İhlaslı bir kişi 20 kişi gibi...

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Perşembe, Ağustos 20 2026
Paylaş
X Post
İhlaslı bir kişi 20 kişi gibi...

Afyon Hapsinde iç haberleşme mektuplarından birinde Üstad  Bediüzzaman Hazretleri diyor ki: “Aziz, sıddık kardeşlerim, Bugün mânevî  bir ihtar ile sizin hesabınıza, bir telaş, bir hüzün bana geldi. (Hapisten) çabuk çıkmak isteyen ve derd-i maişet için endişe eden kardeşlerimizin hakikaten beni müteellim ve mahzun ettiği aynı dakikada bir mübarek hatıra ile, bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki: Beş günden sonra çok mübarek ve çok sevaplı ibadet ayları olan şuhur-u selâse (üç aylar) gelecek. Her hasenenin sevabı başka vakitte ON ise, RECEB-İ  ŞERİF’te YÜZDEN geçer… ŞABAN-I MUAZZEMA’DA ÜÇ YÜZDEN  ZİYADE…  RAMAZANI  MÜBAREK’TE BİNE  çıkar… Cuma gecelerinde binlere ve LEYLE-İ  KADİR’DE İSE OTUZ BİNE çıkar. 

“Bu pek çok uhrevî faydaları kazandıran uhrevî ticaretin bir kudsî pazarı, ehl-i hakikat ve ehl-i ibadet için mümtaz (seçkin)  bir meşher (sergi ve Pazar yeri) ve üç ayda 80 sene bir ömrü, ehl-i imana temin eden üç ayları böyle bir on kâr veren Medrese-i Yusufiye’de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse aynı rahmettir.

“İbadet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi nisbeten -kemiyet değilse de keyfiyet itibar, ile bire beştir. Çünkü bu misafirhanede (hapisanede) mütemadiyen giren ve çıkanlar, Nur’un derslerinin yaygınlaşmasına bir vasıtadır. Bazen bir adamın ihlası, yirmi adam kadar fayda verir. 

“Hem Nur’un sırr-ı İHLASI, siyasetkârâne kahramanlık damarını taşıyan Nur’un tesellilerine pek çok muhtaç bulunan mahpus bîçareler içinde yapılması için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da ehemmiyeti yok.

“Derd-i maişet ciheti ise, zaten bu üç aylar ahiret pazarı olmasından her biriniz çok şâkirtlerin bedeline, hatta BAZINIZ BİN  ADAMIN yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin haricî işlerinize yardımları olur, diye tamamıyla ferahlandım ve bayrama kadar burada (Afyon hapishanesinde)  bulunmak büyük bir nimettir, diye bildim.”

* * *

Emirdağ Lâhikasında Üstad Hazretleri diyor ki: “Otuz sene evvel- Dârul-Hikmet azası iken, bir gün arkadaşlarımızdan ve Dârul-Hikmet âzâsından Seyyid Sadeddin Paşa dedi ki: “Katî bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındık komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki, ‘Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi (yani dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz.  Bunun vücudunu kaldırmalıyız’ diye senin idâmına hükmetmişler. Kendini muhafaza et.’ Ben de Tevekkeltü alâ’İlahi, Ecel birdir, değişmez’ dedim. 

“İşte bu komite, otuz sene belki kırk seneden beri hem genişledi, hem benimle mücadelede her bir desiseyi kullandı. İki defa imha için hapse ve on bir defa da beni zehirlemeye çalışmışlar (şimdi on dokuz defa oldu).  (…)

“Eskiden beri İHÂNETİ kabul etmediğimden, beni o surette hiddete getirip bir mesele çıkararak mahvıma yol açmaktı. Bundan bir şey çıkaramadıkları için zehirlemek vâsıtasıyla mahvıma çalıştılar. Fakat inayet-i İlâhiye ile, Nur şâkirtlerinin duaları tiryak (ilaç) gibi, panzehir gibi ve sabır ve tahammülün tam bir ilaç gibi o plânı akîm bıraktı, o maddi ve manevi zehirin tehlikesini geçirdi. Gerçi hiçbir tarihte hiçbir hükümette bu tarzda işkenceli zulümler, kanun nâmına hükümet namına yapılmadığı halde, damarlarına dokunduracak tarzda mütemadiyen tarassutlarla (gözetlemelerle) herkesi ürkütmekle beni hiddete getiriyordu. Fakat birden kalbime ihtar edildi ki: Bu zâlimlere hidayet etmek yerine acımalısın. Onların her birisi, pek az bir zaman sonra, sana muvakkaten verdikleri azap yerinde bin derece fazla bâkî azaplara, maddî ve mânevî cehennemlere maruz kalacaklar. Senin intikamın, bin defa ziyade onlardan alınır. (…)  Ben de onlara karşı hiddeti terk ettim, onlara acıdım ‘ALLAH  ISLAH  ETSİN’ dedim. 

Bizler ihlâsı muhafaza edelim yeter.