Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı acı gerçek!

Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erhan Başyurt Cemaat ve tarikatların tasfiye planı ve Taraf gazetesinin 17 Ocak'ta yayınladığı MİT belgesi ile ilgili yazısını köşesine taşıdı

Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı acı gerçek!

"28 Şubat’ta Erbakan’a, 2004 MGK’sında Erdoğan’a “imzalattırılan” dini grupları tasfiye planı, bu kez iktidarın onayı ve sorumluluğu altında MİT üzerinden icra edilmeye çalışılıyor." diyen Başyurt "Bir iktidar bunca tecrübeye rağmen nasıl bu tuzağa düşer, kendi eliyle kendi tabanını nasıl hedef haline getirir anlamak mümkün değil." dedi. Başyurt' ilginç bir noktaya dikkat çekti: "İki haftayı aşkın süredir gerek siyasilerden gerekse ilgili kurumdan “yalanlanır” diye umut ederek bekledim ama nafile..."

İşte Erhan Başyurt'un ilgili yazısı....

Cemaatler ve tarikatları tasfiye planı mı?

Taraf gazetesi 17 Ocak’ta, “2014 Yılı Hedef Öncelikleri ve Planlı İstekleri Kapsamında” başlıklı yeni bir MİT belgesi yayınladı.

İki haftayı aşkın süredir gerek siyasilerden gerekse ilgili kurumdan “yalanlanır” diye umut ederek bekledim ama nafile...

Belge birkaç açıdan ilgi çekici ve üzerinde durulması gereken unsurlar ihtiva ediyor.

Birincisi, “Kamu kurum/kuruşlarında paralel devlet yapılanmaları (PDY) birinci derece hedef önceliğinde izlenecektir” denilerek talimat veriliyor.

Bunun için “mevcut nitelikli kaynaklardan istifade edilmesi” ve “yeni nitelikli kaynak temini” yapılması talep ediliyor.

Açıkça bu gruplara sızılması, adam devşirilmesi isteniyor.

Demek ki, “paralel devlet“, “çete” diyerek şu ana kadar tasfiye edilenlerin hiçbir hukuki dayanağı yok. Somut bilgilere dayanmıyor.

Demek ki, “kukla gazeteciler“ üzerinden her gün yapılanoperasyon yapılacak”, “gazeteciler de tutuklanacak” tehditleri korku ortamı oluşturmaya yönelik.

Tuzağa mı düşüldü? Yoksa acı gerçek mi?

İkincisi, MİT belgesi tüm dini grupların fişlenmesi, tespit edilmesi talimatı veriyor.

“Yerli/yabancı radikal dini örgütler ile yerli/yabancı dini akımlar” için açık ve net bir ifade ile takip ve fişleme talep ediliyor.

“Paralel devlet yapısı“ bu hükümet için neden sadece ve sadece dini akımlar olsun ki?

28 Şubat’ta Erbakan’a, 2004 MGK’sında Erdoğan’a “imzalattırılan” dini grupları tasfiye planı, bu kez iktidarın onayı ve sorumluluğu altında MİT üzerinden icra edilmeye çalışılıyor.

Bir iktidar bunca tecrübeye rağmen nasıl bu tuzağa düşer, kendi eliyle kendi tabanını nasıl hedef haline getirir anlamak mümkün değil.

Tabii aksi de mümkün, dini akımlar açısından yıllara varan bir “aldanmışlık“ söz konusu diye de düşünülebilir...

Aynı kültürden beslenildiği düşünülen bir siyasi hareket tarafından siyasi ikballeri için her defasında kolayca feda ediliyorlar.

Sistematik ve yıllara yayılan bir fişleme

Üçüncüsü, 11 yıllık süreçte yasa dışı fişlemeler, dini grup ve akımları takip ettirmek, iktidar için bir alışkanlık haline gelmiş gibi...

Hatırlarsanız, 2006’dan 2013’e kadar süren “fişleme” çalışmalarının belgeleri yayınlandı ve kamuoyunda genişçe tartışıldı.

Tamamı yasa dışı, kapsamı sadece bürokratlar olmayan, okullardan vakıflara, işadamı topluluklarına uzanan, Nurcu, Nakşibendi, Süleymancı, Kadiri, Menzilci, Milli Görüşçü, Gülen Grubu’na yakın gibi ideolojik ve dini referanslı sistematik fişleme örneklerine şahit olduk.

O kadar ki, kurban hissesi bağışladığı için fişlenen bir kaymakam adayından iktidara en yakın olduğu düşünülen bir iş örgütünün yeni başkanına kadar uzanan “dini aidiyet ve ideoloji“ merkezli fişlemeler...

El-Kaide' class='textetiket' title='El Kaide haberleri'>El Kaide çıktı, tarikatlar listeye girdi...

29 Nisan 2010 tarihli Vakit Gazetesi’nin yayınladığı “MİT’ten şaşırtan rapor“ başlıklı haber de, bu dönemde “dini akımlar/gruplara“ bakış konusunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Vakit’in yayınladığı, MİT’in “2010 Yılı Hedef Öncelik Tablosu“nda Süleymancılar, Nakşiler, Nurcular, Gülen Grubu ve İHH “Birinci Derece“ izlenecekler listesine alınırken,El Kaide terör örgütü ise takip edilecekler listesinden çıkarılmış...

Sonuçta, dini grup ve dini akımların “muhafazakâr demokrat“ bir iktidar döneminde hedef haline getirilmesi, sistematik şekilde tek tek fişlenip tasfiye edilmeleri, üzerinde düşünülmesi ve çalışılması gereken bir konu.

Bu çalışmaların ısrarla MİT üzerinden yürütülmesi, yıllar içinde dini grupların daha da büyüyen bir şekilde hedef haline getirilmeleri ve son olarak “paralel devlet yapısı” olarak görülmeleri, ciddi analizler yapılmasını gerekli kılıyor.

TÜSİAD ve vatana ihanet!

Vatana ihanet, bir vatandaşın ülkesine karşı düşeceği en alçak durumdur.

Bu nedenle tüm dünya ülkelerinde suçtur.

İhanet edenlerin affı da söz konusu değildir.

Bu nedenle böyle ağır bir yafta, delilsiz, hukuk tarafından ispatlanmadan telaffuz edilmez.

Bu nedenle hiçbir dayanağı ve ispatı olmadan bu sözleri kullanan kimselere, mahkemeler tarafından “hakaret cezası“ verilir.

Ne var ki, bu en ağır suçlama ve sözler son dönemde sıradan bir tartışma kelimesiymiş gibi, muhalif duruşu olan herkese rahatlıkla kullanılır hale geldi.

Gazeteciler, yargı mensup-ları, Camia mensupları derken, kervana iş dünyasının en hacimli kuruluşu TÜSİAD da katıldı...

Enerji hariç dış ticaretimizin yüzde 80’ini, tarım ve kamu hariç istihdamın yüzde 50’sini karşılayan insanlara karşı kullanılan bu sözler de diğerleri kadar yakışıksız ve kabul edilemez.

Muhalif her görüşü, dostça yapılan her uyarıyı “ihanet” ile yaftalamak, “tehditle” bastırmak, Türkiye’yi demokratik ve özgür toplum çizgisinden uzaklaştırır.
<< Önceki Haber Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı acı gerçek! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER