Kuran'ı karşılama ve anlama ayı

Ramazan ayına değer katan en önemli icraat-ı ilahiye hiç şüphesiz o ayda Kur’an’ın nazil olmaya başlaması ve orucun emredilmesidir. Kur’an’ın bu ayda indirilmesi ile orucun emredilmesi arasında ciddi bir münasebet vardır. Bu münasebet nedir? İsterseniz birkaç nokta ile buna değinmeye çalışalım. Bu değinmeyi de; Ramazan ayı, oruç-takva münasebeti, Kur’an’ın nüzulüne hazır hale gelme çizgisinde birkaç hususu yine birkaç iktibasla birlikte zikrederek kısaca ifade etmeye çalışalım.
Bilindiği üzere
Kur’an ilk defa Kadir Gecesi’nde nazil olmaya başladı. Kadir Gecesi’nin
Ramazan’ın hangi gününde olduğuna dair rivayetlere bakıldığında, en güçlü
görüş, onun Ramazan ayının son on günü içinde yer aldığına dair olan görüştür.
(Buhari, Leyletü’l-Kadr, 3) Buna göre, Ramazan ayında takriben yirmi günlük bir
oruçtan sonra, kuvvetle muhtemel, Kur’an’ın indirildiği gece olan Kadir
Gecesi’nin içinde bulunduğu zaman dilimine girmiş, ulaşmış oluyoruz.
Kur’an
ötelerden gelen ilahi bir hitap olması yönüyle insanlığı ve insan tabiatının
tümünü kuşatan, ihata eden bir muhtevaya sahiptir. Onun içindir ki en ami
birisi de ondan istifade edebilir, en alim birisi de. Her meslekten her
sınıftan insanın ondan bir hissesi vardır. Herkes ondan nasibini alır ve doğru
yola, hidayete erişebilir. Kur’an insana bu rehberliği yaparken onu ikna etmek,
mesajını tam ulaştırabilmek için ondaki bütün kanalları kullanır. Onun için
sadece akla değil; insanın ruh yapısına; kalp, vicdan, his, nefis ve
latifelerine de hitap eder, onları da besler, doyurur, tatmin eder. Bu açıdan
insanın Kur’an’dan tam istifade etmesi ancak hem beden hem de ruh yapısıyla
bütün benliğiyle ona kapılarını açması, yönelmesi ile mümkündür. Bu da insanın,
kendini maddi manevi inkişaf ettirmesine bağlıdır. İnsanın kendini inkişaf
ettirmesi de kalp ve ruh hayatının en önemli dinamikleri olan ihlas, zühd ve
takvayı elde etmesiyle mümkündür. Evet, Kur’an herkes için bir rehber, bir
hidayet kaynağıdır. Fakat Kur’an’ın müttakilere olan rehberliği daha bir
başkadır. Bundan dolayıdır ki takva dairesine giren müttakinin Kur’an’dan
istifadesi diğer sınıflara nazaran daha yüksek ve daha derindir. Kur’an’ı tam,
kamil manada anlama, en ince manalarına vakıf olma, istifade etmenin tabii ki
bir sonu yoktur fakat daha çok istifade etmenin bir yolu/yolları vardır, işte o
da takvadır.
Kur’an daha ilk
başta Bakara sure-i celilesinde “İşte o kitap, onda asla şüphe yoktur. O,
müttakiler için ayn-ı hidayet bir yol göstericidir.” (Bakara Suresi, 2/2)
buyurmak suretiyle Kur’an’dan tam istifade etmenin ilk şartı olarak Allah’tan
gereği gibi korkma, müttakilerden olmayı nazara vermektedir. O zaman takva
nedir ve müttaki kimdir, bunlardan ne anlaşılmalıdır, Kur’an’ı anlamak ile takva
arasında ne tür bir ilişki vardır? Şimdi bu noktalara bakmak gerekmektedir. Pek
çok tarifi içinde konumuzla alakalı olarak takvayı şöyle ele alabiliriz:
“Takva,
farzları yapmak, haramları ve kebairi (büyük günahları) terk etmektir. Bunları
yapan bir mümin, takva dairesine girmiş sayılır. Gerçi, farzları yapıp, haram
ve kebairden kaçınmak ile girilen yer, takvanın sofasıdır. Daha sonra şüpheli
şeylerden uzak durup haramların semtine sokulmamakla biraz daha ilerlenmiş olur
ve takva kapısından içeriye adım atılmış sayılır. Ardından bir kısım mübahları,
‘şüphelidir’ mülahazasıyla terk etmek suretiyle de asıl takvaya ulaşılmış
olunur. Bir müminin, hidayetten ve hidayet rehberi sayılan Kur’an’dan tam
istifadesi de işte bu ölçüde bir takvaya vabestedir. Hidayet ile takva adeta
ikiz kardeş gibidir. Nitekim yukarıda izah edildiği gibi Kur’an’ı anlama,
duyma, onun ulviyet ve azametine ulaşabilme takvaya bağlıdır ve takvanın
derecesine göre de istifade nispeti artmaktadır... Evet, takvada derinleşen
müminin, Kur’an’ı anlayışı, sezişi ve duyuşu da derinleşir.” (Prizma 6) Yine bu
konuya dair bir yerde müttakinin tarifi yapılırken “Allah’tan hakkıyla korkmaya
‘takva’, takvayı hayat felsefesi olarak benimsemiş; duygu, düşünce ve
amellerini buna göre ayarlayan insana da ‘müttaki’ denilmektedir.” (Prizma 2)
Görüldüğü gibi
takvanın ilahi beyanı anlama, idrak etmede önemli bir fonksiyon icra ettiği
anlaşılmaktadır. Nasıl ki Kur’an’ı anlamada takvanın çok önemli bir vazifesi
varsa orucun da takvayı elde etmede aynı derecede önemli bir vazifesi vardır.
Yani oruçlu olma hali; insanı takvaya ulaştıran en mühim hal, keyfiyet ve
argümanlardan biridir. Ramazan ayının ve bu ayda oruç tutmanın takvanın elde
edilmesinde büyük bir rolü vardır. Nitekim ayette “Ey iman edenler! Sizden
öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı. Umulur ki
sakınırsınız (takvaya erersiniz).” (Bakara Suresi, 2:183) buyurularak
oruç-takva münasebetine dikkat çekilmektedir. Ayetin fezlekesinde “Umulur ki
takvaya erersiniz” ifadesi orucun takvayı elde etmede ne kadar mühim bir vesile
olduğunun delilidir.
İşte Ramazan
ayı her mümine biraz da cebri olarak asgari seviyede bir takva atmosferi
hazırlar. Kur’an’ı bütün benliğiyle (iç-dış, maddi-manevi duyu organları ile)
anlayıp algılayabileceği bir kalp ve ruh hayat seviyesi yaşatmayı hedefler. Bu
nasıl gerçekleşir?
İnsan Ramazan
atmosferi vesilesi ile öncelikle farz namazlara ilaveten teravih ve gece
namazları ile takvaya ilk adımı atar. Ardından ikinci bir hamle yaparak; tövbe
istiğfarlar ve okunan dualarla günah kirlerinden arınmak suretiyle bu adımı
tamamlamaya çalışır. Bir diğer taraftan da büyük günahlardan kaçınmak, küçük
günahlara karşı da daha dikkatli olmak ile de takva dairesine girmeye çalışır.
Bunlara ilaveten Ramazan’da yaptığı hatim ve mealli okumalarla Kur’an ve kainat
kitabını anlamaya çalışır; tefekkür ve tedebbürle beslenir, duygu düşünce
dünyasını ulvi ve ali meselelere yönlendirme fırsatı bulur. Bu ayda yeme-içmeyi
oruçla asgari düzeye çekerek nefsin süfli arzular peşine düşmesini engeller.
Derken Allah’ın inayeti yardıma gelir ve vesveseleriyle nefsi sürekli
dürtükleyen harici düşman şeytan, bu mübarek ayda Allah’ın kullarına bir fazlı
olarak bilemediğimiz bir keyfiyetle bağlanır. “Ramazan ayı geldiğinde cennet
kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.”
(Buhari, Savm, 5) Bütün bunların neticesinde adeta sükunet sağlanmış ve kelam-ı
ilahinin, O’nun (cc) mesajının insanın bütün benliğiyle huzurla dinlenebilmesi
için zemin, atmosfer hazırlanmış olur. İnsan bu haliyle adeta bir melekiyet
kazanır. Melekût aleminden, yüce bir meleğin getirdiği Allah kelamını tüm
donanımı ile yeniden alma, anlama, duyma, hissetme imkanı bulur. İşte Kur’an
kainat çapında, dağların üstlenmekten kaçındığı ağırlıktaki mesajını verirken
kul ile Rabbisi arasındaki her türlü engeli bertaraf ederek o mesajı arızasız,
perdesiz vermeyi hedefler ve verir. İnsan Ramazan ayında oruçla takva dairesine
girerek en yüksek potansiyeli tam kapasitesi ile Cenab-ı Hakk’ın hitabına
muhatap olabilecek bir keyfiyet kazanır. Üstad Bediüzzaman (ra)’ın Ramazan
Risalesi Altıncı Nükte’de ifade ettiği gibi, bu hüviyeti ile insan, Kur’an’ı
daha bir derin duyar ve anlar. Bu risalede Ramazan ayının Kur’an’a bakan yönü
ifade edilirken mesele veciz bir şekilde şöyle ifade edilir:
“Kur’ân-ı
Hakîm, madem şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş (inmiş). O Kur’ân’ın zaman-ı
nüzulunu istihzar (indiği zamandaki şartları hazırlayarak) ile, o semâvî hitabı
hüsn-ü istikbal (güzel bir şekilde karşılamak) etmek için Ramazan-ı Şerifte
nefsin hâcât-ı süfliyesinden (basit ihtiyaçlarından) ve mâlâyâniyat hâlâttan
(insanı önemli derecede ilgilendirmeyen) tecerrüt (kurtararak) ve ekl ve şürbün
(yeme-içmenin) terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’ân’ı
yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi
(Allah’ın konuşmasını) güya geldiği ân-ı nüzulünde (indirildiği anda) dinlemek
ve o hitabı Resul-i Ekrem’den (a.s.m.) işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i
Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelîden (konuşması ezeli ve ebedi olan)
dinliyor gibi bir kudsî hâlete (mübarek bir hale) mazhar olur. Ve kendisi
tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur’ân’ın hikmet-i nüzulünü bir
derece göstermektir.”
Ramazan ve
orucun kazandırdığı şeylerle Kur’an’ı okuma, anlamaya çalışmada böyle bir feyz
ve bereket hasıl olur.
Evet Ramazan
ayı ve oruç, insanı takvaya, takva da Kur’an’ı daha iyi anlamaya götürür.
Ramazan ayında Kur’an’dan nasibimiz bol ve bereketli olsun...
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ABDULLAH AYMAZ

NUMAN YILMAZ YİĞİT

ARİF ASALIOĞLU

HÜSEYİN ODABAŞI

KADİR GÜRCAN

15 Temmuz duruşmasında şok iddialar: TOMA’lara ben...

Lavrov’dan Arap büyükelçilere sert yanıt: “ABD ve ...

Silivri’de İmamoğlu davasında gergin anlar: Savcıy...

İran’ın füzesi sonrası Ankara’da diplomatik kriz: ...

Halkbank davasında kritik dönemeç: ABD ile “ertele...






