Her insan özel her insan güzel

Okuma Süresi 13 dkYayınlanma Pazar, Haziran 7 2026
Paylaş
X Post
Her insan özel her insan güzel

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tavsiye ve teşvikleriyle, dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Orta Asya ülkelerinde de ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim müesseseleri açıldı. Her türlü siyasi mülahaza ve menfaat dışında, öncelikle kendi ülkelerine, daha sonra da bütün insanlara faydalı olabilme amaçlı bu eğitim kurumları, her yönüyle örnek eğitim müesseseleri oldular, olmaya da devam ediyorlar.


İşte bu okulların açıldığı ülkelerden birini ziyarete bir grup insanla gitmiştik. Bunlar arasında, meslektaşım bir akademisyen de vardı. Bu okulları, öğrencileri, Türkiye’den giden öğretmenleri ve yerel öğretmenleri, öğrencilerin velilerini ve resmî kurumları ziyaret etmiştik.


Bir okulun konferans salonunda, bizim gibi gelen misafirler için öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin de bulunduğu bir program düzenlemişti. Diğer konuşmacılar yanında, bu akademisyen arkadaşımızı da kürsüye davet etmişlerdi. Bu akademisyen de, herkese, ama öncelikle Türkiye’den buralara hicret etmiş müdür ve öğretmen arkadaşlarımıza yönelik şöyle bir konuşma yapmıştı:


“Bir akademisyen olarak ilgi sahalarımdan biri de el yazması eserlerdir. Yıllar önce matbaanın olmadığı zamanlarda, bin bir emek verilerek insanlara faydalı olmak amacıyla samimi ve gayretli kişiler, değişik ilim dallarıyla ilgili el yazması eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserler, çok değerlidir ve bunların çoğu da müzelerde muhafaza edilir. Çünkü bunlar o günün anlayış ve şartları içinde tarihe şahitlik yaparlar. Bu eserlerle ilgili çalışmalar, bizzat bu eserlerin üzerinden değil de, onların tıpkı basımları yapılır ve onlar üzerinde çalışılır. Çünkü bu eserler, tektir ve emsalsizdir. Aynen bu kaide ve yaklaşımda olduğu gibi, her insan de tektir, bir örneği yoktur. Öğrencilerle münasebetlerinizde, meslektaşlarınızla ilişkilerinizde, toplum hayatında, kim olursa olsun, tahsili, düşüncesi, inancı ne olursa olsun, her insan da bu çerçevede hem özeldir, hem de güzeldir.” demişti.


İşte bu tespit ve esastan hareketle, başta her insanın öncelikle kendisini, eşini, çocuklarını, akrabalarını, yakınlarını ve arkadaşlarını bu çerçevede değerlendirmesi çok önemlidir. Sonra da bu açının biraz daha genişletilerek, dili, dini, milliyeti, ırkı, düşüncesi ve yaklaşımı ne olursa olsun, öncelikle insan olma ortak paydasından hareketle herkesi bu şekilde özel ve güzel görüp, ona göre muamele etmesi ve davranması çok önemlidir. Buradan hareketle, herkes hem organik, hem de düşünce yapısı açısından birbirinden kesinlikle farklıdır. Aynen kan grubu ve DNA’larının da farklı olduğu gibi. O zaman, insanların hepsi özel, hepsi güzel olduğuna göre de bu esası kabul edip ona göre davranmak, sabır ister, gayret ister. Hiçbir insan, kardeşi de olsa bir diğerinin, anne babasının fotokopisi değildir. Her bir insan yeganedir.


Maalesef günümüzde bu esas prensip unutulduğundan veya çoğu zaman ihmal edildiğinden dolayı insanlar, kategorize edilirler ve verilmesi gereken gerekli önemi göremezler.


Medeniyet ve ilmi gelişmeler ne kadar gelişirse gelişsin, insana hak ettiği bu değer verilmedikçe, her türlü ilmi gelişmenin de yeteri kadar değeri olmaz. İnsanlar, kendi düşüncelerine göre diğer insanları kategorize ederler ve kendilerini onların yanında daha değerli ve önemli görürlerse, karşılıklı anlaşma, birbirini kabul etme, mümkün olmaz. Böyle olunca da toplumda huzur kalmaz, milletler arasında birbirini kabul yerine, birbirine lüzumsuz bir şekilde düşmanlıklar artar. Bunların neticesinde de maalesef tarihte olduğu gibi, savaşlar ortaya çıkar. Medeniyetler yıkılır, ülkeler harap olur. Yeni yetişen nesillerde bunlara karşı kinler gelişir ve dünyanın genelinde birbirini düşman belleyen nesiller yetişir.


Yeryüzünde yaşayan milyarlarca insanın dili, dini, kültürü, rengi, gelenekleri ve hayat tarzları birbirinden farklıdır. Ancak, bütün bu farklılıkların ötesinde değişmeyen bir hakikat vardır: Her insan, saygıya layık, onurlu ve değerli bir varlıktır. İnsanlığın ortak paydası olan bu gerçek, barış içinde bir dünyanın kurulmasının da en sağlam temelini oluşturmaktadır.


Tarih boyunca insanlar, farklılıklarını bazen bir zenginlik olarak görmüş, bazen de ayrılık ve çatışma sebebi hâline getirmişlerdir. Oysa farklılıklar, insanlığın renkleri gibidir. Nasıl ki tek renkten oluşan bir tablo eksik kalırsa, farklı kültürlerin, inançların ve düşüncelerin bir arada bulunduğu dünya da insanlık için büyük bir zenginlik kaynağıdır. Önemli olan, bu farklılıkları düşmanlık sebebi değil, karşılıklı öğrenme ve tanışma vesilesi olarak değerlendirebilmektir.


İşte bütün bunlardan dolayı, öncelikle aile içinde, daha sonra da her seviyedeki eğitim kurumlarında, insanların birbirlerini kendi konumlarında kabul edebilmesi, birbirleriyle dost olabilmeleri çok önemlidir. Aynı zamanda birbirlerinin kederlerini ve sevinçlerini paylaşabilmeleri, kültürleri farklı da olsa, birbirlerine insanca muamele edebilmeleri sadece bugün için değil ama geleceğin dünyası için de vazgeçilmez bir sorumluluktur.. Bu yaklaşım, aynı zamanda bütün fertlerin ruhi yönlerini de yumuşatır, güzelleştirir ve insanlar birbirlerini sever olurlar. İnsanlık tarihinde bu çerçevede güzel zaman dilimleri de yaşanmıştır. Demek ki şimdi de, gelecekte de, bu güzellikler tekrar yaşanabilir, yaşanmalıdır da.


Eski zamanlardan farklı olarak, teknik ve teknolojinin son sürat gelişmesiyle, artık bütün dünya büyük bir köy haline gelmiştir. Dijital alemde, herkes birbiriyle görüşebilmektedir, fikir alışverişlerinde bulunabilmektedir, birbirlerini müspet veya menfi anlamlarda etkileyebilmektedirler. Günümüzde dünya, artık her zamankinden daha fazla birbirine bağlı hâle gelmiştir. Teknolojinin gelişmesi, ulaşım ve iletişim imkânlarının artması sayesinde farklı toplumlar, iç içe yaşamaya başlamıştır. Böyle bir dünyada barışın, huzurun ve güvenin temeli; karşılıklı saygı, hoşgörü ve diyalogdur.


Bugün, dünya adeta büyük bir köy hâline gelmiştir. Bir zamanlar birbirinden habersiz yaşayan toplumlar, artık aynı dijital ortamları paylaşmakta, aynı sorunlarla yüzleşmekte ve aynı geleceği paylaşmaktadır. Böyle bir dünyada barış içinde yaşamanın yolu, birbirimize benzediğimiz noktaları aramaktan çok, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmeyi öğrenmekten geçmektedir.


Hoşgörü, her düşünceyi doğru kabul etmek değildir; farklı düşüncelerin de yaşama hakkı olduğunu kabul edebilmektir. Diyalog ise, karşıdakini kendi kalıplarımıza sokmaya çalışmak değil, onu olduğu gibi anlamaya gayret etmektir. Gerçek medeniyet, insanların birbirine benzediği yerde değil, farklılıkların saygı içinde yaşatılabildiği yerde ortaya çıkar.


Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras, maddi zenginliklerden çok birlikte yaşama kültürü olacaktır. Çocuklarımızın ve torunlarımızın savaşların gölgesinde değil, dostlukların sıcaklığında büyümesini istiyorsak, bugün hoşgörünün tohumlarını ekmek zorundayız. Her güzel söz, her samimi diyalog ve her iyi niyetli yaklaşım, yarının daha huzurlu dünyasına bırakılmış birer emanettir.


Belki dünyadaki bütün çatışmaları tek başımıza sona erdiremeyiz. Ancak, bir insanı daha iyi anlamaya çalışabilir, bir gönlü daha kazanabilir, bir önyargının yıkılmasına katkıda bulunabiliriz. Büyük değişimler, çoğu zaman küçük adımlarla başlar. İnsanlığın ortak dili de işte burada ortaya çıkar: Sevgi, saygı, merhamet ve anlayış.


Dili, dini, kültürü ve hayat tarzı, ne olursa olsun her insanın özel ve değerli olduğuna inanmak, daha güzel bir dünyanın ilk şartıdır. Barışın yolu, silahlardan değil, kalplerden geçer. İnsanların birbirine kulak verdiği, birbirini anlamaya çalıştığı ve farklılıkları bir zenginlik olarak gördüğü bir dünya ise, sadece bir hayal değil; hepimizin katkısıyla kurulabilecek ortak bir gelecektir.


Özellikle bu açıdan dolayı da ilgili, etkili, yetkili şahıslar ve kurumlar, bütün bunları göz önüne alarak, dili, dini, rengi, milliyeti, ırkı ne olursa olsun, insan olma ortak paydasından hareketle, herkesi kendi konumunda kabul ederek, kardeşçe yaşamasını bilmek ve pratiklerini de yerine getirmek için gerekli gayretleri sarfetmek durumundadırlar.


Gelin, hep birlikte mevcut bu durumların ışığında, yeniden kendimize bir çekidüzen verelim ve dünyanın yaşanılabilir bir yer olması için elbirliğiyle gayret edelim. Gayret bizden, Tevfik de Allah’tan.


Ne dersiniz?