Medrese-i Yusufiye mektuplarından...

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Pazartesi, Temmuz 13 2026
Paylaş
X Post
Medrese-i Yusufiye mektuplarından...

Bediüzzaman Hazretlerinin Lâhika Mektuplarından, Afyon Medrese-i Yusufiye’sinin mübarek hatırası bir mektubunda şöyle diyordu:

“Bizler için şimdi her şeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek veçhine bakmak lâzım gelir ki: Mânasız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici haller nazar-ı dikkatimizi celbedip,  kalbimizi meşgul etmesin. Sekizinci Söz’de bir bahçeye iki adam, biri çıkar, biri giriyor. Bahtiyarı bahçedeki çiçeklere, güzel şeylere bakar. Safa ile istirahat eder. Diğer bedbaht, temizlemek, elinden gelmediği halde, çirkin, pis şeylere hasr-ı nazar eder. Midesini bulandırır. İstirahata bedel sıkıntı çeker. Çıkar, gider. Şimdi hayat-ı ictimaiye-i beşeriyenin safhaları, bilhassa Yusufiye Medresesi, bir bahçe hükmündedir. Hem çirkin, hem güzel, hem ferahlı  şeyler beraber bulunur. Akıllı olan kişi odur ki, ferahlı ve güzel şeylerle meşgul olup, çirkin ve sıkıntılı şeylere ehemmiyet vermez. Şekva ve merak yerine şükreder, sevinir.” (Şualar)

“Benim kanaatime göre, beni merhametsizce tazip edenlerin bir kısmı sinsi ve gizli komiteler ile, mürted ve komünist, zındık ve anarşist komiteleriyle bilerek veya bilmeyerek bir alakaları var ve Türk milletinden değildirler. Çünkü Türklerde ve İslamiyette, belki insaniyette fıtrî bir tarzda ihtiyarlara, hem gariplere, hem hastaları, hem zayıflara, hem münzevilere, hem ciddi âlimlere karşı şefkat, hürmet, acımak; dostane bakmak hasleti var olduğu halde; şimdi benim gibi bütün o acınacak haller, birden üstünde var iken tam bir kin, bir adâvet, bir gayz ile, ihanetler ile beni sıkanların içinde görüyorum. Fakat merak etmeyiniz. Onların hiç ehemmiyeti yok. Ben aldırmıyorum. Beş para kıymet vermiyorum.”

1935’teki Eskişehir Hapishanesindeyken, Mahkemede Bediüzzaman Hazretlerine ırkçı, bir Kürtçü ithamı ile saldıranlara karşı şöyle demişti: “Ey efendiler! Ben herşeyden evvel Müslümanım ve Kürdistan’da dünyaya geldim. Fakat, Türklere hizmet ettim ve yüzde doksan  dokuz menfaatim hizmetim Türklere olmuş ve en çok hayatım Türkler içinde geçmiş ve en sâdık ve en hâlis kardeşlerim Türklerden çıkmış ve İslâmiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan meslek-i Kur’aniyem cihetiyle, her milletten ziyade Türkleri sevmek ve taraftar olmak kudsi hizmetimin muktezası olduğundan; bana Kürt diyen ve kendini milliyetperver gösteren  adamların bini kadar Türk Milletine hizmet ettiğimi, hakikî ve civanmert bin Türk gençleri şahit gösterebilirim. Hem Mahkeme heyetinin hâkimlerinin ellerinde bulunan otuz-kırk kitabımı; bilhassa İktisad, İhtiyarlar, Hastalar Risalelerini şâhit gösteriyorum ki, Türk Milletinin beşte dört kısmını teşkil eden  musibete düşmüş olanlar, fakirler, hastalar ve dindar takva sahiplerini meydana getiren kısmına bin Türkçü kadar hizmet eden o kitaplar  Kürtlerin ellerinde değil, belki Türk gençlerinin ellerindedir. Hâkimler heyetinin müsaadesiyle, bizi bu belaya sokan ve hükümetin mühim bazı önemli şahsiyetlerin düşüncelerini ifsad ve iğfâl eden ve milliyetperverlik perdesi altında entrika çeviren dinsiz zâlimlere derim: ‘Ey efendiler!  Benim hakkımda tesbit edilmeyen, tesbit  edilse dahi bir suç teşkil etse bile yalnız beni mesul eden bir madde yüzünden, kırktan fazla Türkün en kıymetli gençlerini ve en muhterem  ihtiyarlarını, büyük bir  cinayet  işlemişler gibi bu belaya atmak, milliyetperverlik midir.”

Üstad Hazretleri meselenin omurgasından  yakalayıp iftiralarını yüzlerine çarpmış ve maskelerini düşürüp sahtekârlıklarını ortaya dökmüştür