Vahdeddin Karaçorlu

Hoş sohbet merhum mübarek Ağabeyimizle ilgili olarak M. Fethullah Gülen Hocaefendi’den duyduklarımla kendi bildiklerimden bazı şeyleri anlatmak istiyorum:
Hocaefendi dedi ki: “İskenderun’da askerlik yaparken, Vahdeddin Karaçorlu’yu tanımıştım. Kütüphane memuru idi. Risaleleri daktilo ile yazar, çoğaltır ve dağıtırdı. Zaten öğretmenlikten atılmıştı. Hanımı ile geçinememiş ve ayrılmak zorunda kalmıştı. Kadın onun dindarlığından hoşlanmamıştı. Bir kızı vardı, o da hanımında kalmıştı. Onun için o, sokakta çocukları görünce, içi parçalanırdı. Ama, “Felek bütün esbab-ı cefasını toplasın gelsin” diyen şair gibi, bütün zulüm ve haksızlıklara karşı gülümserdi, gerçekten. Yaşar Tunagür Hoca, Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olduğu zaman onu Diyanete almıştı. Orada da kütüphanedeydi. Orada da bazılarının gadrine uğramış oradan da sürülmüştü. İçimden hep ‘Ah! Bir milletvekili seçilse, sonra da bir Bakan olarak bunu haksızlık yapanların başına gelse, makamına oturup bir öksürse…” diye geçirirdim. Allah ona milletvekilliği nasip etti. O mevzudaki, duam kabul oldu ama, Bakan olamadı. Karadeniz civarında çok kalmıştı. Onun için Karadenizlileri çok güzel taklit ederdi. Ankara’daki Hacı Bayram Camii imamlarından Zeki Efendi, Hacı Bayram Camiine gelenlere, Kur’an okuturdu. Bir defasında ben de ona Kur’an okudum.
Vahdeddin Karaçorlu şahit olduğu bir olayı şöyle anlattı: “Üstü başı dökük, küçük boylu bir Karadenizli camiye gelmişti. Zekai Hoca, ondan bir Kur’an okumasını istedi, o da okudu. Çok gür, yanık ve güzel bir sesi vardı. Bütün meşhur hâfızlar gibi okudu. Bülbül gibiydi. Dışarı çıkınca herkes hürmetle etrafını aldılar. O Karadenizli, ellerini beline atarak, kendisine hayran hayran bakanlara dedi ki: ‘Ha şimdi siz deyeceksunuz ki, acaba pu ses punun neresinden çıkayu?!..”
Vahdeddin Karaçorlu, Selâmet Partisinden milletvekili seçilmişti. Partiden birisi bir gün Risale-i Nur Talebeleri aleyhinde konuşmaya başladı. Derhal feveran eden Vahdeddin Bey, Necmeddin Erbakan’a hitaben “Ya bu köpeği, susturun veya şimdi onu ben gebertirim!” dedi. İşin şaka olmadığı anlaşılınca adam hemen susuverdi.
Bir seferinde Erbakan, herkesin kendisine biat etmesini istiyor. Vahdeddin Bey diyor ki: “Tamam seni Partinin Genel Başkanı olarak kabul ediyoruz. Ama biata gelince, biz Asrın İmamı Bediüzzaman’a biat etmişiz. Ondan sonra artık sana biat edemeyiz!” Tabii bunlardan sonra Karaçorlu ve diğer arkadaşları tamamen partiden uzaklaştırılıyor.
Nuriye Akman’ın babası Kemal Ural Ağabey, Devlet Planlama Teşkilatında çalışıyordu. Fakat onun dindarlığından dolayı o zamanki Başkan tam dindar düşmanı olduğu için ona kötü davranıyor, hatta hiçbir iş yapamaz halde sanki bir odaya hapsedilmiş şekilde bırakıyordu. Kemal Ağabey de boş duracağına Şule dergisini çıkarıyordu. Bu dergi çok değerli idi. Toplumumuzun her kesiminden, her anlayıştan insan alıyordu. M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Şule dergisini bir gazete bayiinden almak isteyen bir asortik giyimli kızdan bahsederken gözleri yaşarıyordu. Bir açıdan Şule dergisi Sızıntı dergisinin ağabeyi sayılır.
Bir gün Karaçorlu, Devlet Planlama Teşkilatının Başkanının Kemal Ural’a hakaret ettiğini duymuş. Karaçorlu Milletvekili olduğu için ruhsatlı tabancası da var. Gidip Teşkilatı basıyor. “Kimmiş benim Kemal Ağabeyime hakaret eden Başkan!..” diye daha kapıdan bağırmaya başlıyor. Başkan bunu duyunca kaçacak yer arıyor ve gidip bulunmayacak bir yere saklanıyor!..
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

ARİF ASALIOĞLU

KADİR GÜRCAN

ABDULLAH AYMAZ
ESRA BÜYÜKCOMBAK











