Ozon tedavisinde karar anı

Ozon terapisinin bilimsel platforma oturtulması için bakanlığın acilen devreye girmesi gerekiyor

Ozon tedavisinde karar anı

EMİN AKDAĞ- AKSİYON İyileşmeyen yaralardan bel ve boyun fıtıklarına, kanserden nisaiyeye kadar hemen hemen bütün hastalıkların iyileştirilmesinde faydalanılan ozon terapisinin bilimsel platforma oturtulması için bakanlığın acilen devreye girmesi gerekiyor. Kritik kararla sağlık harcamaları azalabilir. Canlıların kaçınılmaz ihtiyacı oksijendeki dengesizlik ya da standart dışılık, hastalıkların temel sebeplerinden. Yeniden düzenlenmesi ise şifayla sonuçlanıyor. Bu işleme ‘ozon terapi’ ya da ‘ozon tedavisi’ deniyor. Eski Yunancada ‘Tanrı’nın nefesi’ anlamına da gelen ‘ozon’, kimya gözüyle oksijenin kuzeni aslında. Oksijen molekülü iki, ozon molekülü ise üç oksijen atomu içeriyor. Güneşin yüksek enerjili ışınları, çarptıkları oksijen moleküllerini atomlarına ayırıyor. Atomlar molekül hâlindeki oksijenle birleşerek ozonlaşıyor. Atmosferdeki ozon tabakası bir süzgeç vazifesi görerek, canlıları güneşten yayılan ışınların zararlarından koruyor. İstanbul Maltepe’deki özel Sema Hastanesi’nde kurulan ağrı kliniğinde geçmeyen (kronik) ağrılardan muzdarip hastalara ozon tedavisi uygulayan Prof. Dr. Nurettin Lüleci, bu alandaki bilgi birikimi ve deneyimin ülke geneline yayılması gerektiğine inanıyor. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde söz konusu tedavi yönteminden sağlık bakanlıklarının tasdikiyle istifade ediliyor. 29 Nisan–1 Mayıs tarihli Uluslararası Akademik Ozon Terapi Kongresi’nde metodun ağrıyı dindirme, kanser ve dolaşım hastalıkları ile diş hekimliğindeki kullanımı masaya yatırılacak. Hem İstanbul’daki kongreyi hem de organizasyonu üstlenen Medikal Ozon Terapi Derneği’nin başkanlığını yapan Prof. Dr. Lüleci’yle son yıllarda giderek yaygınlaşan ozon tedavisini konuştuk. “Vücuttaki tüm sistemler oksijenle çalışır. Her şey hücre bazında bile sistemli. Oksijensiz ortamda canlı yaşamı söz konusu değil. Aldığımız oksijenlerin, ‘serbest radikal’ dediğimiz atık maddeleri var. Bunları antioksidanlar temizliyor. Yaklaşık 50 yaşına dek süreç dengede gidiyor. Olay, yaşlanırken tersine dönüyor.” diyor Prof. Dr. Lüleci. “Üç değerlikli, aktif oksijendir. Oksijen değil, ilaç gibi davranıyor.” sözleriyle nitelediği ozonla terapi sırasında; ilacın içinde yüzde 95 oksijen, yüzde 5 de ozon bulunduğunu söylüyor: “Ama yüzde 95 oksijen hiçbir şeydir. Ozon her şeydir.” İnsülinin glikozu kas ve dokulara taşımasındaki gibi. Hatta öyle ki, herhangi bir aksamada, ozon şekeri hücrelere ulaştırıyor: “Hücreler oksijenle çalıştığı için, vücudun herhangi bir yerindeki arızada ozon hemen devreye giriyor.” Normalde savunma hücreleri (lökositler örneğin) ozon üretiyor. Fonksiyon, atmosferdeki ozon tabakasıyla benzeşiyor. Dışarıdan giren grip türü güçlü virüslerde vücuda ait ozon kifayetsiz kalabiliyor. Takviye ozonla hücre bazında tamir sağlanıyor. Serbest radikallerin zararlarını yok etme görevini örnekleme maksadıyla verdiğini belirtiyor Lüleci: “Sadece serbest radikal meselesi değil. Vücudunuza oksijen gerekliydi ve aldınız. Kanınıza oksijen geçer. Ama kandaki oksijeni dokular kullanamaz. Oksijene ozon ilave ederseniz, hemen hemoglobinler-insanın kırmızı kan