ABD ve İsrail, İran'ı vurmayacak

İran, bir yandan Suriye’deki kanlı Esed rejimine desteğini artırırken; İsrail güdümündeki ABD-AB Batı hattıyla gerginliği de tırmandırıyor. Krizle kalkan toz, her iki tarafın da işine yarıyor.

ABD ve İsrail, İran'ı vurmayacak

Son yıllarda İsrail ile İran arasındaki gerginlik, Hürmüz Boğazı krizi ile yeni bir boyut kazandı. İran Boğaz’ı kapatmakla tehdit ederken İsrail’in bölgedeki hamisi ABD buna hiçbir şekilde izin vermeyeceği, gerekirse müdahale edeceği uyarısında bulunuyor. İsrail ise basının da desteğiyle bu gerginlikten azami faydayı sağlamaya çalışıyor. Batılı ülkeler İran’ı vurmaması için İsrail’i zor zapt ediyor (!). İran yıllardır, bazı Filistinli grupları ve Lübnanlı Hizbullah’ı İsrail’e karşı kullanıyor. Buna karşılık nükleer silah sahibi İsrail ise bu silahtan yapmak için uğraşan İran’ı vurmakla tehdit ediyor. Filistin’de akan kanı umursamadan Filistinli gruplar üzerinden siyaset yapan İran, bu şekilde İslam dünyasının davasını savunduğunu öne sürüyor. Ancak aynı İran, Suriye’de akan kana seyirci kalıyor ve kan döken Esed rejimine açık destek veriyor. Suriyeli muhalifleri dış güçlerin maşası olarak değerlendiren İran; Tunus, Mısır ve Libya’daki devrimleri ‘İran devriminden ilham aldılar’ diyecek kadar da desteklemişti. Bölgedeki krizlerden beslenen İsrail içinse İran bulunmaz bir fırsat. İran’ın her ‘İsrail’i yok edeceğiz’ çıkışı İsrailli liderler için ayrı bir mutluluk kaynağı oluşturuyor. Çünkü İran’ın bu çıkışları İsrail’e daha fazla Yahudi yerleşim birimi inşa etmek ya da Filistinlileri daha fazla baskı altına almak için meşruiyet zemini oluşturuyor. Kısacası her iki ülke de birbirini çok iyi kullanıyor. Peki, iddia edildiği gibi İsrail, ABD’nin de desteğini alarak İran’a saldırabilir mi? Veya ABD son günlerde artan gerilimin sonucu olarak İran’la savaşır mı? Ortadoğu’da her zaman şu söz söylenir: Büyük güçler 50 yıl sonrasına göre politika belirler. Yani şu anda yaşananları sadece günümüz şartlarına göre değerlendirmek büyük bir hata. Bölge kendi iradesiyle yeniden şekillenmeye çalışırken Batılı güçler de buna karşı pozisyonlarını yeniden belirliyor ve farklı senaryoları yürürlüğe koyuyor. Bölgede yıllarca tehdit olarak gösterilen güçler birer birer iktidara geliyor. 1991 yılında ezici bir çoğunlukla demokratik seçimleri kazanan İslami Selamet Cephesi’nin (FIS) Cezayir cuntası tarafından ezilmesine ses çıkarmayan büyük güçler, bugün bu hareketin benzerlerinin Tunus’ta, Mısır’da, Fas’ta iktidara gelmesine ses çıkaramıyor. Türkiye’den başlayarak diğer ülkelere de yayılan ve devam etme eğilimi gösteren İslami tandanslı partilerin iktidara gelme süreci, şüphesiz başta Batılı ülkeler olmak üzere bazı büyük güçleri rahatsız ediyor. İki yüzyıldan fazla bir süredir bölgeyi kontrol eden güçler artık hem dinî referanslı hem de milliyetçi olan bu partilerin iktidarında istediklerini yaptırmakta az da olsa zorlanacak. Bu partilerin iktidarında bölge ülkeleri arasında yaşanacak ekonomik ve siyasi yakınlaşmalar ise Batılılar ya da büyük güçler için kâbus senaryosu gibi. O hâlde, büyük güçler bölgedeki varlıklarını nasıl koruyacak? Bölge ülkelerinin aralarında farklı şekillerde birliktelikler oluşturmaları nasıl engellenecek? İran’la… ABD, 2001 yılında Afganistan’a, 2003 yılında Irak’a girdiğinde aslında İran’ın önünü açma süreci de başladı. Varlığı kadar lider kadrosu da pek çok soru işareti taşıyan El Kaide’yi yok etmek bahanesiyle Afganistan’a giren ABD, aynı şekilde hiçbir zaman olmayan kimyasal silahları bulmak için Irak’ı işgal etti. ABD’nin kendi açısından her iki ülkede de tek elle tutulur tek başarısı, onları çözülmesi neredeyse imkânsız hâle gelen büyük sorunlarla yüz yüze bırakmak oldu. Terörle mücadele için Afganistan’a giren ABD, bu ülkeden çekilmeye hazırlanırken geride her gün onlarca insanın saldırılar sonucu hayatını kaybettiği iki ülke bırakıyor: Afganistan ve Pakistan. Geçen yılın sonunda Irak’tan çekildi ve fiilen üçe bölünmüş bir Irak var artık karşımızda. Bu sonuçlar ancak ve ancak İran’ın işine yaradı. ABD işgalleri öncesi Pakistan-Afganistan ve Irak arasında âdeta sıkışan İran, işgallerden sonra bir anda bölgenin en büyük gücü hâline geldi. ABD ve Batılı ülkeler Afganistan ve Irak’ta rejimler devrildiğinde İran’ın bundan en kazançlı ülke olarak çıkacağını bilmiyor muydu? Bazı çevreler ısrarla, “Amerikan yönetimi Irak’ın İran’ın kontrolüne gireceğini öngöremedi” tezini yaysa da bölgeyi az bilen bir insan dahi Şii kimliğinin millî kimliğin önünde geldiğini bilir. Aynı şekilde, Taliban’ın Pakistan’daki sosyal ve siyasi desteği de bir sır değildi ve Afganistan’ın işgaliyle Pakistan’ın karışıp zayıflayacağı da… Bugün artık Basra Körfezi’nin mutlak hâkimi gibi davranan İran, Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmanın eşiğine geldi. Irak’tan Suriye ve Lübnan’a, Bahreyn’den Yemen’e her yerde İran’ın adından söz ediliyor. Böyle bir İran, bölgeye istikrar gelmesine ya da Sünni ülkeler arasında güçlü bağlar oluşmasına izin verir mi? İsrail ve ABD, gelecekte kendileri için gerekli olan İran’ın yok edilmesini ya da belinin kırılmasını ister mi? CUMALİ ÖNAL - AKSİYON
<< Önceki Haber ABD ve İsrail, İran'ı vurmayacak Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER