Muhalefet partileri için seçim tüyoları

Muhalefet partilerinin sonucu belli bir seçime girmelerinin sebebi, AK Parti’nin noksanlarını bulup çıkarmak yerine zaten iyi yaptığı şeyleri taklit etmeyi seçmeleridir.

Muhalefet partileri için seçim tüyoları

Dr. ERTAN AYDIN - STAR GAZETESİ Her siyasal seçim öncesinde olduğu gibi 2011 genel seçimleri öncesinde yapılan en önemli tartışma seçimlerin kaderini ideoloji ve kimlik mi yoksa vaatler yani projeler mi belirleyecek? Esasında bu tartışma, sadece ülkemize mahsus değil. Lakin bu tartışmanın sadece bizim ülkemize has çıkarımları ve nitelikleri göz ardı edilmemelidir. Muhalefet partilerinin ikilemi: Son dokuz yıllık AK Parti iktidarına karşı getirilen muhalefet ve eleştiri söylemlerine baktığımızda, kimlik ve ideoloji merkezli eleştirilerin öne çıktığını görüyoruz. Ancak, Deniz Baykal’ın kişiliği ile sembolleşen, AK Parti “gericiliğine” karşı CHP “ilericiliği” söylemi, ana muhalefet partisi için sürekli seçim yenilgileri ile sonuçlandı. İşte bu seçim yenilgilerinin ardından, CHP tabanı kimlik ve ideoloji merkezli konumunu korumaya devam ederken, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, muhalefeti kimlik ve ideolojiden, ekonomi ve proje konularına çekmeye çalışmaktadır. Ancak, bu siyaset değişikliği özünde önemli bir açılımı barındırsa da, ana muhalefet partisi için yeni ikilimler doğurmaktadır. Zira, ekonomi ile iç ve dış siyaset merkezli bir eleştiri, AK Parti’in en güçlü olduğu alanlarda ona alternatif geliştirmeyi gerektiriyor ki, iktidar partisine onun en güçlü olduğu konularda meydan okumak da çok kolay görünmüyor. Kutuplaştırıcı politikalar Zira, AK Parti’nin son dokuz yıllık dış politika ve ekonomi alanında performansı Türk seçmeninin büyük çoğunluğu tarafından çok başarılı görülüp destekleniyor. Özellikle hükümetin dış politika çizgisini, AK Parti’ye oy vermeyen seçmenler de beğenip tasdik ediyor. Örneğin, ne MHP’nin ne de CHP’nin, Erdoğan’ın dış politika vizyonuna karsı getirebileceği bir alternatifi var. Tayyip Erdoğan, dünya ölçeğinde tanınan ve uluslararası ilişkilerde sözü geçen bir lider konumuna sahip. Ekonomik performans konusunda da AK Parti politikalarına karşı gösterilen ciddi bir eleştiri mevcut değil. Şu anda ekonomide AK Parti için getirilen tek eleştiri olarak, soyut bir “yolsuzluklar var” tezi ki, bu her iktidar döneminde olan bir eleştiri ve somut örneklere ve kişilere dayanmadığı müddetçe çok etki yapamıyor. Bunun yanı sıra, AK Parti hükümetlerinin sağlık ve ulaştırmada sergilediği yüksek performans, bu seçimde muhalefeti en fazla sıkıntıya sokan konuların başında geliyor. Örneğin, yapılan kamuoyu araştırmalarında sağlık ve ulaştırma alanlarında, AK Partili olmayan seçmenin bile önemli bir kısmı olumlu kanaatlere sahip. Bu anlamda, muhalefetin 2011 seçimlerini kimlik söylemlerinden daha ziyade proje konularına çekmesi çok ta makul bir strateji olarak gözükmemektedir. Zira, AK Parti’nin en güçlü tarafı bugüne kadar sergilediği icraatları ve proje odaklı siyaseti. Muhalefet partilerinin en önemli kozları yine sahip oldukları kimlik söylemleri ve ideolojik duruşlarıdır. Kimlik konularını unutturup tümüyle projelere yoğunlaşılması daha çok AK Parti’nin lehine olacaktır. Bu ikilem sebebiyle, seçimlere yaklaştıkça partiler arası mücadelenin tekrar kimlik politikası etrafında döneceği öngörülebilir. Bu noktada Kılıçdaroğlu CHP’sinin ilginç bir açmazı var. Bir taraftan, Baykal döneminin “irtica” söylemi temelli muhalefetini terk etmiş durumdalar. Yeni CHP artık AK Parti’yi bir dinci hareket ve irtica olarak görmüyor. Sivil diktatörlük veya Ergenekon temelli eleştiriler, Baykal dönemi irticacılara karşı ilerici Kemalistler söylemine kıyasla, Türk siyasi kültürü için bir ilerleme sayılabilir. Yani bazı yönlerden CHP bir normalleşme içine girmiş durumda. Öte yandan ise Kılıçdaroğlu’nun Alevi kökeni, Alevi seçmenler arasında büyük bir heyecan yaratmış durumda. Yani Kılıçdaroğlu’nun kendisi ve CHP hiç bir Alevi sekteryan vurgu yapmasa bile ki bunu pek yapmadılar zaten, CHP tabanının Alevi kesiminde liderin kimliği çok önemli bir gurur meselesi olarak görülmektedir. İşte tam bu noktada, CHP’nin Alevi kökene sahip bir lidere sahip olması, Türkiye’deki kimlik merkezli kutuplaşmanın azalması için önemli bir şans olabilir. Zira Kılıçdaroğlu, Alevi kökeni sebebiyle, Sünni seçmenin kimlik politikasına karşı Baykal’dan daha hassas olacaktır. Yani gerçekten de Alevi bir CHP lideri, başörtüsü konusunda Sünni bir CHP liderine kıyasla çok daha cesur adımlar atabilir. Benzer bir durum, AK Parti’nin Alevilere karşı tutumunda gerçekleşti. Alevi seçmen AK Parti’ye genelde oy vermek istemeyebilir. Ancak, AK Parti hükümeti, Alevi vatandaşların taleplerine cevap verme konusunda diğer partilere göre çok daha cesur davrandı. Başbakan Erdoğan’ın bu konuda, daha önceki Sünni liderlere kıyasla önemli açılımları oldu. CHP başörtüsüne önem vermeli Hatta Dersim konusunu gündeme getirmesi ve bu olaylar sebebiyle mağdur olan insanların acısını paylaşması bile Türk siyasi tarihi acısından bir dönüm noktasıdır. Erdoğan’ın liderliğinin etkisiyle, şu anda Türkiye’de pek çok Türk ve Sünni vatandaş, Kürt ve Alevi vatandaşların Türk tarihinde yaşadıkları mağduriyetler ve ayrımcılık konusunda daha empatik düşünmeye başladılar. Nitekim Başbakan Erdoğan’ın Aleviler ve Şiiler konusunda yaptığı konuşmalar, Suudi Arabistan ve İran eksenli Ortadoğu genelindeki Sünni-Şii kutuplaşmasını azaltma açısından bile önemli bir olumlu tesire sahip oldu ve Irak Şiilerinin lideri Ayetullah Sistani tarafından takdirle karşılandı. Eğer Kılıçdaroğlu da Türkiye’deki dindar Sünni vatandaşların kimlik sorunları konusunda Tayyip Erdoğan’ın Alevi açılımında yaptığı kadar cesur adımlar atabilirse, seçmen tabanında uzun dönemde Sünni-Alevi ayrışmasına dayalı kimlik siyaseti, kutuplaştırıcı değil, uzlaştırıcı bir sonuca götürebilir Türkiye’yi. Alevi seçmenlerin büyük çoğunluğunun hep CHP’ye oy vermeleri Türk siyaseti için belli açılardan çok ta sıkıntılı bir durum değildir. Önemli olan, Alevi tabanın bir kısmının, dindar Sünni’leri bir düşman gibi görmeleriydi. Bu onların başörtüsü yasağına sempati göstermelerine yol açtı ki, gerçekte, Alevi tabanın başörtüsü yasağını desteklemeleri ve hatta bazılarının Türkçe ezan nostaljisi yapmaları onlar için çok çelişkili bir tavır. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin atacağı bazı sembolik adımlar, ki özellikle başörtüsü konusunda olabilir bu, onlara başörtülü seçmenlerden çok oy kazandırmayabilir. Zaten kimlik siyasetinin problemi oy sayısında değil, ülkede yarattığı kutuplaşma ve gerginlikteydi. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, AK Parti liderliğiyle paralel olarak önemli kimlik siyaseti açılımlarıyla, Türk siyaset kültürü açısından önemli bir normalleştirmeyi gerçekleştirme fırsatını da sunuyor. Ekonomide yarışmak çok zor CHP ve MHP için ekonomik proje ve dış siyaset merkezli muhalefet zayıf kaldığı ve kimlik merkezli siyaset ters teptiği durumda, üçüncü pragmatik bir yol kalıyor, o da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kişisel saldırılarda bulunmak ve adeta küfürlü siyaset yapmak. Son zamanlarda, gerek Bahçeli ve gerekse Kılıçdaroğlu böyle bir siyasetin örneklerini vermeye başladı. Böyle hiddetli bir muhalefet, kısmen bu iki muhalefet partisinin tabanındaki keskin grupların ruh halini yansıtıp, onları ateşlemeye yarasa da, Başbakan Erdoğan onlarla aynı seviyeye inmedikçe Türk seçmeni üzerinde çok tesirli olmayacaktır. Zira yaklaşık dokuz yıllık başarılı liderlik performansı ile Başbakan Erdoğan tüm İslam dünyasında en sevilen siyasetçilerden biri olduğu gibi küresel bir kişiliğe sahip. Bu seviyede bir parti liderine ucuz kişisel saldırılar, AK Parti seçmeni üzerinde hiç etki etmeyeceği gibi, kararsız seçmenler arasında Erdoğan sempatisine yol açacaktır. Bu seçimin, diğer önemli bir özelliği, CHP-MHP-AK Parti üçgenindeki oy kaymaları olacaktır. Türkiye’de siyasetin en önemli özelliklerinden birisi, şu anda CHP-MHP-AK Parti arasındaki paradoksal ilişki olsa gerek. CHP liderleri, AK Parti veya Erdoğan’a sol söylem ve kimlik siyaseti çerçevesinde saldırdıkça, MHP ve Devlet Bahçeli’yi gölgede bırakıp, MHP tabanını AK Parti’ye doğru itiyorlar. 12 Eylül referandumunda, AK Parti-CHP eksenli bir kutuplaşmanın nasıl AK Parti’nin lehine sonuçlandığını çok iyi gördük. Pek çok MHP seçmeninin, ikinci tercih edeceği parti AK Parti’dir. Bu AK Parti-CHP gerilimi, MHP bu ikisi arasında CHP yanında görüldüğü noktada, tabanından AK Parti’ye kaymaları engelleyemeyecektir. Zaten yüzde 10’luk barajın hafif üstünde bir seyir izleyen MHP, böyle bir siyaset hatasının kurbanı olarak barajı geçememe riskini de taşıyor. Aslında CHP ve MHP arasında yaşanacak bir gerilim, her iki partinin seçmen kazanmalarına yol açıyor. Ancak, bu iki parti de muhalefette olduğu için, birbirlerini hedef almaları için şimdilik bir sebep de bulunmuyor. Kimlik siyasetinde rekabet Son olarak, önümüzdeki seçimin diğer önemli bir yönü de Kürt kimlik siyaseti çerçevesinde AK Parti ile BDP arasındaki rekabet olacak. CHP ve MHP hala doğu Anadolu’da yoklar ve bir anlamda, Kürt vatandaşların çoğunluğunun yaşadığı yerlerde, AK Parti tüm Türkiye’nin ileri demokrasi merkezli çözüm önerisini sembolize ediyorlar. BDP ise önemli bir ikilem içinde. Normalde, AK Parti ile bu ileri demokrasi vizyonu ve yeni anayasa temeli içinde uzlaşabileceği pek çok nokta var ve Doğu Anadolu’daki kimlik siyasetinin aşılmasına ve sorunların çözülmesine yardımcı olabilirler. Ancak, Abdullah Öcalan’ın hapishane koşulları ve ilerideki durumu, BDP için yeni Anayasaya ve ileri demokrasi vizyonundan daha önemli bir öncelik halini almış durumda. Eğer BDP bu çizgisini sürdürürse, ironik olarak, Kuzey Irak’taki Kürt hükûmeti ile araları da açılabilecek. Teorik olarak, Türkiye’deki Kürt seçmenin, demokratik bir siyaset temelinde, bağımsızlık dışında alamayacağı ve gerçekleştiremeyeceği hiç bir talebi bulunmuyor. Türkiye’nin bugünkü demokrasisi her türlü talepleri gerçekleştirmeye müsait. Tek sorun, İmralı’daki liderlerinin konumu ile ilgili olarak yapılacak bir şeyin olmaması. Bu durum, BDP’nin demokratik siyaset vizyonu açısından ciddi bir karanlık nokta olmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu tıkanmışlık sebebiyle, BDP de yeni bir ivme kazanıp, açılım yapamıyor. Orta vadede, eğer hükümet Kürt seçmenin demokratik hakları veya kimlik haklarını kısıtlayacak bir uygulamaya girip, Kürt vatandaşları küstürüp BDP kampına itmezse, BDP oyları erimeye devam edecektir.
<< Önceki Haber Muhalefet partileri için seçim tüyoları Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER