Sabır modu

Ankara’dayız. Ramazan Bayramı arifesi. İstanbul’a rahmetlik ağabeyimleri ziyarete gideceğiz. Yola çıkmadan önce bir yere gidip gelmem gerekiyordu. Eşim çocuklara “Siz hazır bekleyin, ben gelince zili çalarım, siz de inersiniz ve yola çıkarız’’ dedim.
Eve gelirken, büyük bir bulvardan aşağı iniyordum. Önümdeki benzinlikten aniden bir araba çıktı, ben frene basıp yavaşladım. Tam o esnada benim arkamdaki araba, benim arabaya çarptı. Şoför, arabasından inip bağırmaya başladı. Allah da o esnada bana sabır verdi. Ben hiçbir şey demeden, bir trafik polisi geldi. Arkamdaki şoföre; “Ne bağırıp duruyorsun, eğer önündeki şoför alkollü değilse, arkadan vurduğun için yüzde 100 sen hatalısın” dedi. Sonra bana bir cihaza üflememi söyledi. Ben de üfledim. Trafik polisi, raporunu tuttu ve yüzde 100 arkamdaki şoförün suçlu olduğunu yazdı.
Arabamın arkasında hasar oluştuğu için bu şekilde yola çıkamazdık. Bir arkadaşımızın ikinci bir arabası vardı. Hemen o arkadaşımızı aradım. O da bana, “Araba filan yerde ve müsait, anahtarı da arabanın yanındaki dükkan sahibinde” dedi. Ben hemen oraya gittim, benim arabamı koyup o arabayı aldım. Sonra eve gelip zile bastım. Eşim ve çocuklar indiler. “Hayrola bu araba kimin, senin araba nerede?” diye sorduklarında, ben de, “Üzümünü yiyin, bağını sormayın, binin arabaya” dedim ve yola çıktık. Daha sonra onlara izah ettim.
Eğer orada, o anda sabredemeyip ben de bağırıp çağırsaydım hem kendim gerilecektim, hem moralim bozulacaktı. Böyle bozuk bir moralle belki de İstanbul’a gidişimizi erteleyecektik. İstanbul’a gidemeyince de gitmeye şartlanan aile üyeleri de gerilmiş olacaklardı. Sabır ne kadar güzel ve sabredebilince ne gibi güzel işlere vesile oluyor, burada olduğu gibi.
Aslında, her zaman, her yerde ve herkes için, sabırlı olmayı öğrenmek ve her hadise karşısında sabırlı davranmak hem insan için, hem de yaşadığı toplum için çok önemlidir. Özellikle hadisenin meydana geldiği ilk anda sabırlı olabilmek çok değerlidir. Çünkü böylece yanlışlara düşülmemiş, insan boşuna enerjisini sarf etmemiş olur. Moral yönünden de insan sağlıklı kalır.
İnsan hayatı, sevinç ve üzüntülerin, başarı ve başarısızlıkların, kavuşma ve ayrılıkların iç içe yaşandığı kısa bir yolculuktur. Bu yolculukta insanı ayakta tutan en önemli manevi değerlerden biri de sabırdır. Sabır, sadece sıkıntılara katlanmak değil; aynı zamanda doğru bildiği yolda kararlılıkla yürümek, öfkesini kontrol edebilmek, zorluklar karşısında metanetini koruyabilmek ve her şart altında insanlığını muhafaza edebilmektir. Hayat, bir yönüyle sabır mektebidir. Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren farkında olarak veya olmayarak sabrı öğrenmeye başlarız. Yürümeyi öğrenirken düşe kalka sabrederiz; okumayı öğrenirken harflerin arasında sabrederiz, bir meslek sahibi olurken, yıllara yayılan emeklere sabrederiz. Sevdiklerimizle beraberliğimizde, ayrılıklarımızda, hastalıklarımızda, başarılarımızda ve başarısızlıklarımızda hep sabır vardır.
Tarih boyunca insanlığa örnek olmuş büyük şahsiyetlerin hayatlarına baktığımızda, onların en belirgin özelliklerinden birinin sabır olduğunu görürüz. Başta peygamberler olmak üzere, insanlığa yön veren nice büyük insan, karşılaştıkları ağır imtihanları sabırla aşmış ve bu yönleriyle insanlık tarihine örnek olmuş ışık tutmuşlardır.
Eğitimin her kademesinde yerine göre, sabır konusu güzel örneklerle birlikte, düzenli yaşanılması ve anlatılması gerekir. Bunu dinleyenlerin ve neticesinde de toplumun, bir yandan rehabilite edilmesi, bir diğer yandan da huzurlu olunmasına vesile olunmuş olur.
Nasıl ki vücutta herhangi bir organdaki bir hücre uyarılmak istenildiğinde, iğne gibi bir uyaran kullanılarak dokunulduğunda aniden reaksiyon vermez. Hücrelerdeki ancak saniyenin binde biri gibi çok kısa bir zaman içinde reaksiyonlar oluşur ve latent periyot denilen çok çok kısa bir zaman diliminden sonra o yapı uyarılır. İşte vücuttaki bu çok kısa süreli bekleme anında olduğu gibi, hadiseler karşısında da hemen derhal, hatta orantısız bir şekilde, sabırsız davranılarak gösterilecek bir reaksiyon, daha sonra tedavi edilmesi, onarılmaya çalışılması çok zaman alacak, çok enerji harcanacak durumlarla karşılaşılır.
İşte aynen burada olduğu gibi hadiseler karşısında da insanın sabırlı olabilmesini öğrenmesi, öncelikle kendisi açısından çok önemlidir. Hayat, kısa sürelidir. Bu kısa süre içinde, insanın yatık sekizle ifade edilen sonsuz hayatı kazanmasına göre Allah insanı yaratmıştır. O zaman bu kısa süre içinde bizim çok dikkatli olmamız, tecrübelerimizi, bilgilerimizi, yaklaşımlarımızı, ona göre ayarlayıp, en verimli bir şekilde geçirmeye çalışmamız gerekir. Aslında bu durum bile başlı başına sabır isteyen bir özelliktir. Sabır modunu bu şekilde çok verimli olarak kullanabilen insanlar, hem bu dünyada, hem de öbür alemde kazananlardan olacaklardır.
Sabır denildiğinde çoğu insanın aklına yalnızca büyük musibetler gelir. Oysa sabır, hayatın her alanında gereklidir. Bir anne ve babanın evladını yetiştirirken gösterdiği fedakârlık sabırdır. Bir öğrencinin yıllarca çalışarak hedeflerine ulaşmaya gayret etmesi sabırdır. Hastalık dönemlerinde şikâyet yerine mücadeleye devam etmek sabırdır. İnsanlarla olan ilişkilerimizde kırıcı olmamak, öfkeyi kontrol edebilmek ve affedici davranabilmek de sabrın farklı tezahürleridir.
İnsanın sabırlı olmasını öğrenmesi, okuyarak, gözlem yaparak, düşünerek olduğu gibi, aynı zamanda bu konularda sabırlı ve tecrübeli olan insanların da tecrübelerinden istifade etmeye bağlıdır. Sabır, ucu açık bir konudur. Zamanın ve mekânın dilini çok iyi kullanarak sabrı anlamaya çalışmak ve ona göre lazım olduğu yerlerde çok iyi kullanmak, insanı hem bu dünyada hem de öbür alemde kazançlı kılar.
Günümüzde sabır, belki de geçmiş dönemlerden daha fazla ihtiyaç duyulan bir erdemdir. Hız çağında yaşıyoruz. Her şeyin hemen olmasını istiyoruz. Birkaç saniye geciken internet bağlantısı bile insanları huzursuz edebiliyor. Beklemeye tahammülümüz azalıyor. Oysa hayatın en değerli kazanımları zaman ister. Bir ağacın büyümesi yıllar alır; bir ilim adamının yetişmesi uzun emekler gerektirir; sağlam dostluklar, güçlü aileler ve kalıcı başarılar, sabırla inşa edilir.
