İnsan çevrenin çocuğudur

⏱ Okuma Süresi 17 dk•Yayınlanma Pazar, Kasım 8 2026
Paylaş
X Post
İnsan çevrenin çocuğudur


Fon dolandırıcılığı hadisesi Türkiye’nin gündeminden bir türlü düşmüyor. Düşürülemiyor. Her ne kadar birileri düşürmek için çabalasa da düşmeyeceğe benziyor.


Hadise nedir? İddialara göre; Saray'a yakın birtakım eski bakan ve bürokratlar ile onların yakın akrabaları, çalışanları ve dahi çocuklarının da içinde bulunduğu seçkin bir AKP’li zümrenin, fonlar üzerinden dolandırıcılık yaparak yaklaşık beş yüz bin fon kullanıcısının mağduriyetine sebebiyet verdikleri ve dolandırıcılıkla elde ettikleri paraları yurt dışına taşıdıklarından söz edilmektedir.


Bu üzücü olaya aslında kamuoyu yabancı değil. Çünkü olay ve olayın kahramanları, 17-25 Aralık’ta meydana gelen yolsuzluk ve hırsızlık hadisesine benzer bir durum arz ediyor. O dönemde hadisenin öznesi bakanlar ve oğullarıydı. Söz konusu olayda ilgili kişiler hakkında rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma ve devlet malını değişik gayri meşru yollarla zimmetine geçirme iddiaları vardı.


Normalde bu dolandırıcılık iddiasının milyonda biri sıradan bir vatandaş veya AKP’ye muhalif bir kişi ya da grup hakkında mevzubahis olmuş olsaydı başlarına neler geleceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Fakat konu bu seçkin zümre olunca haklarında göstermelik birkaç adli adım dışında hiçbir adım atılmadı. Belki de hedef; zaman kazanmak, gündemin değişmesini beklemek ve hadiseyi unutturmaktı.


Bu sefer iddiadaki işin failleri AKP’nin genç jenerasyonu olarak gözüküyor. Yeni nesil gençlerden bazılarının, bilhassa önde gelen parti büyüklerinden (!) geçmişteki bazı kötü alışkanlıkları devralmış gibi görünüyor. Ya da aile büyüklerinin çocuklarını, yakınlarını bu kirli işlere yönlendirdiği şıkkı ortaya çıkıyor. Her ikisi de çok üzücü.


Neden? Kısaca açıklamaya çalışalım.


Önce ikinci şıktan başlayalım. Onun izahı biraz daha kısa. Aile büyüklerinin evlatlarını suç veya günah addedilen, en azından şaibeli bu türden işlere bulaştırmaları, teşvik etmeleri veya göz yummaları katiyen normal değildir. Zira bir anne baba, kendisi kötü bile olsa, yanlış bir yola düşse evladını korur, onu bu işlere bulaştırmaz. Bu yönünü ondan gizler. Normali budur.


Ondan dolayıdır ki yüz kızartıcı suç işleyen birine, onu insafa davet etmek için, “Senin eşin, çoluk çocuğun yok mu? Nasıl bunu yaparsın?” diye sorulur.


Ne yazık ki bu ülke insanı, en üst seviyedeki bir kişinin telefonda oğluyla görüşürken bu türden konuşmalar yaptığına, bundan da hiç utanmadığına, rahatsız olmadığına çok şahit oldu. Baba, telefonda oğluna “Sıfırladın mı?” diye soruyordu.


Anlaşıldığı kadarıyla AKP zihniyeti, bütün bu yapıp ettikleri utanç verici işleri ya bir hak ya da meşru, normal bir hadise olarak görüyor. Herhâlde bundan dolayıdır ki aradan çok değil, on, on küsur yıl geçti geçmedi, ülke olarak benzer bir olaya daha maruz kaldık.


Eğer anne babalar evlatlarını bu türden kirli, şaibeli işlere teşvik etti de bu olanlar olduysa durum pek çok yönüyle oldukça vahimdir.


İkinci olarak, “İnsanın yetişmesinde en önemli faktörler nelerdir?” diye sorulacak olsa herhâlde verilecek en isabetli cevaplardan biri de “Muhit, çevre” olacaktır. Bu cevap klasiktir fakat doğrudur. “İnsan yetiştiği muhitin çocuğudur.” sözü de bu gerçeği ifade eder.


Bu muhit, ailede anne baba ve akraba ile başlar, mahalle ve okulda arkadaşlarla devam eder ve iş hayatında da çalışma arkadaşlarıyla tamamlanır. Sesli, görüntülü ve dijital medyayı, çarşı pazarı, sosyal mekânları da ilave edecek olursak bütün bu saydığımız unsurlar, yani “çevre” dediğimiz bu unsurlar, kişinin duygu ve düşünce yapısının, ahlak ve karakterinin oluşmasında oldukça önemli bir rol oynar.


Herhangi bir aile hakkında bilgi almak, bir kanaat edinmek istiyorsanız “Çocuktan al haberi.” denilir ya! Çünkü çocuğun hâl ve tavırları, konuşmaları, o ailenin iç dünyasını iyi veya kötü yönleriyle yansıtır.


Bu tespit, kısmen sosyal gruplar için de geçerlidir. Zira onlar da sosyal bir aile gibidir. Kendilerine göre önem verdikleri birtakım konuları, kuralları, âdetleri, ritüelleri, jargonları, kılık kıyafet tarzları, ortak hâl ve davranışları, hatta bir kısım özel, mahrem konuları vardır. Dolayısıyla o grupta bulunan kişinin duygu ve düşünce dünyası, hâl ve tavırları, konuşmaları ve hedefleri de buna göre, mensup olduğu sosyal aile kültürüne göre şekillenir. Bu tabiidir.


Nitekim mesela yaşanan hadiselere bakıldığı zaman AKP ailesinde neler yaşandığını, daha çok neler konuşulduğunu, nelere önem verildiğini, neyin muteber kabul edildiğini anlamak için onların gençliğine bakılmalıdır.


Acaba kafalar ne ile meşgul, hangi şeylerle dolu? Sözlerden, davranışlardan, peşine düşülen işlerden o zihniyetin iç dünyasına dair birtakım ipuçlarına ulaşmak pekâlâ mümkündür. Çünkü küpün içinde ne varsa dışarıya da o sızar.


Bu yönüyle herhangi bir sosyal grubun iç dünyasını anlamak, tanımak isteniyorsa “Gençliğinden al haberi.” demek herhâlde yanlış olmasa gerek.


Okuyan, ilim öğrenen, araştıran bir ailede büyüyen bir çocuk; kitaba, okumaya, ilme ve yeni yeni şeyler öğrenmeye meyilli olur. Ticaretle uğraşan bir ailede çocuk, velev ki bakkal dahi olsa alım satıma, çek senet işlerine, ticarete yatkın olur. Köyde, kasabada tarım işleri ve çiftçilik yapan bir ailede yetişen çocuk da ekip kaldırmayı, tarla bahçe işlerini bilir ve yeri gelince konuşur.


Sanatçı bir ailenin çocuğu sanata, müzisyen bir ailenin evladı da müziğe meraklı olur. Dindar bir ailede çocuk dindar, dine ve dinî hayata alışık yetişirken dine yabancı bir ailede yetişen bir çocuk da dine uzak ve tavırlı olur.


Ailenin dinî, mesleki ve kültürel yapısı, çocuğun terbiye hayatında önemli bir rol oynar.


Hadis-i şerifte de bu gerçek ifade edilirken, “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne ve babası onu Yahudileştirir, Hristiyanlaştırır veya Mecusileştirir.” (Buhârî, Cenâiz, 80) buyrularak anne baba ve çevrenin insan hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çekilmektedir.


Aynı şekilde akraba ve arkadaş çevresi de çocuğun duygu, düşünce ve ahlaki yapısının şekillenmesinde çok önemlidir. İyi ve güzel ahlaka sahip gruplarla oturup kalkan bir genç, iyi ve güzel ahlak sahibi olmaya; kötü ahlaka sahip arkadaş grubuyla gezip tozan bir genç de bittabii kötü ahlaklı bir insana dönüşmeye daha yatkın olacaktır.


O genç, güçlü bir imana, ciddi manada bir kulluğa, sağlam bir iradeye, iyi bir eğitime ve salih bir çevreye sahip değilse içine girdiği kabın şeklini alan sıvı gibi, hangi türden bir arkadaş grubuyla beraberse o grubun şeklini alması kuvvetle muhtemeldir.


Mesela katillerin yoğun olduğu bir yerde katil oranının yüksek olması tesadüf değildir. Yine belli bir çevrede veya bir grup içinde herkes bir şekilde yolunu bulup şirketler, holdingler kurmuş ve olay bir yarışa dönüşmüşse bazı kişilerin ‘Kimin işi daha büyük?’ diyerek rekabete girmeleri pekâlâ mümkündür.


Dolayısıyla şunu sormak gerekiyor: Aile içinde anne babanın sohbetleri ağırlıklı olarak hangi konularda cereyan etmektedir acaba? Evin tabii ortamında anne baba daha çok neden, nelerden bahsetmektedir? Anne babanın çocuğa, gence önemli hissettirdikleri, onlarla beraberken sürekli konuştukları konular nelerdir?


Çocuklarına neyi anlatıyor, hangi tür mevzuları paylaşıyorlar? Onlara sürekli baskı kurarak hangi şeyleri yapmaları gerektiğini tavsiye ediyorlar? Yoksa çocuklarına, “Falan, senin yaşında şimdiden şirketleri, yüzlerce çalışanı, şu kadar serveti, yatı katı oldu. Sen hâlâ bir şey beceremedin.” diyerek mobbing mi uyguluyorlar?


Tartışmaları, hüzün ve sevinçleri daha çok dönüp dolaşıp hangi mevzulara geliyor?


Mesela bir evde her Allah'ın günü para, para kazanma, fırsatları değerlendirme, açıkgöz olma, başkalarının yaptığı yatırımlar vs. şeylerle çocuğu, genci kıyaslama, ikide bir “O yapmış, sen de yap.” deme…


Eğer bir evde, arkadaş çevresinde, sosyal mekânlarda sohbetler hep dünya ve dünyevilik üzerine cereyan ediyorsa çocuk ve gençlerin de bunlardan etkilenmeleri kaçınılmazdır.


Nitekim Efendimiz (s.a.s.), “Kişi yakın dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk kurduğuna dikkat etsin.” (Tirmizî, Zühd, 45, Hadis No: 2378) buyurarak bizlere nasihat etmekte ve uyarmaktadır.


Evlatlarımızın geleceğini düşünmek, onların iyi bir iş sahibi olmasına yardımcı olmak, onlara birtakım fırsatlar sunmak, teşvik etmek, rehberlik yapmak, onun için de onlara iyi bir çevre oluşturmak elbette anne baba olarak büyüklerin vazifesidir. Fakat bunu yaparken dinî ve hukuki meşru yolları takip etmelerini salıklamak, başkalarının hak ve hukukunu gözetmeyi öğretmek, dünya ve ahiret hayatı adına ona örnek olabilecek salih bir çevrede bulunmalarını temin etmek de hayati bir öneme sahiptir.


Bunun yanında gerek Türkiye'de gerekse dünyada Müslüman kimliği ile hareket eden herkesin, her şahs-ı manevinin omuzlarında büyük bir sorumluluk vardır. O da Müslümanlığın izzet ve şerefini her şeyden üstün görmek ve onu çok iyi temsil etmektir. Ona leke sürecek birtakım mubah şeyleri bile şüpheli olma, onun da harama yakın olma ihtimalini göz önünde bulundurarak terk etmek, bu konuda elinden geleni yapmaktır. Ailemizi, çoluk çocuğumuzu bu duygu düşünceye bağlı yetiştirmeye gayret göstermektir.


Allah yanlış yerde olan, yanlış yapanları ıslah etsin; doğrulara da doğru yerde sebat etmeyi, zor da olsa doğruluktan vazgeçmemeyi lütfetsin.