Takım olmak


Maç seyretmek için iyi bir gece değildi. Futbola hiç ilgi duymayanları bile ekran başına çeken şey Türkiye-Hırvatistan milli takımlarının Avrupa Şampiyonası’na katılmaya dönük “play off” hesaplarının ötesindeydi. Toplumca üzerimize çöken depresyondan birkaç saatliğine de olsa uzaklaşmaya dönük bir şans yakalamıştık. Hırvatları yenersek hem 2008’deki “mucize” galibiyetin rövanşını vermemiş olacaktık hem de en çok ihtiyacımız olduğu sırada “birlik beraberlik ruhunu” yakalayacaktık. Deprem sonrası yaşanan onca kaostan sonra “takım olmak” için sahadaki 11 futbolcuya büyük görev düşüyordu. Daha maç başlamadan ekranlara İzmit’ten kaçırılan feribot haberi geldi. Van’daki otel enkazından gelen haberler de meslektaşlarımızın sağ çıkma olasılığının azaldığı yönündeydi. Çaresiz maçı izleyecektik. Bir zamanlar Mustafa Denizli’yi çileden çıkaran “İçimizdeki İrlandalılar” da ortada yoktu. Hiddink dışında Hırvatlara şans tanıyan neredeyse yok gibiydi. Usta yorumcu Rıdvan Dilmen, yarım saatte 2- 0 geriye düşmemize karşın Türk Milli Takımı’nın Hırvatları yenecek güçte olduğunu anlatmaya devam ediyordu. Böylece daha ikinci dakikadan itibaren Olic’in attığı gole rağmen maçı kazanacağımıza olan inancımızı yükseltip “içimizdeki Hırvatlarla mücadeleye” başladık. Hırvatistan 3-0 öne geçtiğinde bile umudumuzu kaybetmedik. Maçı berabere bitirebilir, olmadı “onurlu bir yenilgiye” razı olabilirdik. Bende maçı kaybetme duygusunu uyandıran Rıdvan Dilmen’in, “Ekonomisi bu kadar iyi giden bir ülkenin futbolu bu kadar kötü olmamalı” sözleri oldu! Futbolun sadece futbol olmadığını, siyasetten ekonomiye her şeyi etkilediğini, Portekizli diktatör Salazar’ın ülkeyi 3 F “Futbol, Fado, Fiesta” ile yönettiğini biliyoruz. Kötü giden maçta yorumcu sahadaki futbola odaklanmalı ve maçı daha başlarken kaybettiğimizi görmeliydi. Rıdvan Dilmen de işi ekonomi-politiğe vurdu. Türk futbolundaki düşüşle yükselen ekonomi arasındaki tuhaf çelişkiye işaret etti. Sahadaki kötü futbola bir gerekçe arayacaksak “şike”nin gölgelediği, kirlettiği bir ligdeki “moral çöküşün” Hırvatistan maçına da yansıdığından söz etmek daha sportif olmaz mıydı? Kaldı ki “ekonomiyi” esas alacaksak, şu anda borç krizi altındaki İtalya, İspanya ve Portekiz’de futbolun dibe vurması gerekirdi. Oysa dibe vuran futbol Hiddink’in deyimiyle Türkiye’nin “realitesi.” “Takım olamamanın” tüm olumsuzlukları yansıdı maça. Kaleci Volkan’ın maçı bırakıp, tribünlere oynaması, “içimizdeki Hırvatlar”ın son tezahürüydü. Maçta olan bir arkadaşım, dünya üçüncülüğüne rağmen “karizması yok” diye eleştirilen Şenol Güneş’ten “özür dilenmesi” gerektiğini söylüyordu. 2008’deki başarının mimarı Fatih Terim’den de! Milli Takım’a geçmiş olsun.

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER