İsveç'te değişen ne?


İsveç Parlamentosu'nun 1915-16 yıllarında Türkiye'de "Süryanilerin, Asurilerin, Ermenilerin, Keldanilerin ve Pontus Rumlarının uğradığı soykırım"ın tanınmasını hükümete tavsiye eden karar tasarısının 130'a karşı 131 oyla kabul edildiğini öğrendiğimde, doğrusu şaşırdım. Bugüne kadar benzer tasarıların hiçbiri kabul görmemişti. İsveç hükümeti, Türkiye-Ermenistan normalleşmesine büyük önem veriyordu. İsveç Parlamentosu, bütün parti gruplarıyla Türkiye'nin üyeliğini destekleyen AB'deki yegane parlamentoydu. Benzer bir tasarı 14 Haziran 2008'de yapılan oylamada, 32'ye karşı 254 oyla, hem de "tarihi yargılamak parlamentoların işi değildir" gerekçesiyle reddedilmişken, ne olmuştu da bu tasarı, bir oy farkla da olsa kabul görmüştü? Gerek İsveç basınında yazılanları okuyarak gerekse Stockholm'deki dostlarıma danışarak, neyin değiştiğini öğrenmeye çalıştım. Açıklamalar aşağıdaki noktalarda toplanıyor: Yine istisnai bir dönem geçiren ve 2006'dan bu yana iktidarda değil muhalefette olan Sosyal Demokrat Parti geçen kasım ayında yapılan kongresinde tavır değiştirdi ve "1914-18 arası Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermenilerin, Süryanilerin, Asurilerin, Keldanilerin ve öteki Hıristiyan grupların uğradığı soykırımın tanınması" için çalışma kararı aldı. Bu kararda Sosyal Demokratların, eylül ayında yapılacak olan seçimlerde Yeşiller ve Sol Parti ile kurdukları seçim ittifakının rolü oldu; AB üyeliğine ve Afganistan'daki uluslararası kuvvete katılmaya karşı çıkan Sol Parti ile üzerinde anlaştıkları bir dışpolitika konusu bulundu. İsveç'teki Süryani kuruluşları, tasarının kabulü için bu yıl her zamankinden daha aktif lobi yaptı. Tasarıya karşı olan iktidardaki sağ koalisyon partileri ise tasarının geçmesine ihtimal vermedikleri için gevşek davranınca, oylamada fire verdiler. İsveç Parlamentosu'nda yaşananların işaret ettiği iki önemli husus var: Birincisi, parlamentolar gerçekten tarihi yargılama yeri olmamalı. Dün bir yönde karar veren bir parlamento, politik konjonktüre bağlı olarak, yarın ters yönde karar verebiliyor. O zaman da tarihi gerçeklikten söz etmek zorlaşıyor. İkincisi, bu tür kararlarda idealist-insani kaygılardan çok, seçim hesapları (ve tabii başka hesaplar) rol oynayabiliyor. Bu da, alınan kararların samimiyetine ve ciddiyetine koyu bir gölge düşürüyor. İsveç'in önde gelen gazetelerinden Dagens Nyheter'in bu konuda yayımladığı "Ermeni soykırımı: Doğru düşünce, yanlış yöntem" başlıklı başyazı dikkate değer. Özetle şöyle deniyor: Parlamentonun aldığı nesnel olarak doğru kararda başlıca iki sorun var. Birincisi, ilkeyle ilgili: Parlamentolar, tarihi gerçeklikleri oylama yeri değildir. İkincisi, pratikle ilgili: Eğer hükümet ile parlamento aynı konuda farklı tutum alacak olurlarsa, dış politikayı yürütmek güçleşir. Öte yandan İsveç Parlamentosu'nun aldığı karar, Türkiye'de Ermenistan ile yürütülen normalleşmeye muhalefet eden milliyetçi çevrelerin değirmenine su taşıyor. Oysa uluslararası kamuoyu Türkiye'de sağcı milliyetçilikle ve baskıcı kanunlarla mücadele eden güçlere destek olmalı... Sosyal Demokrat Parti'nin yeni başkanı Mona Sahlin'in yorumu ise şu: "İsveç'le Türkiye ilişkileri kısa vadede bu karardan zarar görebilir, ama uzun vadede tarihle yüzleşilmeli. Umarım bu karar ona hizmet eder... Türkiye benzer kararlar alan bütün ülkelere aynı tepkiyi gösteriyor. Oysa suçlanan Türkiye değil ki... Söz konusu olan, daha Türkiye kurulmadan yaşanmış olaylar..." Lehte oy kullanan parlamenterlerden birinin söyledikleri de dikkate değer: "Türkiye'nin elçisini geri çekmesi çocukça bir iş. Kimse bugün Türkiye'yi yönetenleri suçlamıyor. Söz konusu olaylar bundan yüz yıl önce yaşandı..." İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ile Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in söyledikleri de malum: Karara üzüldük. Ama bağlayıcı bir yanı olmadığı için Türkiye ile ilişkilerimize hiçbir etkisi olmayacak. "Ermeni sorunu"nda ne yapmalı? Başka bir yazının konusu.
<< Önceki Haber İsveç'te değişen ne? Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER