Türk bayrağının önemi

Okuma Süresi 8 dkYayınlanma Pazartesi, Nisan 27 2026
Paylaş
X Post
Türk bayrağının önemi

Merhum Ekrem Pakdemirli’ye bir düğünde mikrofonu ağzına tutup, bir konuşma yapmasını istemişler. O da; “Beni zorda bırakmayın… Bakın bana Prof. Neşet Çağatay bizzat anlatmıştı. Isparta’dan adaylığını koymuş… Bir kazaya gitmişler. Delegeler de varmış. Tabiî kendi partililerine güzel bir hitabede bulunması lâzım. Fakat adaylardan bir çarıklı erkân-ı harp gelmiş ve kendisine, ‘Hocam, ben kısa bir giriş yapacağım siz uzun uzun konuşursunuz’ diye izin isteyerek kürsüye çıkmış. Kendisinin partiye hizmetlerinden ve yaptıklarından uzun uzun bahsedip kendi reklamını ve propagandasını güzelce yaptıktan sonra da; ‘Şimdi sayın profesörümüz sizlere Türk Bayrağının önemi üzerinde uzun ve güzel bir konuşma yapacaklar”  diye bir dayatmada bulunmuş. Neşet Çağatay ne yapsın, bayrak hakkında neler söylesin!..”

Pakdemirli bu hatırayı naklettikten sonra o düğüncülere demiş ki: “Aranızda nice çarıklı erkan-ı harpler vardır!..” 

Günümüzde bu “çarıklı erkan-ı harp” kılıklı şarlatanlar, devlet gücünü ele geçirince  yolsuzluk yapanların artık enflasyonu yaşanmıştır. Herkesin,  hepimizin çok dikkatli olmamız gerekmektedir.

Sebeb-i Nüzul  Meselesi

Kur’an âyetleri ekseriya bir olay üzerine gelir… Elbette evrensel mesajlar dar dairede meydana gelen olaylara bağlayıp, evrenselliğini kısıtlamamız gerekmez. Ama nüzül sebepleri çok önemlidir. Çünkü şok hadiseler unutulmaz. Vücuda yapılan dövme şekiller, kakmalar gibi… Sanki bunlar vücudun içine giriyor ve artık silinmez oluyor. Mesela ifk hâdisesi… Hiç unutulur mu?

Hocaefendi, bu hususa, “iktiran” ismini veriyor. Çünkü Kur’an, ezelî kelâm olduğu için sonsuz ilimden geliyor. Her şey ezelden ilm-i İlahi dairesinde sâbittir. Ama 23 senede inişi tamamlanan Kur’an, olaylara göre problem  çözercesine nâzil olmuştur. Yani birbirine iktiran etmiş… Sırf o mâlum  olay için değil… Olayla, iniş tevafuk etmiş…

Bilgiyi  Yazarak  Kaydedin

1974 veya 1975’de Elâzığ’a Hulûsî Ağabeyi ziyarete gitmiştik. İkindi namazından sonra dersanede Yirminci Mektup’tan bir bölüm okundu Ağabeyimiz de geniş geniş izah etti. Bir ara, “Muhakkak bir bilgi, bir ilim, bir malumata ulaştığınız zaman onu hemen bir yere not edin çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.S.)  ‘İlmi, yazarak, kaydedin.’ buyuruyor.” dedi. 

Şeyh Sa’dî-i Şirazi diyor ki: “Yazmaktan maksat, lisanın söylediklerini bâkileştirmektir. Çünkü şu fâni dünyada hiçbir şey ebedî değildir.”

Evet: Yazı yazmak, nakış vurur gibi 

Diş geçirtmektir zamana kalemi…

Ve bâkîleştirmektir lisanın söylediklerini

Şu fâni cihanda çünkü,

Hiçbir şey değildir ebedî…”

1997’de bir deftere “Immanuel Kant’ın doktora diplomasında Besmele yazılı imiş diye bir şey duymuş ve yazıp kaydetmişim…

Almanya’ya geldikten sonra bunları söyledim. Gazetenin ta ilk zamanlarından beri tanıdığım bu arkadaşa  bu bilgiyi aktardım. O da çok iyi bir araştırma ile bu belgeye ulaştı. Aksiyon dergisinde bir yazı yazdı. Aslında o dönemde pek çok meşhurun diplomalarında  bu Besmelenin  yazılı olduğunu da tespit etti. Hatta matbaada ilk defa Kur’an, Vatikan’da basılmış. Ama Müslümanlar bu baskılara, pek iltifat etmemişler. Çünkü bazı hatalar vardı. Ayrıca matbaa mürekkebinde domuz yağı olduğu söylenmişti….

Cihan  Büyüklüğünde  İnşaat

1999 Şubatının ikinci günü sabah kahvaltısında Hocaefendi dedi ki: “Bu günlerde üst üste aynı rüyayı gördüm: Çok büyük… Cihan büyüklüğünde bir inşaatın, belki bir mektep inşaatı gibi bir yerde  bulunuyorum. Sanki girişi var da, çıkışı yok… Yani neresinden çıkacaksın, belli değil; çok geniş…  Ama inşaat birbirinden ayrı ayrı gibi çalışıyorlar ve tam zamanında hepsi de yetişecek hissini veriyorlar. Daha önce Kırkıncı Hocamız da benzer bir rüya anlatmıştı. O, dünya genişliğinde bir saray şeklinde ama merkezi burası olarak görmüş… Bu rüyalardan anlıyorum ki, ben biraz sabırsızlık gösteriyorum. Aktif sabır lâzım.”

Başsız  Koruyucular 

Gazetemizin Avukatı Abidin Bey anlatmıştı: “Çocukluğumuzda bize, sabah evden çıkarken mutlaka yedi defa Âyete’l-Kürsî  okumamız tenbih edilirdi. Onlar yedi tane koruyucu melek gibi bizleri korurlarmış diye bilirdik. Hatta her bir Âyete’l-Kürsî’nin  başında birer eûzü besmele çekmezsek sanki onlar başsız kalırlarmış… O gün bugündür, bu telkinin tesiri ile biz hiçbir gün yedi Âyete’l-Kürsî okumayı terk etmedik.