Bir kestaneden öbür kestaneye

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Salı, Mayıs 12 2026
Paylaş
X Post

1960 yılında İzmir Kestanepazarı İmam-Hatip Yurduna gelmiştim. Tam 33 sene sonra Pensilvanya’da Kestane mahallesinde, Kestane tepelerinde, Kestane kampında bulunuyorduk. Bu bir tevafuktur. Tevafuklar tesadüf değildir.  Üstad Bediüzzaman Hazretleri “Bu  Hizmetin bir kerameti de tevafuktur. Bu keramet şahıslarla alâkalı değildir. Tamamen Hikmetle alâkalıdır…” der.

Onuncu Lem’a’da Üstad Hazretleri “Bu Hizmetin kerametlerinden” bahsederken, birincisi için,  “Allah, önceden Hizmet zeminini hazırlar, hizmet edecekleri sevkeder” diyor.

Mesela, Amerikalılar, 1970’de sosyologların akademik çalışmalarıyla Sovyet sisteminin çökmekte olduğunu  görmüşler. “En fazla 10 sene  devam eder, 1980’de dağılacaktır.” diyorlardı. Amerikan devletinin başındakiler de Sovyetlerin  kartondan bir kaplan olduğunu biliyorlardı. Ama bazılarını yanlarına çekebilmek için, kartondan kaplanı şişirerek korkuttular  ve yanlarına çektiler. Bunun için de bir müddet ayakta kalabilmesi için destek verdiler. Onlar bu desteği kendi çıkarları için yapıyorlardı.

Fakat biz biliyoruz ki, insanların plân ve takdirlerinin de  üzerinde bir de KADER  var…  Onun için şöyle düşünüyoruz. Eğer Sovyetler 1980’de dağılsa idi. Hizmet, henüz dar dairede bir İzmir hizmeti idi. (Buradan Hizmet’ten kastım, M. Fethullah  Gülen  Hocaefendi ile başlayıp şekillenen Hizmet hakkındaki oluşumdur. Yoksa mutlak mânada Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniye, Bediüzzaman Hazretleriyle başlar. A.A.) O tarihte yani 1980’de dağılsaydı. Hizmet’in ne maddi imkânı ne de yetişmiş öğretmeni olmadığından biz Orta Asya’ya öğretmen gönderip okul açmamız mümkün olmazdı. 

Benzer bir durum ta başta Asr-ı Saadette de yaşanmıştı. Mekke döneminde, sanâdîd-i Kureyş denilen Mekke’nin söz kesen Utbe’sini Şeybe’sini, Ebu Cehili, Ebu Lehebi her şeye karışıyor ve Efendimiz’e (S.A.S.) karşı çıkıyorlardı. 

Onlar, “Din siyaset ve ticarettir. Onu da bir biliriz” deyip mesela Haccın menasiki denilen bütün prensipleri bizzat Allah tarafından Hz. İbrahim Aleyhisselama  bildirilip tespit edildiği halde Kameri aylar sıcağa gelince ilaveler yaparak haccın zamanını arzu ettikleri zaman denk getiriyorlardı. Dışarıdan Mekke’ye  gelenlere “Sizin elbiseleriniz günahkâr. Bu elbiselerle Kabe’ye girip tavaf edemezsiniz. Çıplak tavaf edeceksiniz.” diyorlardı. Çünkü o elbiseler yerine onlara yeni elbiseler  satacaklardı…

Efendimiz’e (S.A.S.) doğruları söylediği için istemiyorlardı. Bütün taraftarlarını ve akrabalarını da Mekke’den çıkarıp iki buçuk sene açlığa mahkum etmişlerdi. Boykot kararı ile onlar için atmosferi  yaşanmaz, hale getirmişlerdi. 

Ama hicret emri gelince Yesrib’e (sonradan Medine ismini alan şehre) gitmek mecburiyeti hâsıl olmuştu. Ama Cenab-ı Hak önceden Medine’yi İslâmiyete hazırlamıştı. Çünkü orada iki büyük kabile vardı. Evs ve Hazreç…  Bunlar birbirlerine düşmandı. Aralarında uzun zaman süren Buas savaşları olmuştu. Bu savaşlarda Sanâdîd-i Medine denilebilecek, Utbe, Şeybe, Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi azgın ve zalim kimseler ölmüş ve onlardan kimse kalmamıştı. Sadece gençler vardı. Yani Cenab-ı Hak, ihtida zeminini hazırlamıştı. Efendimiz de, sahabeleriyle bu zeminde gençlere İslami güzellikleri  rahatlıkla anlatmışlar ve kolaylıkla işlerini  yapmışlardı…