Yakın tarihimizde de sabrın güzel örneklerini görmek mümkündür. Savaşlar, göçler, afetler ve türlü sıkıntılar yaşamış insanlar, bütün zorluklara rağmen hayata tutunmuş, çalışmaya devam etmiş ve gelecek nesillere umut bırakmışlardır. Bugün huzur içinde yaşayabiliyorsak, bizden önceki nesillerin gösterdiği fedakârlık ve sabrın bunda büyük payı vardır.
Sabır, pasif bir bekleyiş değildir. Sabır; çalışırken yorulmamak, mücadele ederken vazgeçmemek, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmek ve neticeyi Allah’a bırakabilmektir. Sabreden insan, olayların geçici olduğunu bilir. En karanlık gecelerin ardından sabahın geleceğine inanır. Bu inanç, ona güç verir, umut verir ve dayanma kuvveti kazandırır.
Sabır, insanı olgunlaştıran, karakterini güçlendiren ve ruhunu yücelten eşsiz bir değerdir. Tarihin büyük şahsiyetleri bu hakikati yaşayarak göstermişlerdir. Bugün de bireysel, ailevi ve toplumsal problemlerin çözümünde sabır, vazgeçilmez bir anahtardır. Musibetlerin ilk anında metanet gösterebilmek, başarı yolunda yılmadan yürüyebilmek ve insanlarla ilişkilerimizde hoşgörüyü koruyabilmek, sabrın hayatımıza kazandırdığı en büyük güzelliklerdendir. Sabırla yürüyenler, sonunda sadece hedeflerine değil, aynı zamanda daha güçlü, daha olgun ve daha huzurlu bir ruh hâline de ulaşırlar.
Başta Allah’ın peygamberleri olmak üzere bütün insanlar, değişik imtihanlardan geçirilmişlerdir ve halen de geçirilmektedirler. Hazreti Eyüp Aleyhisselam, Allah’ın bir peygamberi olarak, malını mülkünü kaybetmiştir, aile fertleri değişik sebeplerle vefat etmişlerdir, kendisi çok ağır hastalıklara maruz kalmıştır. Ama bütün bunlar karşısında o, sabrını asla elden bırakmadan, maddi ve manevi dualarına devam etmiş ve daha sonra da Allah ona tekrar sağlığını lütfetmiş, maddi durumu zamanla iyileşmiştir. Bizlere de miras olarak, “Allah’ım, bana Eyüp sabrı ver’’ duasını miras olarak bırakmıştır. Hz. Eyyûb’un kıssası, özellikle hastalık, yaşlılık, maddî kayıp, yalnızlık ve beklenmedik sıkıntılar yaşayan insanlar için önemli bir derstir. Sabır, musibetin yokluğu değil; musibet içinde Allah’a bağlı kalabilmektir.
Aynı şekilde Yunus Aleyhisselam, gecenin yarısında bir gemiden denize atılmış, onu yutan balığın karnında sabırlı olmasını bilebilmiş ve o esnada ona yardım edebilecek tek güç Yüce Yaratan olduğu için, O’na (cc) yönelmiş ve samimi ve içten dua etmesi ile birlikte balık tarafından sahile bırakılmıştır.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) hayatı da baştan sona sabır örnekleriyle doludur. Mekke döneminde maruz kaldığı hakaretler, boykotlar ve türlü eziyetler karşısında davasından vazgeçmemiş, insanlara karşı merhamet ve şefkatini korumuştur. Taif’te taşlandığında bile beddua etmek yerine onlar için dua etmesi, sabrın ne kadar yüce bir ahlak olduğunu göstermektedir.
Tarihte birçok örneği olduğu gibi, Bediüzzaman Said Nursi (1878-1960) Hazretleri ve Fethullah Gülen Hocaefendi de (1938-2024) başlarına gelen her türlü sıkıntı, haksızlık, zulüm gibi gayri insani yaklaşımlar karşısında, her zaman en güzel sabrı göstererek, bize çok güzel örnek olmuşlardır. Bütün bu hassasiyetlerinden dolayı da hiçbir zaman başkalarının hakkını yeme, yalan söyleme, kendi menfaatlerini düşünme, kendilerini başka insanlardan farklı görme gibi yanlışlara hiç düşmemişler ve Kur’an ahlakı dışına çıkmamışlar, daima o çerçeve içinde kalmışlardır. Yani sabır modunu sonuna kadar kullanmışlardır.
Bu misaller çoğaltılabilir. Hepimiz de bunların benzerlerini, günümüzde hem kendimizde, hem de değişik insanlarda görebiliyoruz ve onları takdir ediyoruz.
O zaman bize düşen, tabii ki sebeplere her yönüyle riayet ederek, elimizde olmayan durumlardan dolayı başımıza gelebilecek her hadise karşısında, sabırlı kalmaya baştan kendimizi hazırlama durumunda olmalıyız. Aktif sabır denilen sabır esnasında, Allah’ın bize verdiği kabiliyetlerle, tecrübelerle, başımıza gelen bu hadiseleri nasıl atlatabileceğimizi de düşünerek, istişare ederek, sadece oturup bekleme değil, elimizden geleni yapmaya gayret etmeliyiz.
Sabır, sadece bir bekleyiş değil; aynı zamanda bir inşa faaliyetidir. İnsan sabrettikçe karakterini inşa eder, iradesini güçlendirir ve ruhunu olgunlaştırır. Sabreden kişi yalnızca sıkıntıyı aşmaz; aynı zamanda kendisini de aşar. Ne mutlu, hayatın iniş çıkışları karşısında ümidini kaybetmeyenlere… Ne mutlu, musibetin ilk anında metanet gösterebilenlere… Ne mutlu, bütün zorluklara rağmen yürümeye devam edenlere. Çünkü sabırla yürüyenler, çoğu zaman hedeflerine ulaşmaktan daha değerli bir kazanç elde ederler: Güçlü bir karakter, huzurlu bir vicdan ve Allah’ın rızasına açılan bir gönül…
Hayat kısa, yapılacak çok iş var. Enerjilerimizi, lüzumsuz yerlere harcamadan, en önemli ve her iki alemde de bize lazım olacak konular üzerine odaklanarak, aktif sabır modunu da daima kullanarak, bu özellik ve güzellikleri başka insanlarla da uygun usul ve üsluplarla paylaşarak, bu imtihan dünyasında öbür alem için kazananlardan olmaya gayret etmek, bir kul olarak bize düşmektedir.
İnsan aceleci ise, haksızlıklara uğruyorsa, hastalıklarla baş etmekte zorlanıyorsa, yollarının üstünde diktatörler varsa, birlikte çalıştığı insanlarda, evinde, eşinde, çocuklarında anlayış göremiyorsa, yaşadığı çerçeve içinde ve ortamda gulyabaniler etrafını sarmışsa, bütün bunlara karşı, bağırıp çağırma, kadere taş atma ve tenkit etme yerine Hz. Eyüp (as) gibi aktif sabır içinde bekleyen, geçmişte olduğu gibi bugün de olmaya devam eden ve gelecekte de devam edecek olan, bütün bunların çaresini, her kulunun duasına icabet eden, cevap veren, çare olan Allah’tan sabır modu içinde beklemesi ve istemesi gerekmez mi?
Ne dersiniz?
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

HARUN TOKAK
ESRA BÜYÜKCOMBAK

ŞERİF ALİ TEKALAN

HÜSEYİN ODABAŞI

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

İngiltere'de Starmer'ın koltuğunu sallayan gelişme...

Tekin İpek başvurusunda beklenen gün: AİHM kararı ...

SGK borçlarına 31 Ağustos'a kadar borç yapılandırm...

AKP'li Bursa Belediyesi'nde işçi kıyımı sürüyor

İBB yöneticisinin kaçırılmasıyla ilgili 10 gözaltı






