''Öz abim aramadı ama Rus iş arkadaşım beni unutmadı''

''Bir buçuk yıl sonra Türkiye’deki işi bitip Rusya’ya dönerken, havalimanında Rus arkadaşıma veda ederken verdiği cevap beni çok duygulandırmıştı. “Ben sana ihtiyacın olduğu için vermiştim, ihtiyacın olduğu müddetçe sende kalacaktır.''

SHABER3.COM

Ali TURNA* | samanyoluhaber.com
Öz abim aramadı ama Rus iş arkadaşım beni unutmadı


TAHİR GÜZEL İLE RÖPORTAJ

-Kendinizden bahseder misiniz?

-37  yaşındayım,  inşaat  mühendisiyim. Mersinliyim. İstanbul’da yaşıyorum.  Evliyim, 4 yaşında bir kızım var. 2009’dan beri devlet  memuruyum. İnşaat mühendisi olarak çalışıyordum. 2016 Ağustos ayında müdürüm çağırdı. İyi bir haber vermeyeceğini söyledi.  “Seni çok seviyoruz, başarılı da buluyoruz ama idari işlerden sorumlu arkadaş ben tebliğ edemeyeceğim siz söyler misiniz, dedi bu yüzden bu acı haberi vermek bana düştü.” dedi ve açığa alındığımı istemeye istemeye söyledi. Evde yirmi gün şaşkın şaşkın beklerken KHK ile atıldığımı internetten öğrendim. Benim gibi otuz bin kişi atılmıştı o gün. 15 gün sonra da kaldığım lojmandan çıkartıldım. Son ayki maaşımı vermedikleri için hiç param yoktu, ev kiralayacak hatta evi taşıyacak durumum da yoktu. Başarılı olduğum için beni çok seven müdürüm Kartal’daki küçük dairesinde kalabileceğimi söyledi. Kira konusunda da paran olunca ödersin kafana takma demişti. Ev işini çözmüştüm, sıra eşyaları taşımaya gelmişti. Param olmadığı için borç ararken bunu duyan İtalyan ve Rus  olan çalışma arkadaşlarım taşınma masraflarımı üstlenmişti. Ben borç olarak bunu kabul edebileceğimi, para kazanmaya başlar başlamaz geri ödeyeceğimi belirttim.

Farklı dünya görüşüne sahip solcu bir arkadaşım da bana iş vermişti, asgari ücretten. Bu benim için çok önemliydi. Bundan önce Rus olan çalışma arkadaşım küçük kızın var lazım olur diye bana bin Euro kadar da nakit borç vermişti. Kendi akrabalarım sırt döndüğü, kendi milletimden olanların işten attığı bu dönemde Rus vatandaşı bu arkadaşın yaptıklarını nasıl unuturum?

“İnsan olmanın ırkla, dinle, dille alakalı olmadığını bu yaşımda tecrübe ederek öğrendim.”

Bir buçuk yıl sonra Türkiye’deki işi bitip Rusya’ya dönerken, havalimanında Rus arkadaşıma veda ederken verdiği cevap beni çok duygulandırmıştı. “ Ben sana ihtiyacın olduğu için vermiştim, ihtiyacın olduğu müddetçe sende kalacaktır.”

Daha sonra öğrendim ki ben hapisteyken bu arkadaş birkaç kez eşimi arayıp bir şeye ihtiyacının olup olmadığını sormuş ki öz abim bir kere bile aramamışken.
Yeni işe girdiğim firma yeniydi ve ülkenin içinde bulunduğu kriz ortamından dolayı işleri çok iyi değildi ve maaşlarımızı bile tam alamıyorduk. Hatta son 3 aylık maaşımı hiç alamadım. Ailemi geçindiremeyecek duruma gelmiştim. 4 yaşındaki kızımın o masum duruşunu her gün gördükçe içim acıyordu. Farklı bir sürü firmaya başvurmuştum. Başarılı CV’mi göndermeme rağmen KHK ile atıldığım için bütün kapılar üstüme kapanıyordu. Ta ki tutuklanana kadar.

-Nasıl tutuklandınız?

-Size gözaltı sürecimden önce yaşadığım bir anımı mutlaka anlatmak isterim. Asgari ücretli çalıştığım ama o az olan maaşımı dahi tam alamadığım bu son süreçte ne kendime ne de eşime bir şey alabiliyordum. Mecburi ihtiyaçlarımızdan eğer artırabilirsek sadece kızımıza harcamaya çalışıyorduk. Çalıştığım işteki pozisyonum sahada tamamen yürüme üzerineydi ve ayakkabılarımın altı yırtılmıştı. Outlet çarşısından indirimli bulduğum bir ayakkabıyı istemeye istemeye almıştım. Daha kutusundan çıkaramadan o akşam gözaltına alınmıştım. Şu an o ayakkabıyı aldığıma o kadar çok pişmanım ki o parayla kızıma bir şeyler alabilirdim.

Bir sabah saat 5 sularında kapının çalmasıyla uyandım, eşim namaz için kalkmıştı zaten. Kapıyı açtım 4-5 polis karşımda duruyordu. Hayırdır ne oluyor dememe fırsat kalmadan içeri girip evi didik didik aradılar. Beni gözaltına alacaklarını belirttiklerinde gerçekten ne yapacağımı bilemedim. Eşimle vedalaşıp uyuyan kızımı uyandırmadan usulca öpüp çıktım. Eşimin duygu yüklü, endişeli, çok fazla korkulu bakışları altında ellerim kelepçelenerek ekip otosuna bindirildim. Vatan emniyette 2 gün kaldım.

-Vatan emniyette neler yaşadınız?

-Pis rutubet kokan gece ve gündüzün olmadığı zaman mefhumundan uzak belirli saatlerde tuvalete çıkabildiğimiz, bu yüzden az su içip, verilen soğuk kumanyayı yiyemeden iade ettiğimiz bir süreç yaşadım.

Nezaret arkadaşım 45 yaşlarında bir uyuşturucu satıcısıydı. Hayatımda ilk defa bir suçluyla tanışmıştım.
Polis sorgusunda gerçekten benden çok uzak, alakasız sorulara cevap vermeye çalıştım. Devletin gönderdiği avukat soruları görünce böyle suçlama mı olur, diye sitem etti. Ben de herhalde bırakılırım diye ümit ederken pat diye tutukluğumun devamı dendi.

Cuma sabah saat 10 gibi adliyeye götürüldüm. Adliye nezaretinde yeni suçlularla tanışarak gece 10 sularında mahkemeye çıkarıldım. Hâkime 7,5 sene boyunca devlete çalıştığımı, şehir dışı projelerinde verilen yol parasını dahi devletin hakkı geçer diye iade ettiğimi, devlete birçok büyük projeler yaptığımı ve birçok ödül aldığımı, amirlerime sorulursa benim ne kadar vatansever olduğumu söyleyeceklerini,  kimsenin hakkını yemediğimi belirtip nasıl olur da beni bir terör suçuyla suçlayabileceklerini söylesem de uzun savunmalarımın hiçbirini dinlemeyen hâkim soğuk bakışlarla tutukluluğumun devamına karar verdi.  Dünyam kararmıştı. Bir yanlışlık olduğunu ve bırakılacağımı beklerken cezaevi yolu gözükmüştü bana.
Metris’e götürülmek için ekip arabasına götürülürken hâlâ vicdanını kaybetmemiş bir polis eşimle vedalaşmama izin verdi. Eşime sarılıp helalleştik o duygu yüklü anı kelimelerle ifade edemem. Şu an bunlardan bahsederken bile gözlerim yaşarıyor.

Eşimin o anki gözü yaşlı bakışlarına inat metanetli duruşuna karşılık istemeye istemeye el sallayarak sadece Allah’a emanet ol diyebildim. Gece bir sularında Metris’e ulaştık. Yoğun ve titiz aramalar sonrası giriş nezaretinde Vatan’da tanıştığım uyuşturucu satıcısı ile muhabbet ettik. Benim hikâyemi dinleyince, “Ooo senin işin benimkinden daha zor, sen kalıcısın.” dedi.

-Metris’te neler yaşadınız?

-3 gün kaldım. 01 koğuşuna götürüldüm içeride 6-7 kişi vardı. Aç olup olmadığımı sordular. Samimi ve dostane, ellerinde ne varsa benimle paylaştılar. Hele de ikram ettikleri sıcak çay birçok şeyi o anlığına unutturmuştu bile. Tuvalete rahatça erişebilmenin rahatlığıyla çayı da suyu da kana kana içmiştim. Yataklar pis olsa da emniyet yorgunluğundan sanırım yığılıp kalmışım. Sabahleyin sayım kavramını yaşayarak öğrendim. Sayımdan sonra avlu açıldı ve volta atmaya başladım. Yeni yeni terimler öğreniyorduk. Kahvaltı sonrası bizi tabuta bindirip Silivri’ye götürdüler. Jandarmanın kelepçesi polisinkinden farklıydı, acıtıyordu. Silivri’ye geldiğimizde aynı aramalar yeni, üstünde terör örgütüne üye yazılı kimlikle koğuşumuza gönderdiler. Malum ortası sarı eski bir yatakla. Eşyalarımın bir kısmını vermediler üstünde yazı var diye.

-Ne zamandır Silivri’desiniz, neler yaşadınız koğuşta?

-3 ay 10 gün oldu ama bana etkisini  soruyorsanız 30 yıl diyebilirim. Nasıl duygular konusunda çok güzel duygulardan bahsetmemi beklemeyin. Hangi birini anlatsam ki? Burada yaşadığım karmaşık duygularla mahpus hayatımı mı, kirasını ödeyemediğim evimin halini mi,  kayınpederimin yanında emaneten yaşayan eşimin ruh hali ve imkânsızlıklarını mı, babasız yaşayan kızımı mı anlatayım?

Koğuşa girdiğimde güler yüzle karşıladılar. Sağ olsunlar, çok yardımcı oldular. Biri çay getirdi, oturduk, tanıştık. Bir mühendis olarak hapiste ne işim var derken koğuşta esnaf, programcı, mimar, mühendis, doktor, CV’si kabarık insanlarla tanıştım. Hiçbiri beni tanımıyordu ama bir aile yakınlığıyla benimle ilgilenip, beni teselli ettiler. Güzel bir sistem kurmuşlar ve arkadaşların da yardımıyla beni sisteme adapte ettiler. Cemaatle namaz ve uzun zamandır elime almadığım Kur’anı’mla bir daha tanıştım. Buradaki arkadaşlarımı tek tek anlatmak isterim. İstisnasız hepsinin yeri bende çok farklı. Dışarıda dahi bu denli güzel insanlarla tanışmamıştım. Sanırım devlet seçerek tüm güzel insanları Silivri’ye toplama kararı almış. İlk açık görüşte ailemle, kızımla görüşmem fazlasıyla duygusaldı. Alışmam biraz zaman aldı ama alışıyor işte insan. Cezaevine girdikten kısa bir süre sonra Kurban Bayramı’ydı. Çok hüzünlü geçmişti. Sanırım bu sene kurban kendimdim. Avluda kahvaltı yaptık, bayramlaştık çok duygu yüklü bir bayramdı. Keşke bir kamera olabilseydi ve kaydedebilseydik buradaki bayramı.

Beni en çok yaralayan diğer anım, bir ay sonraki açık görüşe gelen kızımın ruh haliydi. Görür görmez sarıldı, kafasını kucağıma koyup, “Baba sen artık burada mı yaşayacaksın?” cümlesi inanın her gün kulağımda çınlıyor. Normal hayatımda 20’li yaşlarımda kaybettiğim anam ve babamın acısı şu anda hem yetim hem öksüz hem de ailemden uzak olmanın acısı daha ne kadar fazla acı yaşayabilirdim ki? Ama inanın Allah’ın yardımıyla bu acılara katlanıp şükredebiliyorum.

Dışarıdaki bu bana yapılan hukuksuzluğa umursamaz insanların, akrabaların tavrı inanın daha fazla acıtıyor beni… Ben daha yeniyim, evet 3 ay kadar oldu ama 2 yıldır kalan ve ucunun belli olmadığı bu süreç insanı kahrediyor.

Kafamda sadece sorular, cevabı olmayan. Neden buradayım? Ne yaptım ki? Ne zaman masum olduğum anlaşılacak? En garibi hâlâ suçumun ne olduğunu bilmemem. Avukatımın söylediği bir itirafçım varmış. Ama inanın o şahsı da ne tanıyorum ne de gördüm. Tanımadığım, bilmediğim bir şahsı tanımadığımı nasıl ispat edebilirim ki? Gerçekten şaka gibi… Özgürlük, adalet, hukuk gibi kavramlar çok değişken buralarda. Sadece kızımı ve eşimi özledim desem kim ne anlayabilir ki bu hayatı yaşamadan? Elimden gelen tek şey  ısrarcı olarak devamlı dua dua dua. İnanın sadece ailemden uzak kalmanın acısı. Yoksa az ve kötü yemekler, paslı kapılar, pis yataklar inanın alışabiliyor insan ama kızımdan uzak kalmaya alışamadım bir türlü.

*Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.


İletişim: [email protected]

<< Önceki Haber ''Öz abim aramadı ama Rus iş arkadaşım beni unutmadı'' Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER