Darbe tutuklamaları artık neden şaşırtmıyor?

Din Sosyolojisi Uzmanı Taha Ünal, son yıllarda gerçekleşen tutuklama ve yargılamalara gösterilen tepkilerin asıl nedenini yazdı.

Darbe tutuklamaları artık neden şaşırtmıyor?

Darbe tutuklamaları artık neden şaşırtmıyor? Ergenekon soruşturması ilk başlayıp tutuklamalarla neticelendiği günlerde ülkenin en önemli gündemi oluyordu. Kimse, general rütbesine kadar yükselmiş emekli veya muvazzaf bir askerin tutuklanabileceğini hayalinden bile geçiremiyordu. Peki, neden böyleydi? Hakkında çok ciddi suçlamalar bulunan, karnesi darbeler nedeniyle kırıkla dolu olan bir ordunun ferdinin tutuklanması, niçin kabullenilmiyor veya yapmazmış gibi bir izlenim veriliyordu? İlk başta belirtmek gerekir ki problem adalet sisteminin sarsılmış olmasından kaynaklanıyordu. Adalet, toplumsal barışın, ahengin direğiydi. Mağdur olan fertlerin, kendilerini atabileceği, güvenle sığınabilecekleri son limandı adalet. Peki, adaletin sarsılmasının en önemli nedeni nedir? Bir toplumda adalet mekanizması neden şirazesinden çıkar? Hikmetler dünyasının şartları gereği, zengin ile fakir, zayıf ile güçlü, amir ile memur aynı geminin içerisinde bir arada yaşamakta. Zengin ve güçlü olanlar, marifet ve his dünyası itibariyle de zengin olabilirlerse bir problem yok. Ancak zenginlik, itibar, makam ve mevkice yükselme, sadece ‘maddi’ olanla sınırlı kalıyor, insanın iç dünyası itibariyle bir genişlemeye vesile olmuyorsa, zahiren olumlu olan bu nimetler nikmet haline geliverir bir anda. Yani sahibinin elinde garibanı ezme vasıtası oluverir. İşte bu durumda, toplumda ‘adaletin hukuku’ değil de; ‘güçlünün hukuku’ ön plana çıkar. Güçlünün hukukunun hakim olması neticesinde de; darbeciler, kendi kurdukları adalet(!) sistemleriyle suçsuz yere başbakanları asabiliyor, genelkurmay başkanını sırf darbeye müsaade etmediği için tutuklatabiliyor, yaptıkları darbelerle ülkenin her on yılda bir yıllarca geriye gitmesine sebep oluyorlardı. Genlerine işlemiş bu alışkanlık tekrar nüksedip darbe planları yapıyorlar ancak bu planlar adalet denizinin içinde boğulmaya başlayıp, planın sahipleri de işledikleri çok açık suç mucibince tutuklanınca fırtınalar kopabiliyordu. Sanki suçsuz yere, görevlerini yaptıkları için tutuklanıyorlardı! Sanki işlerini ifa ettikleri için cezalandırılıyorlardı! Darbecilerin geçmişinde sabıkaları olmasa bir nebze de olsa itirazlar anlaşılabilir. Ancak post modern darbenin üzerinden daha on beş yıl geçmiş olmasına rağmen, çarşaf çarşaf darbe planları da ortadayken yapılan itirazlar ne anlama geliyordu? Alışkanlıkları değiştirmek çok zordu bir toplumda. Alışkanlık, toplumun genlerine işleyip, kemikleşmişse eğer, onu yıkmak için ya peygamberler gibi kabiliyetli olmak, ya da yılların geçmesini beklemek gerekirdi. Biz, millet olarak tasvip etmesek bile, darbelere alışmıştık maalesef. Güçlüler kendi adalet sistemleriyle sindirmişlerdi bu milleti. Bırakın adaleti, eşit bile davranmamışlardı halklarına. İşte son yıllarda yaşadığımız son derece fıtri olan tutuklama ve yargılamalara gösterilen tepkiler veya garipsemeler bu alışkanlıklardan kaynaklanıyordu. Sanki tek problem bu zat-ı muhteremlerin(!) planlarının akim kalmasıydı? Planlarını gerçekleştirebilmiş olsalardı suçlu olmayacaklardı tabii ki. O zaman kendi adalet(!) sistemlerini kuracaklardı. Ancak mevcut halde kendi adaletleriyle değil; adil mahkemelerin adaletiyle yargılanıyorlar. Oysa her şey aslına rücu ediyor. Adaletin hakkı teslim ediliyor. Kimsenin, maddi, dünyevi konumuna bakılmıyor. Ortada bir suç varsa herkesin etten kemikten eşit birer insan olduğu realitesi ön plana çıkıyor. Yanlışa alışmak zordur. Doğruda ittifak etmek ise çok daha kolaydır. Yanlışa alışmak yıllar aldı ancak yeni düzene, adil sisteme çok kısa bir zamanda alışıverdik. Taha ÜNAL - Din Sosyolojisi uzmanı [email protected]
<< Önceki Haber Darbe tutuklamaları artık neden şaşırtmıyor? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:  
ÖNE ÇIKAN HABERLER