Kuran'ı karşılama ve anlama ayı

Okuma Süresi 12 dkYayınlanma Salı, Mart 10 2026
Paylaş
X Post
Kuran'ı karşılama ve anlama ayı

Ramazan ayına değer katan en önemli icraat-ı ilahiye hiç şüphesiz o ayda Kur’an’ın nazil olmaya başlaması ve orucun emredilmesidir. Kur’an’ın bu ayda indirilmesi ile orucun emredilmesi arasında ciddi bir münasebet vardır. Bu münasebet nedir? İsterseniz birkaç nokta ile buna değinmeye çalışalım. Bu değinmeyi de; Ramazan ayı, oruç-takva münasebeti, Kur’an’ın nüzulüne hazır hale gelme çizgisinde birkaç hususu yine birkaç iktibasla birlikte zikrederek kısaca ifade etmeye çalışalım.

Bilindiği üzere Kur’an ilk defa Kadir Gecesi’nde nazil olmaya başladı. Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın hangi gününde olduğuna dair rivayetlere bakıldığında, en güçlü görüş, onun Ramazan ayının son on günü içinde yer aldığına dair olan görüştür. (Buhari, Leyletü’l-Kadr, 3) Buna göre, Ramazan ayında takriben yirmi günlük bir oruçtan sonra, kuvvetle muhtemel, Kur’an’ın indirildiği gece olan Kadir Gecesi’nin içinde bulunduğu zaman dilimine girmiş, ulaşmış oluyoruz.

Kur’an ötelerden gelen ilahi bir hitap olması yönüyle insanlığı ve insan tabiatının tümünü kuşatan, ihata eden bir muhtevaya sahiptir. Onun içindir ki en ami birisi de ondan istifade edebilir, en alim birisi de. Her meslekten her sınıftan insanın ondan bir hissesi vardır. Herkes ondan nasibini alır ve doğru yola, hidayete erişebilir. Kur’an insana bu rehberliği yaparken onu ikna etmek, mesajını tam ulaştırabilmek için ondaki bütün kanalları kullanır. Onun için sadece akla değil; insanın ruh yapısına; kalp, vicdan, his, nefis ve latifelerine de hitap eder, onları da besler, doyurur, tatmin eder. Bu açıdan insanın Kur’an’dan tam istifade etmesi ancak hem beden hem de ruh yapısıyla bütün benliğiyle ona kapılarını açması, yönelmesi ile mümkündür. Bu da insanın, kendini maddi manevi inkişaf ettirmesine bağlıdır. İnsanın kendini inkişaf ettirmesi de kalp ve ruh hayatının en önemli dinamikleri olan ihlas, zühd ve takvayı elde etmesiyle mümkündür. Evet, Kur’an herkes için bir rehber, bir hidayet kaynağıdır. Fakat Kur’an’ın müttakilere olan rehberliği daha bir başkadır. Bundan dolayıdır ki takva dairesine giren müttakinin Kur’an’dan istifadesi diğer sınıflara nazaran daha yüksek ve daha derindir. Kur’an’ı tam, kamil manada anlama, en ince manalarına vakıf olma, istifade etmenin tabii ki bir sonu yoktur fakat daha çok istifade etmenin bir yolu/yolları vardır, işte o da takvadır.

Kur’an daha ilk başta Bakara sure-i celilesinde “İşte o kitap, onda asla şüphe yoktur. O, müttakiler için ayn-ı hidayet bir yol göstericidir.” (Bakara Suresi, 2/2) buyurmak suretiyle Kur’an’dan tam istifade etmenin ilk şartı olarak Allah’tan gereği gibi korkma, müttakilerden olmayı nazara vermektedir. O zaman takva nedir ve müttaki kimdir, bunlardan ne anlaşılmalıdır, Kur’an’ı anlamak ile takva arasında ne tür bir ilişki vardır? Şimdi bu noktalara bakmak gerekmektedir. Pek çok tarifi içinde konumuzla alakalı olarak takvayı şöyle ele alabiliriz:

“Takva, farzları yapmak, haramları ve kebairi (büyük günahları) terk etmektir. Bunları yapan bir mümin, takva dairesine girmiş sayılır. Gerçi, farzları yapıp, haram ve kebairden kaçınmak ile girilen yer, takvanın sofasıdır. Daha sonra şüpheli şeylerden uzak durup haramların semtine sokulmamakla biraz daha ilerlenmiş olur ve takva kapısından içeriye adım atılmış sayılır. Ardından bir kısım mübahları, ‘şüphelidir’ mülahazasıyla terk etmek suretiyle de asıl takvaya ulaşılmış olunur. Bir müminin, hidayetten ve hidayet rehberi sayılan Kur’an’dan tam istifadesi de işte bu ölçüde bir takvaya vabestedir. Hidayet ile takva adeta ikiz kardeş gibidir. Nitekim yukarıda izah edildiği gibi Kur’an’ı anlama, duyma, onun ulviyet ve azametine ulaşabilme takvaya bağlıdır ve takvanın derecesine göre de istifade nispeti artmaktadır... Evet, takvada derinleşen müminin, Kur’an’ı anlayışı, sezişi ve duyuşu da derinleşir.” (Prizma 6) Yine bu konuya dair bir yerde müttakinin tarifi yapılırken “Allah’tan hakkıyla korkmaya ‘takva’, takvayı hayat felsefesi olarak benimsemiş; duygu, düşünce ve amellerini buna göre ayarlayan insana da ‘müttaki’ denilmektedir.” (Prizma 2)

Görüldüğü gibi takvanın ilahi beyanı anlama, idrak etmede önemli bir fonksiyon icra ettiği anlaşılmaktadır. Nasıl ki Kur’an’ı anlamada takvanın çok önemli bir vazifesi varsa orucun da takvayı elde etmede aynı derecede önemli bir vazifesi vardır. Yani oruçlu olma hali; insanı takvaya ulaştıran en mühim hal, keyfiyet ve argümanlardan biridir. Ramazan ayının ve bu ayda oruç tutmanın takvanın elde edilmesinde büyük bir rolü vardır. Nitekim ayette “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız (takvaya erersiniz).” (Bakara Suresi, 2:183) buyurularak oruç-takva münasebetine dikkat çekilmektedir. Ayetin fezlekesinde “Umulur ki takvaya erersiniz” ifadesi orucun takvayı elde etmede ne kadar mühim bir vesile olduğunun delilidir.

İşte Ramazan ayı her mümine biraz da cebri olarak asgari seviyede bir takva atmosferi hazırlar. Kur’an’ı bütün benliğiyle (iç-dış, maddi-manevi duyu organları ile) anlayıp algılayabileceği bir kalp ve ruh hayat seviyesi yaşatmayı hedefler. Bu nasıl gerçekleşir?

İnsan Ramazan atmosferi vesilesi ile öncelikle farz namazlara ilaveten teravih ve gece namazları ile takvaya ilk adımı atar. Ardından ikinci bir hamle yaparak; tövbe istiğfarlar ve okunan dualarla günah kirlerinden arınmak suretiyle bu adımı tamamlamaya çalışır. Bir diğer taraftan da büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahlara karşı da daha dikkatli olmak ile de takva dairesine girmeye çalışır. Bunlara ilaveten Ramazan’da yaptığı hatim ve mealli okumalarla Kur’an ve kainat kitabını anlamaya çalışır; tefekkür ve tedebbürle beslenir, duygu düşünce dünyasını ulvi ve ali meselelere yönlendirme fırsatı bulur. Bu ayda yeme-içmeyi oruçla asgari düzeye çekerek nefsin süfli arzular peşine düşmesini engeller. Derken Allah’ın inayeti yardıma gelir ve vesveseleriyle nefsi sürekli dürtükleyen harici düşman şeytan, bu mübarek ayda Allah’ın kullarına bir fazlı olarak bilemediğimiz bir keyfiyetle bağlanır. “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Buhari, Savm, 5) Bütün bunların neticesinde adeta sükunet sağlanmış ve kelam-ı ilahinin, O’nun (cc) mesajının insanın bütün benliğiyle huzurla dinlenebilmesi için zemin, atmosfer hazırlanmış olur. İnsan bu haliyle adeta bir melekiyet kazanır. Melekût aleminden, yüce bir meleğin getirdiği Allah kelamını tüm donanımı ile yeniden alma, anlama, duyma, hissetme imkanı bulur. İşte Kur’an kainat çapında, dağların üstlenmekten kaçındığı ağırlıktaki mesajını verirken kul ile Rabbisi arasındaki her türlü engeli bertaraf ederek o mesajı arızasız, perdesiz vermeyi hedefler ve verir. İnsan Ramazan ayında oruçla takva dairesine girerek en yüksek potansiyeli tam kapasitesi ile Cenab-ı Hakk’ın hitabına muhatap olabilecek bir keyfiyet kazanır. Üstad Bediüzzaman (ra)’ın Ramazan Risalesi Altıncı Nükte’de ifade ettiği gibi, bu hüviyeti ile insan, Kur’an’ı daha bir derin duyar ve anlar. Bu risalede Ramazan ayının Kur’an’a bakan yönü ifade edilirken mesele veciz bir şekilde şöyle ifade edilir:

“Kur’ân-ı Hakîm, madem şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş (inmiş). O Kur’ân’ın zaman-ı nüzulunu istihzar (indiği zamandaki şartları hazırlayarak) ile, o semâvî hitabı hüsn-ü istikbal (güzel bir şekilde karşılamak) etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hâcât-ı süfliyesinden (basit ihtiyaçlarından) ve mâlâyâniyat hâlâttan (insanı önemli derecede ilgilendirmeyen) tecerrüt (kurtararak) ve ekl ve şürbün (yeme-içmenin) terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’ân’ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi (Allah’ın konuşmasını) güya geldiği ân-ı nüzulünde (indirildiği anda) dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem’den (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelîden (konuşması ezeli ve ebedi olan) dinliyor gibi bir kudsî hâlete (mübarek bir hale) mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur’ân’ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.”

Ramazan ve orucun kazandırdığı şeylerle Kur’an’ı okuma, anlamaya çalışmada böyle bir feyz ve bereket hasıl olur.

Evet Ramazan ayı ve oruç, insanı takvaya, takva da Kur’an’ı daha iyi anlamaya götürür. Ramazan ayında Kur’an’dan nasibimiz bol ve bereketli olsun...