte, emek sömürüsü anlamına geldiğinden ve bir devletin istiklaliyeti ile alakalı olduğundan şiddetle cezalandırılır. Böyle bir kimsenin darphanede çalışması doğrudur, devlete-millete yardımcı olmak anlamına gelir. Fakat onlardan bağımsız paraları darphanede basılmış gibi gösterip aynısını yapsa suçtur, yanlıştır.

Bunun gibi daha Efendimiz (sav) döneminde sahte peygamberlerin çıkması yanlıştı, çirkindi.  Sahte peygamberlerin bazıları, Yemen tarafı benim olsun kuzey tarafının peygamberi sen ol Ya Muhammet teklifinde dahi bulundular. Bu nedenle hak peygamberlere tabi olunur, Sahte peygamberlerle ise savaş edilir.

Ebu Bekir gibi Peygamberimize destek veren ve yaran olanlarla, Müseylemetü'l- Kezzap gibi sahte peygamberleri aynı kefeye koyamayız. Sahte mezheplerle gerçek mezhepleri, gerçek alimlerle sahtelerini, gerçek varislerle sahte varisleri birbirine ayırmamız gerekir.

"Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır,
Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş” (Niyazi Mısri)

Bu kadar sözü niye söyledik! 

Risale-i Nur’un olsun bu Hizmet-i imaniyenin olsun sahtesini yapmak isteyenler daima olmuştur ve olacaktır da. Talebe yetiştirmek ise biz de yetiştirelim. Yurt açmaksa mesele biz de açalım. Okulların aynısını yapalım. Sohbet meclisleri kurup çay içelim, kitap okuyalım. Tüm bunlar anonim yani halka mal olmuş şeylerdir. Herkes her istediği hayrı yapabilir tabi. Fakat bu takliden yapılanların yümün ve bereketi, hiçbir zaman kendini bu davaya adamış hak erlerininki kadar kesinlikle olmayacaktır. 

Adamın biri, ölülere okuduğunda üflediğinde onları dahi dirilten Hz. İsay'ı mezarların arasında çok iyi takip etmiş. Hz. İsa'nın ölüleri ayağa kaldıran duasını harfi harfine ezberlemiş. İsa (r.a) yokken kendi kendine mezardaki ölülere kaç defa İsa'dan öğrendiği duayı okuduysa da bir türlü bir ölünün dirildiğine de şahit olmamış. Acaba ölüleri dirilten İsa'ya ait olan bu duayı yanlış mı belledim diye konuyu Hz. İsa'ya açmış.  İsa Aleyhisselam demiş ki; "Oku bakayım duayı doğru mu okuyorsun acaba". Adam okumuş, ölüleri dirilten duayı fakat hiçbir ölü dirilmemiş.  Bunu üzerine Hz. İsa Efendimiz demiş ki:

"Dua aynı dua fakat, okuyan ağız aynı değil!"

Evet, her şeyi aynen harfi harfine taklit etseniz de bu hizmette sizi Allah’a bağlayan samimiyet, istişareye hürmet ve arkadaşlara derin bir bağlılık yoksa az gidersiniz uz gidersiniz dere tepe düz gidersiniz fakat sonuçta bir çuvaldız yol alamazsınız.  

Yani mucizeler gösteren İsa gibi Allah'a bağlı değilseniz sahte birkaç dua ezberlemekle, maharetle İsa olamazsınız. 

Allah hepimizin muini olsun! Amin