hücreleri, oksijeni dokulara kullandırırlar, dokular da hemen kapar. Ozonu; oksijeni, şekeri vücut kullansın, bütün mekanizmalara yardım etsin diye veriyoruz.” Başka bir misal. Damarla ilgili dokularda oksijensizliğe bağlı beslenemezlik vukuunda kızarma, morarma ve ağrıma şikâyetleri beliriyor. Kısacası, doku oksijenden faydalanamıyor. Hadise doku ölümü, bacağın kesilmesine dek gidebiliyor. Sebep, şeker ya da başka bir hastalık olabilir. Ozon vücuttaki morfin sistemini tetikleyerek ağrıyı kesiyor. Sinir dokusundaki dolaşım bozukluğu, ağrıyla karşımıza çıkıyor. Ozon dolaşım bozukluklarını düzeltince ağrı bitiyor. Lüleci, yönteme bel fıtıklarında müracaat edildiğini de anlatıyor: “Fıtığın içine verdiğimizde, fıtık dokusu ozonla karşılaşınca, kızgın yağın içine atılan et parçası gibi büzüşüyor. Mumyalaşmış bir tabaka oluşuyor. Hem mekanik rahatlama olduğunu hem de sinir dolaşımı düzeldiği için ağrı da ortadan kalkıyor. Ozon sayesinde o bölgede daha fazla oksijen kullanıldığı için, olabilecek kötü şeyler, ağrıya, yangıya neden olacak unsurlar uzaklaşıyor.” Acaba hayati önemdeki ozon molekülünden eski tıpçılar haberdar mıydı? Çok önceye dair bilgi yok. Ancak ilk çarpıcı gelişme 20’nci asırda yaşanıyor. 1926’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Tabipler Birliği, ozon terapisinin 114 hastalığın iyileştirilmesinde işe yaradığını bildiren bir kitap yayımlıyor. Klinik şeflerinin yazdığı eser büyük yankı uyandırıyor. 1933’te trajik tabirle ilaç endüstrisi olaya el koyuyor ve tedavi yasaklanıyor. Niye? Oksijenden kolayca elde edilen ozonun karşısında koskoca kimya fabrikalarının artık milyarlarca dolar kazanamayacağından endişe ediliyor. Günümüzde Amerikan eyaletlerinin yaklaşık yarısında ozona dönülüyor ama belki de aynı kaygı yüzünden çok pahalı. Prof. Lüleci, ilaç sektörünün kapitalist ülkelerde daha net baskı kurduğunu belirtiyor: “En çok nerede engellenmiş? Amerika’da. En çok nerede gelişmiş? Eğitim gördüğüm Rusya’da. 30 yıldır uygulanıyor.” Rusya’daki devlet hastanelerinin tüm bölümlerinde ozon tedavisi tatbikinden söz ediyor. ‘Ozon alternatif ya da tamamlayıcı tıp mı?’ diye soruyoruz Lüleci’ye: “Üç terminoloji var. Modern, alternatif, tamamlayıcı tıp. Hangisi alternatif? Akapunktur 5 bin yıldır yapılıyor. İbn-i Sina’nın öğretileri yüzyıllardır izleniyor.” Ardından, ‘İnsanoğlu tıbbı 18’inci yüzyılda keşfetti gibi bir hava estiriliyor.’ cümlesiyle araya giriyoruz: “Modern tıp alternatif tıptır. Zehirle tedavi etmeye inanmıştır. İnsanın gerçek yapısı zehiri her zaman kaldırmayabiliyor.” Prof. Lüleci, anestezi kökenli algoloji (ağrı bilimi) uzmanı. Ozonun ağrıdaki pratiğine vâkıf. 2004’te İtalya, 2008’de ise Rusya’da öğreniyor ozonu. Metot; İngiltere, İspanya, Hollanda ve Almanya’da da yaygınmış. İstanbul’daki ozon kongresi akademik anlamda bir ilk Türkiye için. 10’u aşkın ülkeden 20 civarında ozon uzmanı katılıyor programa. Terapi 10 yıldır ülkemizde biliniyor. Son 5 yılda belirgin bir atak gözleniyor. Şifa arandığı hastalıkları dosyanın kutularında okuyabilirsiniz. Terapi, çok sayıdaki ülkede standart tedavi kategorisinde. ABD Nöroradyoloji Dernek Başkanı’nın, “Ozon uygulanmayan bel fıtığı tedavisi eksik kalmıştır.” dediğini ifade ediyor Lüleci: “Kesmeden biçmeden, narkoz vermeden basit bir iğneyle çok kısa bir sürede, arızanın büyük bir çoğunluğunun, yüzde 65-90’ının iyi olduğunu düşünün.” Türkiye’de de standart kapsamına dahil edilmesi isteğiyle Sağlık Bakanlığı’na başvurmuşlar: “Müsteşarla görüştük. Kurullar toplanıp karar verecek. Bakanlıkta ozon konusunu tam bilen yok. Ankara’daki akademisyenlerden görüş alınmış. Bizim arkadaşlarımız. Ama mülahazaya giriyorlar. Türkiye’de maalesef bilimsel düşünceyi açıklamak zor. Bunu söylersem bana ne derler diye çekiniyor insanlar. Şu şu şunlarda faydalı olmasına rağmen, henüz tam anlamıyla oturmamış tedavi anlamında yuvarlak sözler söyleniyor. Ama dünyada kabul edilmiş.” Lüleci’den, tedavi masraflarını ilaç ve ozon açısından kıyaslamasını rica ediyoruz: “Sadece yanık tedavi merkezlerine ozon tedavisi koyulsa yüzde 50 tasarruf edilir. Ozon çok faydalı yanığın tedavisinde, toparlanmasında. Mikrobun öldürülmesinden hücre yenilenmesine kadar.” 30 milyon dolarlık yatırımla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin suları ozonladığını anlatıyor hoca: “Hamidiye sularına bakın. ‘Ozonla zenginleştirilmiş’ yazıyor üzerinde. Niye ozon kullanılıyor? Çünkü klordan 3 bin kat daha fazla mikrop öldürücü özelliği var.” ABD’deki çelişkiye de şöyle dikkatleri çekiyor: “Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) diyor ki, tamam balıkları, etleri, tavukları ozonla temizletebilirsin ama ilaç olarak kullanma.” Ozonun tabiattaki tabii oluşumunu başta anlatmıştık. Tedavidekini profesörden dinleyelim: “Yüzde yüz oksijeni alıyoruz. Bir makineye sokuyoruz. Ultraviyole (mor ötesi) görevi yapan elektrik mekanizması var. Oksijen parçalanıyor, başka oksijenle birleşip ozon molekülü oluşuyor.” Ozonun direkt koklanması sakıncalı. Zaten havadaki oksijenin oranı da yüzde 21. Fazlası akciğerleri kurutabiliyor, sonu ölüme varabiliyor. Ozonun vücuda tatbiki, ne için gerektiğine göre değişiyor. Adale ya da ekleme şırınga mümkün. Popo veya tenasül uzuvlarından tatbik de. Bazen ozon ilave edilen kan tekrar vücuda enjekte ediliyor. Rus ekolünde ozon seruma katılıyor. Bunun detayları da kutularda. 10–15 dakikada ozonlu kanı geri verilebilir kişiye. Serumu da. Yeni tanınan tedaviler tartışılırken, ana argümanlardan biri ‘şarlatanlık’ hiç kuşkusuz. Olayın ozondaki boyutunu merak ediyoruz. Konunun hassasiyetini vurgulayan Prof. Dr. Lüleci, polemiklerle uğraşmak yerine esasen bataklığın kurutulmasından yana tavır sergiliyor: “Derneğimize üye kaydetmiyoruz şu anda. 24 ozoncuyuz. 15’e yakını öğretim üyesi, profesör ve doçent. Bakanlıktan olur bekliyoruz. Prosedürler ağır işliyor. Bakanlıkta bu işi bilen bir muhatabımız yok. Bakanlık isterse çıkartır bunu. İlaç firmalarının baskısı bakanlığımızda olmaması gerekir. Amerikan lobisi dışındaki ülkelerde ozon her branşta kullanılan bir tedavi. Gözdeki kullanımını Küba’dan öğrendi dünya. Bel-boyun fıtıklarındakini ise İtalya ve İspanya’dan. Çin’de 70 kişilik bir klinik 10 bin uygulama yapmış.” Ozonla diş tedavisi kongrenin ana konularından. Diş kökleri ve iltihapları ağrısız iyileştirilebiliyor. Diş hekimliğinde olay biraz farklı. Ozon dokuyla temas noktasında oluşuyor. Hasta katiyen ağrı hissetmiyor. Şimdilik ozondan faydalanan diş doktoru sayısı çok çok az. Dişte çığır açılacak Prof. Lüleci’ye göre : “Türkiye’de diş tedavisinde ozon heyecanı başladı şu anda. Kongremizde derli toplu bilimsel hâlde sunmanın gayreti içindeyiz.” Ozon tıbbın her alanına müdahil. Bazı uzmanlar, yan dal eğitimiyle ozoncu mu olacaklar, yoksa müstakil ozon uzmanları yetiştiren kürsüler mi faaliyete başlayacak tıp fakültelerinde? İşte Rusya’daki model: “Onkolojide ozon kullanımının teoriğini anlattılar. 