Ramazan ve toplumsal katmanlar


Çok katmanlı toplumsal bir yapımız var. Sadece bizde değil; dünyanın hemen her ülkesinde böyle bu. Eşyanın tabiatı bunu gerektiriyor çünkü. İlahi takdir de diyebilirsiniz. Zengin-fakir; güzel-çirkin; müslim-gayrimüslim; alim-cahil; Türk-Kürt vs. İnsanları birbirlerinden ayıran özellikleri nazara alarak listeyi uzatabilirsiniz. Burada bir şey çok önemli; toplumsal katmanlar arasında geçiş imkân ve fırsatlarının olabilmesi. Başka bir ifadeyle katmanlar arasında Çin veya Berlin Duvarı gibi aşılması imkânsız duvarların olmaması. İnsanların, hangi katmanda yaşarlarsa yaşasınlar insanî evrensel değerler ve ortak menfaatler ekseninde bir araya gelebilmesi. İşte bu noktada başarılı olduğumuz söylenemez. Türkiye'de cereyan eden ve belki sıradan sayılabilecek bir hadise, toplumu kompartımanlara ayırabiliyor. Mevcut ve var olan katmanlı yapıyı geçişleri kapatacak ölçüde katılaştırabiliyor. Anayasa referandumu, anlatmaya çalıştığımız bu hususa enfes bir örnek olsa gerek. Mevzunun Ramazan ile alakasına gelince; Ramazanlarda bazı medyanın kasıtlı olarak verdiği "oruçsuza dayak atıldı, lokantada yemek verilmedi" türünden haberler, bu katmanlar arasındaki çizginin kalınlaşmasına vesile oluyor. Orucunu tutan müminler ile orucunu şu veya bu, haklı veya haksız gerekçelerle tutmayan müminler ya da gayrimüslimler arasındaki duvar aşılmaz bir hale geliyor. Halbuki orucun vaz' ediliş sebeplerinden birisi, toplum katmanları arasındaki muhabbet ve meveddetin artmasını sağlamaktır. İftar davetleri, fıtır sadakası gibi sadece Ramazan'a has ibadetlerle sağlanması arzu edilen bir hedeftir bu. Hatta orucun hikmetlerinden birisi, aç kalarak aç insanların hallerini bizzat müşahede ve tecrübe etmek ve peşi sıra elde edilen bu tecrübeye göre davranış modelini belirlemektir. Bu konuda medyaya büyük bir görev düşmektedir. Haberler, "nasıl okuturum, nasıl haber atlatırım, nasıl çok satarım" değil, "bizim de içinde bir fert olarak bulunduğumuz gemi nasıl su almaz" türü toplumun bütününü kuşatan bir bakış açısıyla kaleme alınmalı ve yayınlanmalı. Tam bu aşamada size bir örnek. 1885 yılında Osmanlı nüfusu toplam 874.000 olarak veriliyor kitaplarımızda. Dini ve etnik kimlik olarak dağılımı ise şöyle: Müslüman % 44, Rum % 17,5, Ermeni %17, Yahudi % 5 ve diğer % 14. Dikkat ederseniz din, bir üst kimlik olarak kabullenildiği için Müslümanların etnik dağılımı yok. Aynı zihniyet Ermeni ve Rumların rakamını verirken dini kimliklerini söylemeyerek kendini gösteriyor. Daha açık ifadeyle Müslümanlarda Türk, Kürt, Arnavut, Boşnak; Ermeni ve Rumlara da Hıristiyan denmiyor. Pekala bu yapı içinde gayrimüslimlerle Müslümanlar arasında Ramazan ve oruç münasebetiyle katmanlar arasında gerilme oluyor mu? El-cevap; tek kelime ile hayır. Gayrimüslimler, Müslümanlara karşı alabildiğine hoşgörü ve saygı içinde davranıyor. Bugün çoklarına "haydi be oradan!" dedirtecek ölçüde, gündüz vakti saygısızlık olur düşüncesiyle bir şey yememe içmemeden tutun, lokantalarını kapatmaya uzanan uygulamalara imza atıyorlar. Müslüman komşularının iftar davetlerine, Ramazan eğlencelerine katılıyorlar. Enteresandır, Ramazan eğlencelerinin kökleşmesinde gerek oyuncu, gerek seyirci olarak gayrimüslim nüfusun etkisinin Müslümanlardan daha fazla olduğu bile söylenir yapılan tahlillerde. Hasılı; toplumsal huzura darbe vuracak, insanca birlikte yaşamaya engel olacak her türlü meselede durumdan vazife çıkartan basınımızın bir kısmı, Ramazan sayfaları ve hediyeleri ile istismar ettikleri Ramazan'ı bir de bakış açısıyla değerlendirse ve durumdan vazife çıkartsa! Keşke.
<< Önceki Haber Ramazan ve toplumsal katmanlar Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER