Hem 'ihanet' hem 'fetih': Erdoğan’ın İstanbul söylemindeki büyük çelişki

Okuma Süresi 4 dkYayınlanma Cumartesi, Mayıs 30 2026
Paylaş
X Post
İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümü kapsamında konuşan Erdoğan tarihi yine AKP iktidarından yana yazmaya çalıştı. Erdoğan’ın “İstanbul’un geleceğini karartmak isteyenlere meydanı bırakmayacağız” sözleri, AKP’nin yıllarca İstanbul’da sürdürdüğü imar aflarını, mega projeleri ve rant-talan odaklı kamusal alanların dönüşümünü hatırlattı.
Hem 'ihanet' hem 'fetih': Erdoğan’ın İstanbul söylemindeki büyük çelişki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’un fethi yıl dönümü vesilesiyle gerçekleştirdiği konuşma, muhalif basının sert eleştirilerine hedef oldu. BirGün'de yayımlanan haberde, Erdoğan’ın kenti koruma vaatleri ile geçmiş dönemlerdeki şehircilik politikaları arasındaki çelişkiler "Tarihi Tersten Yazıyor" başlığıyla masaya yatırıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç’te düzenlenen fetih törenlerinde yaptığı konuşmada muhalefeti hedef alarak, "İstanbul'un fethini hala içine sindiremeyenler var" ifadelerini kullandı. Cumhur İttifakı'nın bütünlüğüne dikkat çeken Erdoğan, İstanbul’un geleceğini karartmak isteyenlere meydanı bırakmayacaklarını ve bu aziz şehri gözleri gibi koruyacaklarını iddia etti. Ancak gazete, bu söylemlerin gerçeği yansıtmadığını ve iktidarın kendi kentsel hafızasını örtbas etmeye çalıştığını savundu.

Kendi İtirafı Hatırlatıldı: "Biz Bu Şehre İhanet Ettik"

Erdoğan’ın bugünkü korumacı ve hamasi retoriğine tezat oluşturan en önemli kanıt olarak, yine kendisinin 2017 yılında sarf ettiği tarihi itiraf gösterildi. Erdoğan o dönem katıldığı bir kültür şurasında, "İstanbul müstesna bir şehir ama biz kıymetini bilemedik, bu şehre ihanet ettik. Ben de bundan sorumluyum" ifadelerini kullanarak özeleştiride bulunmuştu.

"Rant ve Talan Politikaları Kenti Kuşattı"

AKP döneminde İstanbul’da yürütülen belediyecilik ve kentleşme politikalarının "rant ve talan" odaklı olduğu şu somut başlıklara yer verildi:

Kuzey Ormanları ve Ekosistem Tahribatı: Üçüncü Köprü, Üçüncü Havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu gibi mega projeler gerekçesiyle kentin akciğerleri konumundaki Kuzey Ormanları’nda devasa bir yeşil alan kaybı yaşandığı, İstanbul'un dünya metropolleri arasında yeşil alan fakiri bir şehre dönüştürüldüğü vurgulandı.

Vakıf ve Tarikatlara Kaynak Aktarımı: İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin (İBB) AKP yönetiminde olduğu geçmiş yıllarda, kamuya ait bütçe ve gayrimenkullerin TÜGVA, TÜRGEV, İHH gibi iktidara yakınlığıyla bilinen vakıf ve derneklere usulsüzce tahsis edildiği ve yüz milyonlarca liralık kaynak aktarıldığı belirtildi.

Askeri Arazilerin İmara Açılması: 15 Temmuz'un ardından "kamuya devredilerek yeşil alan yapılacak" sözü verilen askeri alanların ve kentin hayati önemdeki deprem toplanma alanlarının, yapılan imar planı değişiklikleriyle lüks konut projelerine ve ranta kurban edildiği ileri sürüldü.

Kanal İstanbul Tehdidi: Bilim çevrelerinin ve şehir plancılarının "ekolojik felaket projesi" olarak nitelendirdiği Kanal İstanbul projesinde ısrar edilmesinin, kentin kalan son tatlı su havzalarını (Sazlıdere ve çevresi) yok oluşun eşiğine getirdiği hatırlatıldı.

Toplumsal Direniş Öne Çıkarıldı

İktidarın rant odaklı hamlelerine karşı İstanbulluların geliştirdiği toplumsal refleksler de geniş yer buldu. Gezi Parkı direnişi başta olmak üzere, Validebağ Korusu savunması ve Kuzey Ormanları nöbetleri gibi sivil itaatsizlik ve doğa hakları eylemlerinin, halkın kent haklarına ve geleceğine sahip çıkma iradesinin en somut örnekleri olduğu ifade edildi.

İktidar, İstanbul’un doğal ve kültürel varlıklarını sermayeye peşkeş çeken geçmiş uygulamalarını unutturmak adına "fetih ve muhafazakarlık" söylemlerinin arkasına sığınarak tarihi ve kendi siyasi geçmişini tersten yazmaya çalışıyor.