3 bin kişilik onkoloji hastanesi. Klinik şeflerinin hepsi de ozon konusunda bilgili. Ortopedi, kadın doğum, cildiye vesaire… Esası şöyle; her bölümde bu işi ya birisi bilecek ya da hocalar biliyor olacak. Rusya’da benim gördüğüm bütün hocalar bu işten haberdar.” Terapi Türkiye’ye nasıl yerleşmeli? Lüleci, “Her kürsüden bir öğretim üyesi ozonla ilgilensin isterim. Ben göz tedavisi yapamam, yan bölümleri bilmem çünkü. Göz biliminden bir hoca ozonu öğrenebilir. Yaşlanmaya bağlı göz bozukluklarında ozonun faydası kanıtlandı. Genel bir ozon branşı da olabilir. Tıp fakültelerinde ozon dersi verilmeli. Bugün yok.” diye cevaplıyor soruyu. Hekimlerimizin bu sahadaki bilgi eksikliğine işaret de ediyor öte yandan. Alman bilim adamı Otto Warburg, tıp alanında iki defa Nobel ödülüne (1931-1944) layık görülen tek bilimci. Temel tezi şu: “Tümör hücreleri oksijensiz ortamda gelişir. Bir yerde oksijen eksikliği varsa, kanser riski devam eder.” Referans bilgi onkoloji (kanser) araştırmalarına günümüzde de ışık tutuyor. ‘Dokulardaki oksijen sisteminin normal çalıştırılabilmesi, oksijeni dokuya kullandırabilme’ adına kafa yoruluyor. Almanya’da tümörlü tavşanlar ozon tedavisiyle yüzde yüz iyileşti. Yeni bir araştırma bu. İnsan sağlığına adapte için henüz çok erken. Konu önyargısız irdeleniyor. Prof. Lüleci ilginç bir iddia da atıyor ortaya; “Bugün çok meşhur televizyona çıkıp konuşan herkesin bildiği onkoloji uzmanı arkadaşlar muayenehanelerinde üç yıl ozon tedavisi yaptılar. Gizli yapıp, sorulduğunda bilmiyorum, tedaviyi geciktiriyor demesinler.” Kanserde yardımcı metot statüsüyle ozondan yararlanıldığını söylüyor: “Dünyada tek başına tedavi olarak kullanılan yerler var. İlaçların da genel başarısı yüzde 7 oranındadır. Tek başına tatbikte ozon oranı daha yüksek.” Belli kurallara riayetten söz ederek, kanser açıklamasını şöyle sürdürüyor: “Kuralları var. Öncesi, sonrası, sırası. Belli kurallara uymak koşuluyla tedavilerin etkinliğini artırır. İlaçların tümör hücresine taşınmasını kolaylaştırır. Tümör oksijensiz ortamda yaşayamaz, ozon terapi ortamı oksijenize yapar. Tümör hücrelerinin bir miktarının ölümüne sebep olur. Metastazik genleri, kanser hücresinin başka dokulara atlamasını sağlayan genleri baskılar. Kemoterapideki saç dökülme ve diğer yan etkileri yüzde 60 oranında yok ediyor.” Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü, İstanbul’daki kongreye icabet edecekmiş: “Çok para gider mi diye korkuyorlar. Tam tersine maliyeti düşüreceği kanaatindeyim. Bize sormalarına gerek yok. Rus, Küba, İspanya sağlık bakanlıklarına sorsunlar komplekse kapılmadan. Almanya’da bütün sigorta şirketleri tedavi masraflarını ödüyor. İspanya’da, İtalya’da özel şirketler vasküler ve kapanmayan yara tedavi harcamalarını karşılıyor. Tabipler Odası 2008 kitapçığına ozon tedavisini koydu. Bu siyasi mütalaa değil, bilimsel gerçek. Bakanlık el atsın, bilen insanları bir araya getirsin. Ya da uygulanan ülkelerin bakanlarından öğrensin.” Lüleci, konuya vâkıf akademisyenlerin, ‘Gerçeği söylersem beni kürsüden atarlar, ne suya ne sabuna dokunayım’ kaygısı gütmelerinin prosedürleri tıkadığını da söylemeden edemiyor bu arada. Hangi hastalıklar ve amaçlar için ozon terapisinden faydalanılıyor? İyileşmeyen yaralarda. (Diyabet-şeker hastalığına dair, uzun süre yatağa bağlılıkta oluşan; dolaşım bozukluğuyla bacaklarda beliren ve enfekte yaralar.) Bel ve boyun fıtıklarında. (Fıtık içine ameliyathane şartlarında direkt verildiğinde bel ve boyun fıtıklarını yüzde 85–90 iyileştiriyor.) Kanser tedavisi ve kanserden korunmada. Kalp ve damar rahatsızlıklarında. Kas, eklem ve romatizmal şikâyetlerde. Virüs kaynaklı sağlık kayıplarında. Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesinde. Cildiyede. Gözde. Bağırsakta. Nisaiyede. Nörolojide. Anti-agingde (sağlıklı yaşlanma çabalarında). Selülitte. Kronik yorgunluk sendromunda. Stresi yenmede. Detoksta (Toksinlerden arınmada). Bellek ve hafızayı güçlendirmede. Cinsel fonksiyon bozukluklarında. Cilt bakımı ve güzelliğinde. Ozon terapisinin kullanılmaması gereken durumlar Favizm hastalığı varsa. (Alyuvarlarda bir enzim eksikliğiyle birlikte seyrediyor.) Alkolü müptelalık seviyesinde tüketenlerde. Hipertiroidi bulunanlarda. İleri derecede kansızlık çekenlerde. Hemofilili ve kanın pıhtılaşmadığı kişilerde. Pankreas bezlerindeki iltihaplar tekrarlayanlarda. Pek nadir görülse de ozona alerji duyanlarda. Ozonun vücuda aktarılış metotları Major yöntem: En yaygını budur. 50 ila 200 mililitre kan kişiden alınır. Dozu belirli ozonla karıştırılarak yeniden vücuda enjekte edilir. Minör yöntem: Şahıstan 2 ila 5 cc kan çekilir. Yine ayarlı dozda ozon ilave edilerek bu defa kas içine verilir. Sübkutan: Gereken doz ve hacimdeki ozon gazı ince uçlu bir iğne yardımıyla cilt altına bırakılır. Ozon, vücuttaki makat, dişilik organı ve kulak deliği gibi boşluklardan püskürtülebilir de. Eklem içine: Ozon gazı, rahatsız ekleme uygun bir iğneyle aktarılır. Ozonlu ürün kullanımı: Ozonlu su ya da yağ terapi düşünülen yerlere haricen sürülür. Torbalama yöntemi: Kapanmayan yaraların tedavisinde uygulanır. Kitle ya da lezyon içine-etrafına ozon tatbiki: Omurlarımız arasındaki disklere ve omurilik çevresindeki dokulara direkt uygulanır. Ozon saunada ise transdermal ve ısı artırılarak cilt nemlendirilir. Böylece buharlı ortamda bütün cilt ozon emer. Ozon tedavisiyle vücutta neler değişir? Hücre ve dokulara ulaşan kan artar. Bağışıklık sistemi güçlenir. Enfeksiyon hastalıklarına karşı direnç elde edilir. Damarlar yenilenir, tansiyon düzenlenir. Kan dolaşımının artışıyla cilt tazelenir; yumuşar, sıkı ve pürüzsüz görünüm oluşur. Kan ve lenf sistemi temizlenir. Adeta deri üçüncü bir böbrek ya da ikinci bir akciğer gibi fonksiyon görür. Biriken toksinin yok edilmesiyle kaslar gevşer, esnekleşir ve yumuşar. Eklem ağrıları ve kas rahatsızlıkları iyileşir. Hormon ve enzim imalatı normalleşir. Beyin fonksiyonları ve hafıza güçlenir. Depresyon hâlini, buna bağlı gerginliği ve sıkıntıyı azaltır. Stres hormonu adrenalinin okside oluşuyla kişi sakinleşir.
<< Önceki Haber Ozon tedavisinde karar anı Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER