Yerli Marilyn'e dokunmayın!

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Pazartesi, Temmuz 27 2026
Paylaş
X Post
Yerli Marilyn'e dokunmayın!

İktidar, kolluk kuvvetlerini seferber edip sade, içi boş ekmek arası servis etmeye başlayınca artık ne yapacağımızı biliyoruz. Sırtımızı duvara verip, bir elimizle cüzdanı diğer elimizle de pantolon kemerini güvenliğe almak ilk aklımıza gelen acil tedbirlerden.


Muhalif siyasetçiler, sanatçılar, pek favorimiz olmasa da sosyal medya yüzleri, demokratik hak talebi sevdasına düşmüş emekli, dul, yaşlı ve yetimler birer birer toplanıp hakim karşısına çıkarılıyor. 15 Temmuz'a yan gözle bakıp, anlatılan hikayelere inanmayan ya da yapılan esprilere gülmeyenlerden kaç kişi toplandı saymadım bile. İçim ençok “Yerli Marilyn Monroe” ya acıdı desem yalan olmaz. Yazarınız genç olsa avazı çıktığı kadar “Yerli Marilyn'i serbest bırakın!” diye yollara düşecek! 


Neden mi? “Yerli” etiketi konulupta millete ağır bir bedel ve masraf çıkarmayan tek fenomen o da o yüzden. İyi de o hanımefendiden niye korkuyorlar onu da anlamak zor! Ne iktidara, ne İstanbul Büyükşehir Belediyesi adaylığına, hepsinden önemlisi, ne de Saray sonrası veliahtlar arasında ismi geçiyor!


6 Şubat Depremi'nde iktidar hanesine kaydedilen tarihi ayıp kolluk kuvvetlerinin hukuk ayağı ile şimdilik rafa kaldırıldı. Aradan üç sene geçtikten sonra hala geçici evlerde kalan, aylık giderleri ödeyemediği için mahkemeden boşaltma tebliği gelen ve devlet imkanları ile bitirilip sahiplerine yine para ile satılan sözümona bitirilmiş konutlar hakkındaki şaibeler maaşlı medya tetikçilerinin filtre ve sansürüne rağmen ta bizim kulağımıza kadar geliyor.


Geçmiş zaman. Deprem sonrasında “Bir yılın sonunda beşyüz bin konutu bitirip sahiplerine teslim edeceğiz!” sözü veren yine maalesef aynı iktidardı. O günün havasına kapılıp “Yaparsa bu iktidar yapar!” sloganına yenik düşen, gizli Saray hayranı bir dostum aradan üç sene geçtikten sonra mevcut manzara karşısında bir daha o konuyu açmamak için özel gayret sarf ediyor. Piyasada safdil ve behlül tipler açısından ciddi bir enflasyon yaşanıyor.


Son bir aydır deprem yardımlarına şaibe ve usulsüzlük karıştırdığı iddia edilen yardım kuruluşuna yönelik operasyonlar havuz medyasının oynamaktan zevk aldığı iktidar-yargı icraatlarından. Yardım derneğinin ne olduğundan çok, iktidara muhalif olması ile tanınan ya da depremde hükümetten daha önce halkın yardımına koşma gibi bir gaflete(!) düşen sanatçının uyardığı ilgi iyi saatte olsunları bir rahatsız etmişti ki sormayın. 


Sen misin hükümet ve iktidara dikiz aynasından bakan! “Sıra sana da gelecek!” demişlerdi. İşte geldi. Kehanetleri tutan tatlı su mütefekkirleri hallerinden pek memnun. Hatta içlerinde konuyu eski İBB başkanı ve eski ana muhalefet liderine bağlamak için senaryo üretenler bile var. Bu arada, İBB Eski Başkanı için hukuk ders kitaplarındaki bütün örnek suçlardan bir tane üretecek gibi görünüyorlar.


Söz konusu yardım derneğine yapılan baskın ve operasyonların sunî algı oluşturmanın ötesinde bir gayesi yok. Velev dernek işleyişine bazı usulsüzlükler karışmış olsa da şimdilik kimsenin hayati tehlike yaşadığını duymadık. Deprem sonrası günlerde suçlu bulunan müteahhit, taşeron, işletmeci ve onlarca sorumlu hukuki süreçlerden hafif sıyrıklarla kurtuldular ve hiçbirinin davası bu kadar gündem olmadı. Depremdeki devlet ve iktidar açığını bir nebze de kapatma gayretinin, aradan geçen bunca yıldan sonra, sanatçının kumar zaafı ile öne çıkması tam bir komedi. Çok değil, geçtiğimiz yıl yetmiş küsür kişinin ölümü ile neticelenen otel faciasında suçları tespit edilenler geçen süre dikkate alınarak serbest kaldılar.


Geçtiğimiz hafta dernek ile bir şekilde ilişkisi olan ünlülerin hemen hemen tamamı Saray ve iktidarın diş bilediği ekran ve medya yüzleri. Öyle veya böyle muhaliflere hayatı dar etmeye programlı adli sistem hukuki işleyişi cezalandırma olarak anlıyor. Mahkemeye çağrılanlar havuz medyası tarafından ta baştan suçlu ilan ediliyorlar.


Bu garipliklerin gündem olduğu ülkede Adalet Bakanı ne yapıyor dersiniz? O böyle âdi ve sıradan davalarla ilgilenmiyor. Geçmişte kalmış sözümona şüpheli ölüm, faili meçhuller ve milliyetçi kanadın zaafı “Muhsin Başkan!” kazasını gündemi ile piyasa yapacak.  Olur ya, son anda aynen bakanlık gibi Saray'a halef olma şansı ayağına yuvarlanıverir. 


Ne diyelim? Madem öyle, eliniz değmişken Susurluk Davasına da bir el atın da millet kabinede ne yiğitler(!) varmış görsün! O davada adı geçenlerin hemen hepsi hayatta!