Tarihi 'Şaban Yasak' kararını hukukçular değerlendirdi: '17 Aralık miladı çöpe atıldı'

Okuma Süresi 11 dkYayınlanma Salı, Mayıs 5 2026
Paylaş
X Post
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Türkiye’de Gülen Hareketi davalarını kökünden etkileyecek tarihi bir karara imza atarak Şaban Yasak davasında verilen Daire kararını bozdu. Mahkeme, AİHS’nin 7. maddesi (kanunsuz suç ve ceza olmaz) ile 3. maddesinin (işkence ve kötü muamele yasağı) ihlal edildiğine hükmetti.
Tarihi 'Şaban Yasak' kararını hukukçular değerlendirdi: '17 Aralık miladı çöpe atıldı'

Kararda, Türk mahkemelerinin itirafçı tanık beyanları ve “hiyerarşik konum” gerekçesiyle verdiği mahkûmiyetlerin kanunilik ilkesini ihlal ettiği vurgulandı. Hukukçulara göre bu karar, Yalçınkaya içtihadının açtığı yolu daha da genişletiyor; yalnızca ByLock değil, benzer nitelikteki sözde delillere dayanan tüm mahkûmiyetleri kapsıyor. Kararın, 150 bini aşkın kişiyi doğrudan etkileyebileceği ve TCK 314/2 uygulamasında köklü reform ihtiyacını bir kez daha ortaya koyduğu belirtiliyor.

Bold Medya'da yer alan habere göre, AİHM’in tarihi kararına hukukçular, sosyal medya üzerinden yaptıkları değerlendirmelerle dikkat çekti.

Dr. Ufuk Yeşil: “AİHM tarihinde bir ilk”

Uluslararası ceza hukukçusu Dr. Ufuk Yeşil, kararın önemine dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“AİHM tarihinde bir ilk! AİHM Büyük Daire, tarihinde bir ilke imza atarak; Daire tarafından oybirliğiyle verilen bir kararla (Yasak/Türkiye) ilgili 7. maddeden ihlal verdi. Büyük Daire ayrıca AİHS’in 3. maddesinin de ihlal edildiğine karar verdi.”

Yeşil, kararın özünü şu sözlerle özetledi:

“Bireyselleştirilmiş değerlendirme yapılmadan ve suçun unsurları gösterilmeden, varsayımlara dayalı kabullerle kimseye ceza verilemez.”

Bir diğer paylaşımında ise şu vurguyu yaptı:

“AİHM Büyük Daire: Suçun manevi unsuru ortaya konulmadan ceza verilemez. Bir kişinin örgüt üyeliğinden cezalandırılabilmesi için, suçun manevi unsurunun o kişi açısından nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği gösterilmelidir. Belirlenmiş tarihler esas alınarak ve varsayımlarla kişiye ceza verilemez.”

Yeşil, Yalçınkaya sonrası çizginin devam ettiğini belirterek, delil sayısının çokluğunun değil, içeriğinin önemli olduğunun altını çizdi.

Ali Kadıoğlu: “17 Aralık miladı çöpe atıldı”

Hukukçu Ali Kadıoğlu (Justali), kararın ne anlama geldiğini herkesin anlayabileceği şekilde şu sözlerle özetledi:

“Örgütün amacını, yani cebir ve şiddete bulaşacağını bildiği açıkça ispat edilemeyen kişiler; kod adı kullansalar, 17 Aralık sonrasında cemaat bağlantısını sürdürseler, hatta ‘Büyük Bölge Talebe Mesulü’ gibi görevler alsalar dahi, bunlar yalnızca cemaat içinde yer aldıkları için cezalandırılamaz.”

Kadıoğlu’na göre Büyük Daire’nin mesajı açık:

“Hakkında 100 tanık olsa da, kod adı kullansa da, cemaat içinde görev alsa da; kişinin cebir ve şiddet amacını bildiğini ispatlamalısın.”

