Zayıf damarlar

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Çarşamba, Ağustos 12 2026
Paylaş
X Post
Zayıf damarlar

Üstad Bediüzzaman Hazretleri  diyor ki: “Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim, şeytanın  telkini ile zayıf bir damarımı arıyorlardı ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlas ile hizmetime zarar gelsin. (…)  Nasıl ki, korku, tamah ve şan u şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünkü insanın en zayıf damarı olan KORKU  cihetinde bir halt edemediler. İdamlarına beş para vermediğimizi anladılar.  (Maalesef adalet ve kanunlar üzerine kurulan devletin gücünü ele geçiren idareciler, mafya usulü ihâfe ve ızrar ile yani zarar verip korkutmak adaleti ayaklar altına alıyorlar.)

“Sonra, insanın bir zayıf damarı, derd-i maişet ve tamahkârlık cihetinde çok soruşturdular. Nihayetinde, o zayıf damardan bir şey çıkaramadılar. Sonra onlarca tahakkuk etti ki, onların mukaddesatını fedâ ettikleri dünya malı, nazarımızda hiç ehemmiyeti yok. Ve vukuatlarla, onlarca  da tahakkuk etti. Hatta bu on sene zarfında yüz defadan ziyade, resmen, ‘Ne ile yaşıyor?’ diye mahalli idarelerden sormuşlar.

“Sonra en zayıf damarı insanî olan ŞAN, ŞEREF  ve RÜTBE  noktasında bana çok elim bir tarzda o zayıf damarımı tutmak için emir verilmiş. İhanetler, tahkirlerle,  damara dokundurulacak işkencelerle dahi hiçbir şeye muvaffak olamadılar. Ve kat’iyyen anladılar ki, onların perestiş ettiği dünya şan ve şerefi (bize göre) bir riyakârlık ve zararlı bir hodfüruşluk biliyoruz, onların fevkalade ehemmiyet  verdikleri makam sevgisine ve dünyevî şan ve şerefine beş para ehemmiyet vermiyoruz, belki onları bir cihette divane biliyoruz.

“Sonra bizim hizmetimiz itibariyle bizde zayıf damar sayılan fakat hakikat noktasında herkesin makbulü, her şahsın kazanmaya arzulu olduğu MÂNEVΠ MAKAM  SAHİBİ  olmak EVLİYALIK  MERTEBELERİNDE TERAKKî  ETMEK  ve o İLÂHÎ NİMETİ kendinde bilmektir ki, insanları menfaatten başka hiçbir zararı yok. Fakat böyle benlik, enaniyet, menfaatperestlik ve nefsini kurtarmak hissi galebe çaldığı bir zamanda elbette  İHLAS  SIRRINA  ve hiçbir şeye âlet olamamaya bina edilen Hizmet-i İmaniye ile şahsî makam-ı mâneviyeyi aramamak iktiza ediyor. Hareketlerini onları istememek ve düşünmemek lâzımdır ki, hakiki ihlasın sırrı bozulmasın. İşte bunun içindir ki, herkesin aradığı keşifi keramet ve ruhî kemâlâtı Nur Hizmetinin haricinde aramadığını, zayıf damarlarımı tutmaya çalışanlar anladılar. Bu noktada da mağlup oldular.

** ** **

Emirdağ Lâhikasında Üstad  Hazretleri Risale-i Nur talebelerinin keramet beklentisinde olmadıklarının sebebini şöyle izah ediyor. 

“Evvela, sebebi ihlas sırrıdır. Çünkü dünyada muvakkat zevkler, kerametler tam nefsini mağlup etmeyen insanlara bir maksad olup, uhrevî ameline bir sebep teşkil eder, ihlas kırılır. Çünkü uhrevî amel ile dünyevî maksadlar, zevkler aranılmaz, aranılsa sırr-ı ihlası bozar. 

“Saniyen: Kerametler, keyfiyatlar, tarikatta süluk eden âmî ve yalnız imanı, taklîdî bulunan ve tahkik derecesine girmeyenlere, bazan zayıf olanları takviye ve  vesveseli şüphelilere kanaat vermek içindir. Halbuki Risale-i Nur’un imanî hakikatlerine gösterdiği hüccetler, hiçbir cihette vesveselere meydan vermediği gibi, kanaat vermek cihetinde kerametler, keşfiyatlara hiç ihtiyaç bırakmıyor. Onun verdiği iman-ı tahkiki, iman-ı tahkikî, keşfiyat zevkler ve kerametlerin çok fevkınde olmasından hakiki şakirtleri, öyle keramet gibi şeyleri aramıyorlar.

“Sâlisen:  Risale-i Nur’un bir esası, kusurunu bilmekle mahviyetkârâne yalnız rızâ-ı İlahî için rekabetsiz hizmet etmektir.  (…)

“Râbian: Dünyanın yüz bahçesi, fânî olmak haysiyetiyle,, âhiretin bâki olan bir ağacına mukabil gelemez. Halbuki hazır lezzete meftun kör hissiyât-ı insaniye, fânî, hazır bir meyveyi, bâkî, uhrevî bir bahçeye tercih etmek cihetiyle, nefs-I emmâre bu fıtrî halden istifade etmemek için Risale-I Nur Talebeleri, ruhanî zevkleri ve mânevî keşifleri dünyada aramıyorlar.