Bu kararla birlikte 17 Aralık miladının geçerliliğini yitirdiğini vurgulayan Kadıoğlu, Yasak’a atfedilen fiillerin 2014 yılında da devam ettiğine işaret etti. Gerekçeli karar açıklandığında daha ayrıntılı değerlendirme yapacağını belirtti.

Brüksel Hukuk Merkezi: “Kanunsuz ceza olmaz ilkesi ihlal edildi”

Brüksel Hukuk Merkezi, kararın ardından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“AİHM Büyük Daire, Yasak/Türkiye kararında Daire kararını bozdu. Türk mahkemelerinin itirafçı tanık ifadeleri ve hiyerarşik konum gerekçesiyle verdiği mahkûmiyet, ‘kanunsuz ceza olmaz’ ilkesini ihlal etmektedir.”

“Hukuki belirlilik açısından bir zafer”

Hukukçular tarafından kurulan SavunmaHakkı platformu da kararın önemine dikkat çekti:

“AİHM Büyük Daire, Yasak v. Türkiye kararını açıkladı: Türkiye mahkûm edildi. Mahkeme, ‘kanunsuz suç ve ceza olmaz’ (Madde 7) ve ‘işkence yasağı’ (Madde 3) ilkelerinin ihlal edildiğine hükmetti. Bu karar, hukuki belirliliğin ve bireysel ceza sorumluluğunun bir zaferidir.”

Açıklamada, Yalçınkaya kararından sonra gelen bu ikinci Büyük Daire kararının, Hizmet Hareketi’ne yönelik yargılamalarda kullanılan delillerin yeniden değerlendirilmesi zorunluluğunu ortaya koyduğu vurgulandı.

Levent Mazılıgüney: “Yaşatılan mağduriyetlerin özeti”

Hukukçu Levent Mazılıgüney, ihlal oy dağılımlarına dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:

“11’e 6 oyla AİHS’nin 7. maddesinin, 9’a 8 oyla da 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verildi. AİHM Başkanının kısa karar açıklaması bile, yargımızın içine düştüğü vahim durumun ve yaşatılan mağduriyetlerin özeti niteliğinde.”

Av. Gizay Dulkadir: “Manevi unsur somut şekilde ispatlanamadı”

Avukat Gizay Dulkadir ise kararın hukuki sonuçlarını şöyle özetledi:

“AİHM Büyük Dairesi, başvurucu Şaban Yasak’ın örgüt üyeliğine ilişkin mahkûmiyetinde AİHS’nin 7. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Türk mahkemelerinin, başvurucunun örgütün terör niteliğini bildiğini ve bu bilinçle hareket ettiğini somut şekilde ispatlayamadığı tespit edildi.”

Dulkadir’e göre Bank Asya, tanık beyanları ve HTS kayıtları, örgüt üyeliği kastını göstermede yetersiz bulundu. Ayrıca cezaevi koşulları nedeniyle AİHS’nin 3. maddesinin de ihlal edildiği, bu ihlalin gerekçesi olarak aşırı kalabalık, yerde uyuma, yetersiz hijyen ve mahremiyet eksikliğinin gösterildiği belirtildi.

Mahkeme, Şaban Yasak’a 2.800 avro manevi tazminat ve 9.050 avro yargılama gideri ödenmesine hükmetti.

Hatice Yıldız: "AİHM kararları masum insanlardan “terörist” çıkaramazsanız diyor"

Avukat Hatice Yıldız kararın ardından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"AİHM Büyük Daire Yasak/Türkiye kararını açıkladı. Hem kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin (AİHS Md. 7) ve Kötü muamele yasağının (AİHS Md. 3) ihlal edildiğine karar verdi. Türk yargısının sınıfta kaldığı bir kez daha uluslarası mahkeme tarafından tescil edildi."

"Yasak dosyasında kod adı kullanma, bölge talebe mesulü olma iddiaları ve bu iddiaları ileri süren etkin pişmanlıktan yararlanmış tanık anlatımları vardı. Ayrıca cezaevi şartları konusunda kötü muamele yasağının ihlali başvurusunda bulunmuştu. Bu kararla, ödül ve cezaya maruz bırakarak alınan etkin pişmanlık beyanları, kod adı kullanma iddiası, evlerden sorumlu olma (BTM) iddiası ile verilen mahkumiyet kararı kanunsuz ceza olmaz ilkesine aykırı bulundu."

"Sayın Adalet Bakanlığı sitenizde yayınladığınız AİHM 2. Dairenin ihlal yok diyerek açıkladığı Yasak kararını AİHM Büyük Daire kaldırdı ve 2 ayrı maddeden ihlal kararı verdi. Eski kararı kaldırmanız gerekiyor."

"AİHM kararları masum insanlardan “terörist” çıkaramazsanız diyor."

"Ülkemde Barolar, STK'lar, insan hakkı örgütleri, üniversite ceza kürsüleri, aydınlar Yalçınkaya kararına kadar sus pustu. Yalçınkaya kararı sonrası ise bir elin parmağı kadar ses çıkaranlar oldu. 

Bizde ahval bu iken;

Avrupa Ceza Hukuku Barolar Birliği,

İtalyan İnsan Hakları Federasyonu ve 

BM Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Özel Raportörü Yasak/Türkiye davasında 3. Taraf Görüşü sundu. 

Yaşanan hukuksuzlukların müsebbibi çok."

Kerem Altıparmak: "Türkiye'deki yargılamalarda avukatlara çok güçlü bir savunma aracı sunabilir"

Hukukçu Kerem Altıparmak, kararın önemine dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yasak/TR Büyük Daire kararının AİHS ve Türkiye hukuku açısından önemine aşağıda kısaca değinmeye çalıştım. Bu karar mens rea kavramını 7. madde içtihadına çok güçlü bir şekilde soktuğu gibi Türkiye'deki yargılamalarda da avukatlara çok güçlü bir savunma aracı sunabilir.

Yasak/TR kararında Úna Ní Raifeartaigh'ın değerlendirmesi ilginç. AİHM daha önce verdiği kararlarda TCK 314'ün (örgüt üyeliği) içtihatla birlikte öngörülebilir bir yasal dayanak olduğuna karar vermişti. Bence bu saptama, özellikle de uygulama dikkate alındığında yanlıştı.

Türkiye'de Yargıtay içtihadı dahil uygulamada örgüt üyeliği için her şey delil olabiliyor, hatta Anayasal hakların kullanımı delil sayılıyor, şiddetle bağ aranmıyor, varsayımlardan hareket ediliyor. Bu 314'ün lafzından ve uygulamasından kaynaklanan bir öngörülemezlik sorunu.

Ancak AİHM bir kez 314'ü öngörülebilir kabul edince kaçınılmaz olarak 314'ün her olayda doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemeye başladı. Bu da ister istemez "4. derece mahkeme" sularında yüzmesine, 6. madde ile 7. madde denetiminin bir birine karışmasına neden oldu.

Ama her işte bir hayır var tabi. Bu yaklaşım 7. maddenin denetim alanını genişletti. Yalçınkaya'da sorun görece kolaydı. Bylock=üyelik olmaz dedi, maddi unsuru değerlendirdi. Yasak'ta ise 7. madde manevi unsurun (mens rea) da varlığını gerektirir noktasına geldi AİHM.

Artık ceza mahkemeleri açısından, en azından örgüt suçlarında, manevi varlığı ortaya koyacak bir araştırma yapma yükümlülüğü de var. Varsayımlardan spekülasyondan hareket ederek manevi unsurun var olduğu sonucuna ulaşılması ise Sözleşme'nin 7. maddesini ihlal edecek.

İdeal dünyada bunun çözümü 314'ü öngörülebilir bir kanun hükmü haline getirmek olurdu tabi ama bu mümkün olamayacağına göre Yasak/TR kararından Türkiye'deki hukukçulara kalan miras mens rea (manevi unsur) meselesi olacak. Bunun her yargılamada Yasak'a atıfla sorgulanması lazım."

KAYNAK: BOLD MEDYA - ÖZKAN YAZAR